Suriye başta olmak üzere Irak ve Afganistan'dan Türkiye'ye sığınan kimsesiz savaş mağduru çocuklardan 38'i, Türk koruyucu ailelerin yanına yerleştirildi.
Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, ashâbını yetiştirme husûsunda olduğu gibi, Ehl-i Beyt’inin, yani âile efrâdının tâlim ve terbiyesinde de daha ziyâde sohbet usûlünü tercih etmiştir.
Suriye'nin Halep kentindeki çatışmalardan kaçarak Şanlıurfa'ya gelen 7 kişilik aile, soğuk kış günlerini, boş arazide ağacın altına kurdukları çadırda geçiriyor.
Myanmar ordusunun Arakan'a saldırısı sonrasında Bangladeş'e sığınan Lala Begum, kocası ve oğlunun öldürüldüğünü, ailesinde hiç erkek kalmadığını belirterek kendisinin de orman içinde 60 kilometre yürüyerek kaçtığını kaydetti.
Akranlarına "zorbalık" yapan çocukların, genellikle sevgi ve şefkatin az,şiddetin daha fazla yaşandığı aile ortamlarında yetiştiği belirtildi.
Herhangi bir sırrı olanın, o sırrı taşıması bazen zorlaşır. Sırrını birisi ile paylaşmak ihtiyacı hisseder. Bunu da yardım talebi şeklinde açığa çıkarır. Sırrımızı anlatmamız gereken durumlarda ne yapmalıyız? Sırrımızı kime açmalıyız?
Kendimiz ve ailemize yapabileceğimiz en büyük iyilik nedir? Çocuklarımıza ebedi bir servet nasıl kazandırırız? İşte cevabı...
En çok utanıp hayâ edeceğimiz ve buna layık olan Rabbimizdir. Rabbimizin haram kıldığı her sınırı aşarken, “Rabbim beni görüyor!” deyip evvelâ Rabbimize karşı hayâlı olmalıyız. Onun bize ihsan ettiği sayısız nimetleri düşünmeli, O’nun mülkünde, O’na hayâsızlık yapmamalıyız.
Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, misafir ağırlamış, misafirlerine bizzat hizmet ve ikramda bulunmuş, ashâbını da misafirle ilgilenmeye teşvik etmiştir. Buradan anlıyoruz ki bizim medeniyetimiz bir misafir medeniyeti.
Suriye'deki Rus ve rejim bombardımanından kaçarak Türkiye'ye sığınan aile, ayak bileklerindeki rahatsızlık nedeniyle yürüyemeyen 3 çocuğunun tedavisi için yardım çağrısı yaptı.