İnsanı, hizmet ve dâvâ yolunda muhabbet ve neşeyle koşturan, işte bu bir avuç heyecandır. Bu heyecanı söndürmek, büyük vebaldir. Zira heyecansız yürekler, bedeni ve imkânları harekete geçiremez, harikalar meydana getiremez. Heyecan biterse, kişi et ve kemik yığınına dönüşüverir.
Bütün zorbalar ve firavunlar, kendileri karşısında herkesin boyun eğmesini ve elpençe divan durmasını istemişlerdir. Böyle zâlimlere karşı hakkı haykırmak, en büyük cihaddır. Susmak ise dilsiz şeytanlıktır.
Îmân yüreğe kökleşince kişi hayata hep o pencereden bakar. Böyle biri için korku ve ümit kapısı yalnız Rabbidir. O’nun adına üzerine düşen sorumluluğun farkındadır ve her fırsatı bu uğurda değerlendirmek ister.
Yüreğinde dâvâsını dert edinen her dâvâ adamı, her fırsatı kendi ideali uğrunda değerlendirmesini bilir. Mazeret aranırsa, insan nefsi sayısız gerekçeler üretebilecek fıtratta yaratılmıştır. Önemli olan gönülde mazeretin olmamasıdır.
Ümmetin öncüleri diyebileceğimiz âlimlerin ve liderlerin azimetle amel etmesi ve zâlime karşı cesaretle hakikati haykırması, Hakk’ın yeryüzünde ikamesi adına son derece önemli bir duruştur.
Ömürlerini ilâhî huzurda geçirmeye çalışan kulların edebi bir başkadır. Onlar farklı bir hissiyat içinde, sıradan insanların anlayamayacağı bir hayat sürerler.
Hakk’ın huzuruna yüz akı ile çıkabilmek, şu dünya hayatında kazandıklarımıza bağlıdır. İlâhî rızayı kazandıran en önemli amellerin başında ise, mal ve canla i’lâ-yı kelimetullah (Allah’ın adını ve dinini en yüce kılma gayreti) uğrunda cihad etmek gelir.
Her nimetin şükrü kendi cinsinden olur, denilmiştir. Bir âlimin ilmî mirasının devamı ona yapılacak en güzel teşekkürdür. Zira o, bu sayede amel defterini sürekli açık tutmuş olacak ve ecri kesilmeyecektir.
Bir gönül kazanmak, mahzun ve kırık bir gönlü sevindirmek, Hakk’ın huzuruna götürülebilecek en kıymetli amellerden biridir.
Hizmet insanı, son nefese kadar hizmet düşünen adamdır. Böyle bir hizmet insanını istirahata almak, artık ölüme terk etmek gibidir. Belki hizmetin çeşidi ve şekli değiştirilmeli, ama onu hizmet halkasından, “artık işe yaramaz” düşüncesiyle dışlamamalıdır.