Seyr-i Sülûkun Dört Temel Merhalesi

Abdullah Sert Hocaefendi: Hak yolunda ilerlemek isteyen bir mümin için hangi adımlar zaruridir? İmam-ı Rabbânî’nin işaret ettiği akîde, fıkıh, amel ve kalp tezkiyesi, seyr-i sülûkun temel taşlarını oluşturuyor.

İmâm-ı Rabbânî buyuruyor ki:

“Eğer sen, seyr-i sülûk dediğimiz mânevî bir terbiye yoluna girdiysen, bu işin dört merhalesi vardır:

Birincisi, akîde.

Ehl-i Sünnet akîdesine sahip olacaksın. Önce akîdeni düzelteceksin. Yanlış itikatlardan tertemiz bir itikada ulaşacaksın.

İkincisi, fıkhını bilmek.

Hayatın hangi alanında farz mı, vâcip mi, sünnet mi, müstehap mı, mübah mı olduğunu bileceksin. Allah muhafaza; haram, mekruh ve müfsit şeyler ise mü’minin hayatına asla bulaşmayacak.

Ama yukarıda sayılan beş güzellik —farz, vâcip, sünnet, müstehap ve mübah— kulluğu güzelleştiren şeylerdir.

Farz, Hakk’ın en çok sevdiği şeydir; kulu Allah’a yaklaştırır.

Vâcip aynı şekilde.

Sünnet, Rasûlullah’a sizi yaklaştıran husustur, değil mi?

Öyleyse farz, vâcip, sünnet, müstehap yine Hakk’ın sevgisini kazandıran işlerdir.

Mübah ise adeta sarı çizgi gibidir; Allah’ın müsaade ettiği bir alan. Güzel yani.

Ama farz, farzdır.

Onun altındaki haram ise asla elimizin, dilimizin, gözümüzün, malımızın bulaşmayacağı şeydir. Allah’ın kesin hudududur.

Dolayısıyla her Müslüman, hayatın neresindeyse, bütün hareketlerinde bu sekiz nottan birini alır. Zaman zaman söylüyorum: Şu suyu besmele çekip sağ elimle içersem hayatıma bir sünnet yazılıyor. Ama aynı suyu farkına varmadan sol elimle içersem bu da mekruh yazılıyor.

—“Hocam, ne olacak sol elle içsem?” diyorlar.

Ne olacak? Allah bir Peygamber göndermiş. O Peygamber de sahâbeye “Bakın, ben sağ elimle içiyorum, siz de sağ elinizle için” demiş. Niçin demiş? Allah Peygamber gönderdiği için. Demek ki öylesine güzel! Öylesine güzel ki, güzellerin güzeli Peygamber öyle yapmış. Sen niye ona muhalefet ediyorsun ki?

—“Hocam, sol elle içsem ne olur?”

Sol elle içersen, Peygamber evladım “sağ elinle iç” der. Hayatta olsaydı, “Ben sol elimle içerim!” der miydin?

—“Hocam, çok mühim mi bunlar?”

Bazen ilahiyatçılar diyor ki: “Ne fark eder?” Çok şey fark eder! Hele hele bir de gönlünle itiraz ederseniz —“Rasûlullah öyle yapmış ama ben böyle yaparım” derseniz— öbür âlemde karşılaşacağınız muameleyi düşünün. Çünkü Cenâb-ı Hak açıkça buyuruyor ki:

“O Peygamberin emrine açıkça muhalefet edenler, başlarına büyük bir belânın, musîbetin gelmesine hazır olsunlar.”

Onun için Allah’ın Rasûlü bizim için neyi güzel gördüyse, o güzeldir. Yapamasak bile onun güzelliğine itiraz etmemek gerekir. Yapamadığımız zaman da istiğfar etmemiz gerekir.

Seyr-i sülûk yoluna giren insanların da her şeyden önce akîdesini düzeltmesi, sonra fıkhını bilmesi, sonra da bildiğiyle amel etmesi gerekir. Yani farzı, vâcibi, sünneti biliyorsun ama hayatında yok. Onlar sadece bilgi olarak kalmamalı; malınla, canınla, gözünle, dilinle ilgili hangi yükümlülük varsa onları yerine getirmelisin.

Bundan sonra ise sıra tezkiye ve tasfiyeye gelir: kalbinin temizlenmesi, nefsin baskılarından kurtulması.

Ondan sonra da insanları Allah’a davet edeceksin. İşte o zaman en güzel insan hâline geleceksin.

Özetle, seyr-i sülûkun dört maddelik programı şudur:

  1. Akîde
  2. Fıkıh
  3. Amel
  4. Kalp tasfiyesi ve nefis tezkiyesi

Evet, insanı hakikate ulaştıracak ana program budur.

İslam ve İhsan

ŞEYH NEDİR, KİME DENİR?

Şeyh Nedir, Kime Denir?

MÜRİD VE SALİK NE DEMEK?

Mürid ve Salik Ne Demek?

TASAVVUF TERİMLERİ

Tasavvuf Terimleri

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.