Seyr ü Sülûk Usûllerine Göre Tarîkatlar

Tarîkat yolları nasıl ayrılır? Seyr u sülûk esaslarına göre tarîkatlar iki ana gruba ayrılır ve her biri insan ruhunun terbiye edilmesinde farklı yöntemler uygular.

İnsan, Cenâb-ı Hakk’ın cemâl ve celâl sıfatlarının müştereken tecellî ettiği “zübde-i âlem”1 bir varlıktır. Cemâl tecellîsinin eseri ruh, celâl tecellîsinin eseri ise nefstir. Nefs ve rûh insanın vücûd mülkünde hükümrânlık sevdâsında bulunan iki ayrı sultân gibidir.

SEYR Ü SÜLÛK USÛLLERİNE GÖRE TARÎKATLAR

Tarîkatların gayesi ise insanın vücûd mülküne rûhu hâkim kılmak, nefsi ona esîr etmektir. Ya’ni nefsi ahlâk-ı zemîmeden kurtarıp, rûhu “elest bezmi”nde verdiği ahde muvâfık şekilde sultân etmektir. Tarîkatlarda, bu ğayenin tahakkuku için bir takım usûl ve esaslar vardır. Bu usûl ve esaslarının farklılık durumlarına göre tarîkatler ikiye ayrılırlar:

  • Ruhânî Tarîkatlar
  • Nefsâni Tarîkatlar
  1. Rûhânî Tarîkatlar:

Rûhânî tarîkatlarda sâlik: “O’nun yaratılışını tamamlayıp da tarafımdan ona rûh verdiğim zaman, hemen ona secde edin”2 âyetindeki “menfûh rûh”un üzerinde bulunan kesâfetin kalkması için kalb tasfiyesi ile meşgul olur. Bunun yolu da nâfile ibâdetler, zikir, teslîmiyet, râbıta gibi ma’nevî gıdâlarla ruhu beslemektir.

Rûhânî Tarîkatlarda “çile” yoktur. O’nun yerine rûhun saflaştırılıp “elest bezmi”ndeki mîsâka bağlı kalması için gerekli çalışmalar yapılır ve bu sûretle nefs, rûhun emrine girmiş olur.

Rûhânî tarîkatlarda sâlik, şu mertebelerden geçer:

  1. Kalb,
  2. Ruh,
  3. Sır,
  4. Hafî,
  5. Ahfâ,
  6. Lâtîfe-i nefs,
  7. Lâtîfe-i küll,

İnsan vücûdunda her birinin ayrı bir mahalli bulunan bu letâif (lâtîfeler) zikir hâline yükselip Allah’ı tevhîd ve tesbîh eder duruma gelerek rûh yaratılışı gereği olan “ma’rifet”e kavuşabilirse sâlik, “Hakk’al-yakîn” mertebesine yükselmiş olur.

  1. Nefsânî Tarîkatlar

Nefsin aldatıcı ve geçici arzuları ile mücâhede ve mücâdeleyi esas alan tarîkatlardır. Nefsânî tarîkatlarda nefs için yedi perde esas alındığından bunların her biri “esmâ-i husnâ”dan “esmâ-i seb’a”nın biriyle terbiye edilerek o isimlerin ma’nâsına uygun harekete alıştırılır.

Bu yedi mertebe ve “esmâ” şöylece gösterilebilir:3

Dipnotlar:

  1. Şeyh Galip: “Hoşça bak zatına kim zübde-i âlemsin sen Merdüm-i dîde-i ekvan olan âdemsin sen”
  2. el-Hicr (15), 29; Sâd (38), 72.
  3. Tablo için bkz.: Tibyan, Cilt I, Sayfa 345; Vicdânî, Tomar-ı Turuk-ı Aliyye’den Halvetiyye, 35.

Kaynak: Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz, Aziz Mahmut Hüdayi, Erkam Yayınları

İslam ve İhsan

ŞEYH NEDİR, KİME DENİR?

Şeyh Nedir, Kime Denir?

MÜRİD VE SALİK NE DEMEK?

Mürid ve Salik Ne Demek?

SEYR Ü SÜLÛK NE DEMEK?

Seyr ü Sülûk Ne Demek?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.