Sünnete Göre Hediyeleşme

İslam’a göre hediyeleşme nasıl olmalıdır? Hediyeler neler olabilir? Asr-ı Saadet’te hediyeleşme adabı.

Hibe, karşılıksız vermek, bir karşılık beklenmeksizin vermek olarak tanımlanır, çok verene “vehhâb” ismi verilir1. Hibe ve hediye aynı anlama gelen iki kelimedir. Kur’an-ı Kerim’de Sebe’ Melikesi Belkıs’ın Hz. Süleyman’a hediye gönderme kararından söz edilir2. Hz. Peygamber’e bir kadının mehirsiz evlenme talebi de “hibe” kelimesiyle ifade edilmiştir3. Hz. Peygamber “davete icabet edin, hediyeyi kabul edin, Müslümanların yüzlerine vurmayın4 buyurduğu gibi “istemeksizin verilen şeyi alın, o Allah’ın size verdiği rızıktır5 buyurmuştur. Kişinin verdiği hediyeden geri dönme anlamına gelebilecek davranışlar da uygun görülmemiştir6.

Günümüzde hibe denildiğinde değeri büyük olan bir malı bir kimseye bağışlama, hediye denilince de kişinin para vererek aldığı bir malın başkasına vermek anlaşılmaktadır. Sünnetteki uygulamanın günümüzden farklılıkları bulunmaktadır. Hz. Peygamber’in yaşadığı dönemde hediye daha çok evden verilen, bir kişiye faydası dokunan, ayrıca para ödenerek alınmayan yiyecek ve giyecek maddesine deniyordu. Hediye denilince hâtıra bırakmaktan ziyade müşahhas faydası olan bir şey anlaşılıyordu. Mesela komşunun komşuya verdiği bir tas çorba da hibe ve hediye kapsamındadır. Hz. Peygamber(s.a.) hibe edilen bir tas çorbanın küçük görülmemesini istemiştir7. Hz. Peygamber insanlara hediyeleşmeyi ve akrabaya gidip gelmeyi emrederdi8. Allah Resülü ve ashâbı, hediyelik eşyalarla hediyeleşmiyordu. Verilen hediyenin karın doyuran, sırtı örten, yeme ve giyimle ilgili ihtiyacı gideren bir şey olmasına özen gösteriliyordu. Bu manada verilen şeylerin muhabbet getireceğini ifade ediyordu9.

ASR-I SAADET’TE HEDİYELEŞME

Asr-ı Saadet’te para hediyeleşmesi çok sınırlı idi. Hediyeleşmenin mutlaka maddi bir şey olması da gerekmiyordu. Birbirine zaman ayırmak da bir hediye olarak kabul ediliyordu. Günümüzde hediyelerin neredeyse tamamı para ya da paraya dayalı eşyaya indirgenmiştir. Oysa Asr-ı Saadet’te hediyeleşmenin yüzde yüze yakını aynî yardım şeklindeydi. İnsanlar hediye etmek için evin dışına çıkıp, çarşıya pazara çıkıp bir şeyler satın alma ihtiyacı duymuyordu. Evde ne varsa o hediye oluyordu. Aslında bu durum, paranın az kullanıldığı, yardımlaşmanın en üst seviyede seyrettiği doğal bir toplum demekti.

Muhacirler Hz. Peygamber’e gelerek yaptıkları iyiliklerle ensarın bütün sevapları silip süpürdüklerin söylemişlerdi. Hz. Peygamber cevap olarak şöyle buyurdu: Hayır, siz onlar için duâ ettiğiniz ve yaptıklarına teşekkür ettiğiniz sürece sevapta hisseye sahipsiniz10.

Resulullah kendisine hediye edilen koyun sütünü kabul etmiştir11. Hz. Peygamber kendisine verilen eti kabul ederdi. Yemeğe çağrıldığında giderdi. Hatta paça çorbasını yemeye çağrılsa bile giderdi12. Dostlar kendi aralarında bana şunu ikram et diyebilecek bir samimiyete sahip olmalıdırlar. Hz. Peygamber kesilen hayvanın etinden istemiş ve bunu istemekten utanmamıştır13. Hz. Peygamber insanlardan süt istemiş ve içtikten sonra sağındakine vermiştir14. Hz. Peygamber kendisine hediye edilen avlanmış tavşan etini yedi ve bunda bir mahzur görmedi15.

HEDİYE ÇEŞİTLERİ

Sağmal hayvanı sütünden yararlansın diye hediye olarak vermek ile meyve veren bahçeyi meyvesinden yararlansın diye hediye olarak vermek, cennete girmeye vesile olacak güzel amellerden sayılmıştır16. Başkası yararlansın diye hediye edilen sağmal hayvana “meniha” denilmektedir. Bir kimsenin kendisine ait ev ve benzeri bir gayri menkulü sağ kaldığı sürece kullanmak üzere başka birine vermesi anlamına gelen “umrâ” uygulaması sünnette yer almıştır17. Yine bir kimsenin ev ve benzeri bir gayri menkul ile ilgili olarak başka birine “sen ve benden hangimiz ölürse bu mülk sağ olana kalsın demesi” anlamına gelen “rukbâ” uygulaması da sünnette yer almaktadır18. Bu iki uygulama fıkhî olarak tartışılmış, mezhep imamlarının konu ile ilgili mütalaaları olmuştur. Burada işaret etmek istediğimiz bir husus vardır. Umrâ ve rukbâ uygulaması bir açıdan meniha uygulamasına benzemektedir. Meniha uygulamasında sağmal sığır ve koyun, yararlanılmak üzere verilirken, umrâ ve rukbâda “oturulabilir ev” kullanmak üzere verilmiş olmaktadır. Günümüzde sahip olduğu evleri sağlığında çocuklarına tahsis eden babalar bulunmaktadır. Kendi oturdukları evin hayatta oldukları sürece kirasız kendilerinde olmasını şart koşmaktadırlar. Çocukların, evleri bulunmayan baba ve anneleri için “umrâ” uygulamasını ihyâ etmeleri anamlı gözükmektedir.

PEYGAMBERİMİZİN KABUL ETMEDİĞİ HEDİYE

Hz. Peygamber’e çökelek ve tereyağı hediye edilmiş, o da kabul etmiştir19. Hz. Peygamber hediye olandan yemiş, sadaka olandan yememiştir20. Kendisine hediye edilen güzel kokuyu reddetmemiştir21. Hz. Peygamber Hevazin kabilesi esirlerini istek üzerine geri vermiştir. Esirlerin fidyesiz serbest bırakılması, onlara yapılmış bir hediyedir22. Sürekli hediye kabul edip, hediye verme sünnettir23. Baba ihtiyaç sahibi olan oğluna bir şey vermek istiyor. Diğer çocukların kıskanmasından endişe ediyor. Baba, çocukları arasında adaletli olmak istiyor ama içlerinden birinin muhtaç olduğunu görüyor ve ona yardım etmek istiyorsa şöyle yapabilir. Malını bir dostuna satar, bedelini almaz. Dostu hediye eder24. Zamân-ı saâdette böyle bir olay yaşanmıştır. Ancak Hz. Peygamber evlatlarından bazılarına mal bağışlayıp diğerlerini küstüren babaları onaylamamıştır25. Bir kadın kuması olan kadına kocasının kendisine tahsis etmesi gereken günü hibe edebilir26. Bir kimseye zaman ayırmakta bir hediyedir. Hediyeye en yakın komşudan başlamak gerekir27.

Hz. Peygamber memurun hediye almasını onaylamamış, böyle yapanı azarlamış, bu konuda sıkı davranmıştır28. Hz. Peygamber kızını ve damadını (Hz. Fatıma ve Hz. Ali), evlerindeki süslü ve cafcaflı şeyleri başkalarına hediye etmeye bir nevi zorladığı olmuştur29. Devlet, ihtiyaç sahibi olan bir aileye ev hediye edebilir30. Düğünde gelin ve güvey elbisesi emanet olarak bir kimseden alınıp kullanılabilir31. Bu suretle elbisesini kullandıran sevap kazanır. Hz. Ebubekir Hz. Peygamber’in sağlığında yerine getiremediği – içinde hediye talebi bulunan- vaatleri yerine getirmiştir32.

Hediye ile sadaka bazı yönlerden birbirine benzemekle birlikte farklı yanları vardır. Sevap kazanma bakımından hediye, sadaka gibidir ve hediye edene sadaka sevabı verilir33. Ancak hediye farz değil de nafile sadaka gibidir. Farz olan sadaka denildiğinde zekat borcu ve fıtır sadakası borcu anlaşılmaktadır. İkram edilen şeyin karşılığında ikramda bulunma niyeti varsa o hediyedir. Sadakada alınan ikramın karşılığında bir ikram verme zorunluluğu bulunmamaktadır.

HEDİYELEŞME NASIL OLMALI?

Günümüzde hediyelerin neredeyse tamamı para ya da paraya dayalı eşyaya indirgenmiştir. Hediyeleşme âdetimizi, basit, sâde ve ihtiyaca dönük hale getirmeliyiz. Hediyeleşme ile ilgili uygulamalarımızı Hz. Peygamber’in sünnetine yakınlaştırmalıyız. Yılbaşı, doğum günü gibi Müslümanlara ait olmayan günlerde hediyeleşme yapmamalıyız. Hediyeleşmenin özündeki Peygamberi ruhu anlamalıyız.

Dipnotlar: 

1) İbn Manzur, Lisânü’l- Arab, ËÁ» md. , I, 803. 2) Neml(27), 35. 3) Ahzâb (33), 50. 4) Müsned, I, 404(hadis no: 3838); Heysemî, IV, 52; Taberânî, Mu’cemu’l- kebîr, X, 197 (hadis no: 10444); İbn Hıbbân, Sahîh, XII, 418 (hadis no: 5603). 5) Beyhakî, es- Sünenü’l- kübrâ, Hibât, 17(hadis no: 11823). 6) Müslim, Hibat, 1. 7) Buhârî, Hibe, 1. 8)  Beyhakî, es- Sünenü’l- kübrâ, Hibât, 1 (hadis no: 11725). 9) Beyhakî, es- Sünenü’l- kübrâ, Hibât, 1 (hadis no: 11727). 10) Beyhakî, es- Sünenü’l- kübrâ, Hibât, 14 (hadis no: 11814). 11)  Buhârî, Hibe, 1. 12) Buhârî, Hibe, 1. 13) Buhârî, Hibe, 2. 14) Buhârî, Hibe, 3. 15) Buhârî, Hibe, 4. 16) Buhârî, Hibe, 33. 17) Buhârî, Hibe, 30; Müslim, Hibât, 28- 29. 18) Beyhakî, es- Sünenü’l- kübrâ, Hibât, 8 (hadis no: 11770). 19) Buhârî, Hibe, 5. 20) Buhârî, Hibe, 5. 21)  Buhârî, Hibe, 7. 22) Buhârî, Hibe, 8. 23) Buhârî, Hibe, 9. 24) Buhârî, Hibe, 10. 25) Buhârî, Hibe, 11. 26) Buhârî, Hibe, 12. 27) Buhârî, Hibe, 14. 28) Buhârî, Hibe, 15. 29) Buhârî, Hibe, 25. 30) Buhârî, Hibe, 29. 31) Buhârî, Hibe, 32. 32) Buhârî, Hibe, 16. 33) Buhârî, Hibe, 28.

Kaynak: Şemsettin Kırış, Altınoluk Dergisi, Sayı: 381

İslam ve İhsan

PEYGAMBER EFENDİMİZ NASIL HEDİYELEŞİRDİ?

Peygamber Efendimiz Nasıl Hediyeleşirdi?

GÜNLÜK HAYATTA YAPILACAK SÜNNETLER

Günlük Hayatta Yapılacak Sünnetler

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.