Suyun Özellikleri, Fazileti ve İnsan Vücudu Üzerindeki Etkisi

Su neden hayattır? Suyun özellikleri nelerdir? İslam’da suyun önemi nedir? İnsanlara su ikram etmenin fazileti nedir? İyi ve güzel düşünmenin, suya iyi davranmanın insan vücudu üzerindeki tesiri nedir? Su ile ilgili ayet ve hadisler...

Çevrenin güzelleşmesi ve temizliğin sağlanabilmesi için en lüzumlu vâsıta “su”dur. Daha da ötesi hayatın devam etmesi suya bağlıdır. Zira su hayattır ve bütün canlıların esası sudur. Kur’ân-ı Kerîm’de:

“Allah, her canlıyı sudan yarattı” buyrulur. (Nûr, 45; Enbiyâ, 30)

SUYUN ÖZELLİKLERİ

Cenâb-ı Hak, kullarının istifadesi için suya çok farklı husûsiyetler vermiştir. Bunlardan bazıları şunlardır:

  1. Suya en yakın bileşik hidrojen sülfür (H2S), sudan iki kat ağır olmasına rağmen oda sıcaklığında gaz hâlindedir. Ayrıca pis kokulu ve zehirli bir gazdır. Demek ki Allah Teâlâ suyu insan için özel hazırlamıştır.
  2. Suyun en yoğun olduğu hâl, benzer kimyasal bileşiklerinin aksine katı, yani buz hâli değil, +4 derecedeki sıvı hâlidir. Bu şekilde denizlerde, göllerde ve nehirlerde su dipten yukarı değil, yüzeyden aşağı doğru donar. Bu da suda yaşayan canlıların suyun üstünde oluşan buz tabakasıyla donmaktan korunmasını sağlar.
  3. Suyun donma ve kaynama noktaları da organik canlılık için en uygun sıcaklıklardır.
  4. Suyun polaritesi dolayısıyla birçok organik ve inorganik maddeyi kolayca çözebilme husûsiyeti vardır.[1]

Kur’ân-ı Kerîm “su”ya sık sık atıflarda bulunur. Yağmurun nasıl oluştuğundan, bulutların yağmura dönüşme safhalarından, yağmurun hassas bir ölçüyle yeryüzüne indirilip onunla ölü toprağın diriltilmesinden, yer altı sularından, suyun çevriminden ve kirli suların arıtılmasından bahseder.[2] Bunların insanlar için ne büyük nimetler olduğuna dikkat çeker ve yağmura “rahmet” ismini verir.[3]

İSLAM’DA SUYUN ÖNEMİ

Suyun kıymetini en güzel şekilde idrak eden Müslümanlar, kendilerine su ikram eden kişiye, “Su gibi azîz ol!” diye dua ederler. Bu sebeple de su hizmetlerine ehemmiyet verirler. Bilhassa Kâbe’nin yanında hacılara su ve şerbet ikram etmeyi büyük bir şeref ve mühim bir vazife sayarlar. Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in amcası Abbâs -radıyallâhu anh-’ın Tâif’te üzüm bağı vardı. İslâm’dan önce de sonra da oradan kuru üzüm taşır, Zemzem’in içine katarak hacılara ikrâm ederdi. Kendisinden sonra oğulları ve torunları da hep böyle yaptılar.[4]

Bir defâsında Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Harem-i Şerif’teki su ve şerbet ikrâm edilen sebîl mahalline gelmiş ve içecek istemişti. Hz. Abbâs -radıyallâhu anh-, oğluna:

“–Fadl! Annene git ve yanındaki (husûsî) içecekten Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e getir!” dedi. Rasûlullah Efendimiz:

“–(Hayır) bana herkesin içtiği bu içecekten ver!” buyurdu. Hz. Abbâs:

“–Yâ Rasûlallah, buradaki içeceğe bazen insanların eli dokunuyor” dedi. Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz:

“–İşte insanların içtiği bu içecekten ver!” buyurdu ve Hz. Abbâs’ın sunduğu içecekten içti. Sonra Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Zemzem kuyusuna geldi. Hz. Abbâs’ın âilesi burada kuyudan su çekiyor ve hacılara ikram ediyorlardı. Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“–Ey Abdülmuttalib oğulları, çekiniz! Siz sâlih bir amel üzeresiniz!” diye taltîf buyurdu. Sonra Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“–İnsanlar, (benim yaptığım bir şeyi tatbik etmek için) hücûm edip başınızda kalabalık etmeyecek olsalardı, ben de devemden iner, kuyunun ipini şuraya koyar, sizin gibi su çekerdim” buyurdu. Bu esnâda eliyle mübârek omzuna işâret ediyordu. (Buhârî, Hac, 75)

İNSANLARA SU İKRAM ETMENİN FAZİLETİ

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, insanlara su ikram etmenin faziletini şöyle anlatmıştır:

“Kıyâmet günü cehenneme gidecek bir kişi cennet ehlinden birine rastlar ve:

«–Ey filân! Hatırladın mı sen su istemiştin de ben sana bir içimlik su vermiştim?» der (ve bu sûretle şefaat ister). Mü’min de o kimseye şefaat eder. Bir diğeri, yine cennetlik olan birinin yanına varır ve ona:

«–Hatırlıyor musun, sana bir gün abdest suyu vermiştim?» diyerek (şefaat ister. O da hatırlar) ve ona şefaat eder. Yine cehennemlik olanlardan biri, cennetlik birisine:

«–Ey filân! Beni şöyle şöyle bir işe gönderdiğin günü hatırlıyor musun? Ben de o gün senin için gitmiştim.» der. Cennetlik olan kimse de ona şefaat eder.” (İbn-i Mâce, Edeb, 8)

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, içtiği suyun temiz ve tatlı olmasına dikkat eder, suyu tatlı olan kuyuları tercih eder[5] ve suların kirletilmesini yasaklardı.[6]

Aynı şekilde İslâm, abdest alınacak suyun temiz olmasını şart koşar; tadı, rengi ve kokusu değişmiş olan suların içilmesini ve kullanılmasını istemez.

Su bu kadar mühim olduğuna göre ona iyi davranmamız îcâb eder. Japon bilim adamı Dr. Masaru Emoto, donmuş su kristalleri üzerinde bir araştırma yapmış, bunların düzgün, estetik ve altıgen şekillerden meydana geldiğini ve bu kristallerin insan eli değmemiş tabiî kaynak sularında, insanı büyüleyecek kadar düzgün ve güzel şekle sâhip olduğunu fark etmiştir. İki ayrı kaba bu sulardan alarak deney yapmıştır. Üzerine sevgi, şefkat, duâ ve minnettarlık ifâdelerinin fısıldandığı birinci kaptaki suyun kristallerinin tabiî ihtişâmını koruduğunu; üzerine hakâret içeren sözlerin ve “şeytan” gibi kötü lafızların söylendiği suyun kristallerinin ise parçalanmış olduğunu ve bütün estetik husûsiyetlerini kaybederek şekillerinin bozulduğunu görmüştür. Aynı deneyde sular, güzel ve hoş mûsikîye ve rahatsız edici çirkin ritimlere de farklı tepki vermiştir.[7] Buna benzer deneyler haşlanmış pirinç ve çiçekler üzerinde de yapılmış, kendisine güzel davranılan taraf güzelliğini ve tazeliğini korurken, diğer taraf çürüyüp solmuştur.

SUYUN İNSAN VÜCUDU ÜZERİNDEKİ TESİRİ

Dr. Emoto: “İyi ve güzel düşünmenin, suya iyi davranmanın insan vücudu üzerindeki tesiri nedir?” sorusuna şu cevabı veriyor:

“‒Bu benim 7,5 yıllık çalışmam. O sürede kanser ve benzeri hastalara iyi, güzel ve şefkatle konuşulmuş olan bu sulardan içirildi ve hastalıkları tedâvi etmede müsbet tesiri görüldü.”[8]

Bu bakımdan bütün insanları, hayvanları, bitkileri, çevreyi, tabiatı velhasıl tüm dünyayı sevmemiz ve her şeye güzel davranmamız gerekmektedir.

Burada zikredilmesi gereken diğer bir mesele de tabiatın, çevrenin ve suyun israf edilmemesidir. Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:

“Yiyiniz, içiniz fakat israf etmeyiniz!” (A‘râf, 31)

“İsraf edenler şeytanların arkadaşlarıdır.” (İsrâ, 27)

“…İsrâf etmeyin; çünkü Allah isrâf edenleri sevmez.” (En‘âm, 141)

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de şöyle buyurur:

“İsrâfa ve gurura saplanmaksızın yiyiniz, içiniz, giyiniz, sadaka veriniz.” (Buhârî, Libas, 1; İbn-i Mâce, Libas, 23)

Hele suyu hiçbir şekilde israf etmemek gerekir. Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, ashâbında Hz. Sa‘d’ın yanına uğramıştı. Sa‘d namaz için abdest alıyor, suyu bolca kullanıyordu. Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz:

“–Bu israf da ne?” buyurdu. Sa’d -radıyallâhu anh-:

“–Abdestte de israf olur mu?” dedi. Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“–Evet, akan bir nehir üzerinde olsan bile!” buyurdu. (İbn-i Mace, Taharet, 48)

Allah’a ibadet için abdest alırken bile suyun israf edilmemesi isteniyorsa, diğer durumlarda israfa hiç müsaade edilmeyeceği âşikârdır.

Dipnotlar:

[1] Doç. Dr. Şâkir Kocabaş, Kur’ân’da Yaratılış, s. 157. [2] Nûr, 4; Zuhruf, 11; Zümer, 21; Vâkıa, 68-70; Nâziât, 31; Furkân, 48. [3] A‘râf, 57; Şûrâ, 28. [4] İbn-i Hişâm, IV, 32; İbn-i Sa’d, II, 137; Vâkıdî, II, 838. [5] İbn-i Hacer, İsâbe, III, 615. [6] Buhârî, Vudû’, 68. [7] Safvet Senih, “Su Kristallerinin Sırrı”, Sızıntı, Aralık 2002, sayı 287; M. Akif Deniz, İlk Adım, Şubat, 2003. [8] İpek Durkal, “Allah’ın 99 Adı İle Oluşan Kristalleri Gösterecek”, SABAH GAZATESİ GÜNAYDIN EKİ, 28.03.2009; http://arsiv.sabah.com.tr/2009/03/28/gny/haber,E64927875AE84F09B4896D9955C9BE15.html

Kaynak: Murat Kaya, Ebedi Kurtuluş Yolu, Erkam Yayınları

İslam ve İhsan

İSLAM’DA SUYUN ÖNEMİ NEDİR?

İslam’da Suyun Önemi Nedir?

PEYGAMBERİMİZİN TEMİZLİĞE VERDİĞİ ÖNEM NEDİR?

Peygamberimizin Temizliğe Verdiği Önem Nedir?

SU İLE İLGİLİ BİLGİLER

Su İle İlgili Bilgiler

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.