Şeyh Edebali’nin Osman Gazi’ye şu tavsiyesi de dikkat çekicidir: “İnsan bir kere oturdu mu, yerinden kolay kolay kalkamaz. Kişi kıpırdamayınca uyuşur. Uyuşunca lâflamaya başlar, lâf dedikoduya dönüşür. Dedikodu başlayınca da gayri iflâh etmez. Dost, düşman olur; düşman, canavar kesilir...”
Vazife, isteyene değil, liyâkat kesbedene verilmelidir. Hatır için ya da başka mülahazalarla yapılan tayinler ve görevlendirmeler, kul hakkına giren meselelerdir.
İnsanın en kıymetli varlığı, şahsiyeti, onuru ve hürriyetidir. Bu itibarla insan, Allah’ın dışında hiçbir varlığın önünde eğilmemeli, izzetini yaralamamalı ve O’nun verdiği insaniyet şerefini hiçbir bedel karşılığı satmamalıdır.
Dr. Adem Ergül, mümin bir kimse ile münafık bir kimsenin günaha bakış açısının ne kadar farklı olduğunu açıklıyor.
İş/hizmet ne olursa olsun, o işe tayin edilen insanda aranacak temel vasıflardan belki de birincisi, onun güvenilir (emîn) olmasıdır.
Osmanlı Devleti’nde defterdar olarak görev yapan Moralı Osman Efendi, dürüstlüğü ve samimiyeti ile bilinmesine rağmen kendisine kin tutan devlet yöneticisinin gazabına uğrar, sürgünden sürgüne gönderilir. Her şeyi elinden alınan Osman Efendi'nin saygınlığı ve efendiliği ise bir türlü elinden alınamaz.
Büyük Selçuklu Devleti hükümdarı Sultan Alp Arslan'ın vatan ve millet haysiyetini izetle koruyuşunu anlatan tarihi hadise...
Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem)’nü evinde misafir etmenin ve O’nunla nice gazvelere katılmış olmanın verdiği gönül rahatlığı ile Ebû Eyyûb el-Ensârî (r.a.) “Artık bu şeref bana kâfidir” diyerek, Medîne-i Münevvere’nin hurma bahçelerinde gölgelerde oturma yerine, ilerlemiş yaşına rağmen çöl sıcaklarının altında 1000 km.’lik yolu göze alıp Allah Resûlünün müjdesine nâil olma heyecanı, nasıl bir îman heyecanıdır? Hayra doymamak herhalde böyle bir şeydir. Ya da son nefese kadar mesûliyet şuurunu kaybetmemek hâli bu olsa gerektir.
Niyet, öyle sırlı bir frekans yayar ki, -Allah’ın izni ve irâdesi ile- muhatabın özbenliğini bile dönüştürüverir.
Mahzun gönülleri mesrur edenin gönlü mesrûr olur. Ağlayanı güldürmek, sıkıntıya düşeni feraha kavuşturmak, düşeni kaldırmak, dertliye dermân olmak, muhtacın elinden tutmak gibi nerede yıkık ve mahzun bir gönül varsa yanında olmak, ilâhî rahmeti ve feyzi sağanak yağmurlar gibi insanın üzerine çeken sâlih amellerdir. Şu gökkubbenin altında gönül huzuruna ve ilâhî rızaya eriştiren en kısa yollardan biri budur.