Şeyh Sadi’ye Babasından Gıybet ve Tevazu Dersi
Şeyh Sâdî, ibadetleriyle övündüğü bir gece babasından öyle bir ders aldı ki gıybetin ve tevazunun önemini ömrü boyunca unutmadı.
Şeyh Sâdî-i Şîrâzî Hazretleri, çocukluk yıllarına ait bir hâtırasını şöyle naklediyor:
ŞEYH SÂDÎ’NİN BABASINDAN ALDIĞI GIYBET VE TEVAZU DERSİ
Çocukluğumda ibadetlere çok düşkündüm. Geceleri kalkar, ibadetle meşgul olurdum. Bir gece babamın yanında oturuyordum. Bütün gece gözümü yummamış, Kur’ân-ı Kerîm’i elimden bırakmamıştım. Bazı kimseler ise etrafımızda uyuyorlardı. Babama:
“–Şunların bir tanesi bile başını kaldırıp iki rekât teheccüd namazı kılmıyor; sanki ölü gibi uyuyorlar!” dedim.
Bu sözüm üzerine babam kaşlarını çattı ve:
“–Oğlum; başkalarının dedikodusunu edeceğine, keşke sen de onlar gibi uyusaydın!” karşılığını verdi.[1]
Yani babası Sâdîʼye âdeta şu dersi veriyordu:
“Senin hor gördüklerin, seher vaktinin feyiz ve rahmetinden mahrum kalsalar da onlara Kirâmen Kâtibîn melekleri menfî bir şey yazmıyor. Senin amel defterine ise din kardeşlerini küçük görme ve gıybet günahı yazıldı…”
Hisse:
En büyük günahlardan biri, ibâdullâhı istihkār, yani Allâhʼın kullarını hakir görmektir. İnsan kendine sormalı:
“Sen kendi son nefesinden ve ebedî istikbâlinin ne olacağından emin misin ki başkalarını küçük görüyorsun?”
İnsan belki de tenkit edip yerdiği kimseden daha kötü bir âkıbete dûçâr olabilir.
Âyet-i kerîmelerde buyruluyor:
“Ey müʼminler! Bir topluluk diğer bir topluluğu alaya almasın. Belki de onlar, kendilerinden daha iyidirler…” (el-Hucurât, 11)
“Arkadan çekiştirmeyi, yüze karşı eğlenmeyi âdet edinen herkesin vay hâline!” (el-Hümeze, 1)
Rasûlullah Efendimiz de şöyle buyurmuştur:
“Allah Teâlâ bana; «Birbirinize karşı öylesine alçak gönüllü olun ki hiç kimse diğerine karşı haddi aşıp zulmetmesin. Yine hiç kimse, bir başkasına karşı böbürlenip üstünlük taslamasın!» diye vahyetti.” (Müslim, Cennet, 64; Ebû Dâvûd, Edeb, 40; İbn-i Mâce, Zühd, 16)
Spot:
Ebû’l-Hasan Harakānî Hazretleri buyurur:
“Tandırdan elbisene bir ateş sıçrasa onu hemen söndürmeye çalışırsın. Dînini yakan bir ateşe, yani kibir, haset ve riyâ ateşlerinin kalbinde durmasına neden râzı oluyorsun?!”
“Nasıl ki namaz ve oruç farzdır, îfâsı mecburîdir; aynı şekilde gönülden, kibri, hasedi ve hırsı bertaraf etmek de zarurîdir.”
Dipnot:
[1] Bkz. Şeyh Sâdî Şîrâzî, Bostan ve Gülistan, sf. 85, Erkam Yay. İstanbul 2022.
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Kıssaların Diliyle Müminlerin Gönül Ufku, Erkam Yayınları









YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!