Meşhûr bir atasözünde “Meyve veren ağaç taşlanır.” denilir. Yani bilgili, hünerli ve iyi kimseler kıskanılır, eleştirilir ve işlerini yapmaları zorlaştırılır. Mevlânâ Hazretleri Mesnevî'sinde bu konuya değinir ve konuyla ilgili güzel örnekler verir.
Hazret-i Mevlânâ, başkalarını tenkid edenlerin çoğu kere o tenkidden kendi nefislerinin berî olduğu zannı ile bu hâlin kibirden neş’et ettiğini işaret etmektedir.
Hazreti Mevlânâ, kibrin nasıl bir zehir olduğunu anlatıyor.
Kendini mükemmel kabul eden insanlar, eksiklerini düzeltmeye yönelmezler. Çünkü o eksikliklerin varlığını kabul etmezler. Bu, ancak o eksiklikleri idrak edip kendini böbürlenmekten koruyabilenlerin işidir.
Hazreti Mevlânâ Mesnevî'de “Ey Hakk yolcusu! Sen; aklı, zekayı sat da hayranlığı satın al! Çünkü zeki olmak, akıllı olmak; bir fikir yürütmekten, bir zanna kapılmaktan ibârettir! Hâlbuki hayranlık; Hakk’ın güzelliğini, kudretini, san’atını görmek, şaşırıp kalmaktır!” sözleriyle aklımızı nasıl kullanmamız gerektiğini söylüyor.
İnsanda fıtrî temâyüller, “akıl” ve “irade” denilen iki kâbiliyetin doğru kullanılmaması neticesinde zaafa uğrar, bozulur ve insan da tevâzûdan uzaklaşıp şeytanın sıfatı olan “kibir”le muttasıf hâle gelir. Hazreti Mevlânâ buna karşı insanın toprak gibi mütevazi olması gerektiğini söylüyor.
Hazreti Mevlânâ Mesnevî'de : “İyi talihli ve insan olan kişi bilir ki; zeki olmak, akıllı geçinmek iblis’in yoludur; aşk ve kulluk da Âdem’indir.” sözüyle aklın vahiyle terbiye edilmemiş vahşet hâlini ifade eder. Talihli insan ise Allah'ın kendisine vermiş olduğu aklı, aşk ve kulluk yolunda kullanır.
Canlı-cansız bütün varlıkların, vücûd cevheri itibariyle aslı “toprak”tır. Toprağın değişerek şekilden şekile bürünmesi, canlıları vücûda getirir.
Hak dostları, başkasını incitmeme hususunda titizlikle durmuşlar ve gönülleri birer nazargâh-ı ilâhî, yâni bir bakıma mânevî kâ’betullâh olarak addetmişlerdir. Zîrâ, kim gönül kâ’besine zarar verirse, hakîkatte onun sahibini incitmiş olur.
İncitmeme ve incinmeme hususunda kalbî seviyemiz “Seni öldürmeye gelen, sende dirilsin.” düstûrunu gerçekleştirebilecek bir kıvamda olmalı. Bu anlamda insanlar arasında kendini bilenlerin belli edep sahibi insanlar olduğu belirtilir.