İnsanlık tarihi boyunca hiçbir filozofun görüşlerini hayatına tatbik ederek saâdet ve selâmete ermiş bir toplum gösterilemez. Onların öne sürdükleri fikirler, yaşanması mümkün olmayan kuru nazariyelerden ibaret kalmış ve umûmiyetle kütüphanelerin tozlu raflarındaki kitaplarda hapsolmaya mahkûm olmuştur. Hayata intikâl ettirilmek istenen bâzıları ise yeryüzünü kan ve gözyaşıyla sulamaktan başka bir işe yaramadan, kısa bir müddet sonra tarihin çöplüğüne atılmışlardır.
Dr. Murat Kaya, kimlerin cennete hesapsız gireceğini anlatıyor.
İbâdetlerimizin seviyesini ve kalbimizin seviyesini gösteren en müşahhas delil ve en bâriz ölçü, «hüsn-i hulk»tur.
Dr. Adem Ergül, Mevlânâ'nın bir kıssasında anlattığı ve Osman Nuri Topbaş Hocaefendi'nin kaleme aldığı "Bir Testi Su" hikâyesini anlatıyor.
Fâtih Sultan Mehmed Han devrinde memleketin her tarafında, her karış toprağında adâlet, hak ve hukuk hâkim durumda idi. Kânun önünde bütün insanlar eşitti. Sanki: “Adâlet, mülkün temelidir...” ifâdesi, onun için vârid olmuştu. İşte Fatih devrinde Osmanlı'daki sosyal hayatın insanı titreten hikayeleri...
Ahlâk; huylar, beşerî davranışlar demek. İnsanın yaratılıştan gelen veya sonradan eğitimle kazandığı ruh halleri demek. Güzel ahlâk ise, mezmûm olan huy ve davranışları terbiye ile izâle ederek övülenleri kuşanmak demek…
İslâm, sadece îman ve ibadetlerden ibaret bir hayat değildir. O, îman ve ibadetlere ilâveten, muâmelât, ahlâk ve bilhassa hak ve hukuka riâyet gibi, hayatın her alanını inceden inceye tanzim eden, son derece hassas ölçüler manzûmesidir.
Dr. Murat Kaya, Allah'ın gölgesinde olacak yedi sınıf insanı anlatıyor.
İslâm dîni, güzel ahlâktan ibarettir. Ahlâk, dînin temeli olduğu gibi müslümanın da nişanıdır. Sosyal hayatta kılık-kıyafetten davranışa, muâmelâttan ticarete, çekirdek âileden geniş topluma kadar bütün bir alanı kapsayan ahlâkı, İmam Gazâlî Hazretleri şöyle târif eder: