Zabıta Memuruyum Bazı Cezaları Yazarken Haksızlıklara Şahit Oluyorum Ne Yapmalıyım?

Zabıta memuruyum bazı cezaları yazarken haksızlıklara şahit oluyorum ne yapmalıyım? Sizlerden gelen soruları ve dinî meselelere dair merak edilenleri Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Hamdi Yıldırım cevaplıyor.

Cezayı yazıyoruz. Cezayı yazarken tutanak, eğer birilerinin aracılığı varsa ona göre yazılıyor. Bazen hak etmediği cezayı adama vermek durumunda kalıyoruz. Bazen de hak ettiği cezayı ya hiç vermiyoruz ya da silik bir şekilde veriyoruz. Dolayısıyla bu ayrımcılığa alet olmak caiz midir, değil midir?

Değildir. Yani haksızlığın hiçbir şekilde bir tarafında bulunmak caiz değildir. Cenab-ı Allah haksızlık yapmayın demiyor, "ve temilu" diyor. Yani meyletmeyin diyor. Zulme meyletmeyin diyor. Yani ne kalben ne de hareketlerinizle zulme yardım ve yataklık yapmayın diyor. (Hûd Suresi, 113)

Ama burada şöyle de bir şey devreye giriyor: Yani her ceza zulüm müdür? Yani birtakım düzenlemeler parlamentodan çıkıyor diye, parlamentoda salt çoğunlukla çıkıyor. İşte 600 milletvekilinden 301 tanesi bir şey yasaktır diyor. Bu yasak olur mu? Yani geçen yıllarda Alev Alatlı diye bir hanımefendi (Allah rahmet eylesin), protokolün de olduğu bir yerde çok güzel bir açılış konuşması yapmıştı. Her hukuki olan meşru değildir. Yani her kanuni olan meşru değildir. İşte kanun sana bu hakkı veriyor. Dolayısıyla bu hakkı kullanman meşru mudur, değil midir? Burada meşruiyet temelde Allah'ın verdiği haklar üzerinden teşekkül ediyor. Yani Allah bir hakkı sana vermişse bu meşrudur. Bir hakkı sana vermemişse bu meşru değildir. Allah'ın sana vermediği hak ile ilgili bütün dünya düzenleme yapıp da "bu senin hakkındır" dese de o senin hakkın değil.

Emir Kuluyum Demek, Zulmü Meşrulaştırır mı?

Dolayısıyla yani burada eğer zulüm olarak görünen bir şey varsa, "Ha, ne yapayım ben? Emir kuluyum, ekmeğim. Burada istemeyerek de olsa bu zulmü yapmak durumundayım" meşru bir gerekçe olmaz. Yani meşru bir gerekçe olmazdan kastım ne? Allah'ın huzurunda böyle bir şeyle gittiğimizde,"Ya Rabbi, ben emir kuluydum, yapacak bir şeyim yoktu" dediğimizde ilahi gazaba uğrarız. Çünkü Allah kendi kullarına emrediyor.Emir kuluyum ne demek? Allah sana "kulum" dediğinde bir işe yarar kulluk. Yoksa "ben amirlerimin kuluyum, kölesiyim" diye bir şey yok. Meşru olmayan, nitekim Efendimiz aleyhissalatü vesselam; "Allah'a isyan olan bir yerde hiç kimseye itaat meşru olmaz" diye temel hükmü koymuş. (Buhari, Ahkam 4; Müslim, İmaret 39)

Adalet Konusunda Karar Verirken Dikkatli Olmak

Fakat burada ince bir ayar var Basri hocam, fakat her dediğimde de böyle korkarak bunu diyorum; yanlış anlaşılmasından korkarak söylüyorum. Yani bir şeyin adalet olup olmadığına karar vermek bizim yetkimizde mi yoksa mahkemelerin yetkisinde mi? Bazen öyle olur ki biz işin iç yüzünü bilemediğimiz bir meselede bir şeyi yanlış olarak değerlendirebiliriz ama onun iç yüzünde farklı birtakım şeyler zuhur edebilir. Dolayısıyla bu gibi noktalarda hassas olmak lazım. Eğer kardeşimiz bulunduğu noktada böyle bir sıkıntı yaşıyorsa, bir yandan da tabii ailesini, çoluğunu çocuğunu geçindiriyor. Özellikle de bu devirde işsizlik de ayrı bir imtihan. Yani evine çoluğunun çocuğunun rızkını götürememek de ayrı bir imtihan. İnsan kendi dayanıklılığını bilmeli. Bazen böyle çok ezbere konuşuyoruz. "Ben bu haksızlığa tahammül etmem" diyor, ayrılıyor bir işten. Ondan sonra 3-5 ay iş bulamayınca dönüyor, "Ben niye öyle yaptım? Keşke öyle yapmasaydım, böyle yapmasaydım" diyerek belki haklı olduğu bir davasında ahirette bir mükafat beklemesi söz konusu iken bu tür söylemleriyle haklı davasında kendisini haksız yere getirmiş koymuş oluyor. Onun için çok ince bir çizgi söz konusu.

Haksızlığa Karşı Nasıl Bir Yol İzlenmeli?

Eğer burada bir haksızlık görüyorsa bu kardeşimiz kendisi daha bir pasif göreve çekilmeyi isteyebilir; hakla, hukukla, insanların hakkıyla ilgili bir karar verme durumunda olmadığı yerlere talip olabilir. Yani bazı yerler var, onlar birileri tarafından böyle yemlik olarak da görülür. Yani orada görev almak önemlidir çünkü orada artı gelirler söz konusudur. Bir de böyle merdiven altı işleri vardır her memurluğun. Orada iş çoktur ama geliri sabittir. Yani angaryası çoktur ama geliri sabittir, öyle yerlere talip olmak lazım. Şu açıdan bunu söylüyorum: Bazen insan sahip olmadığı makamdaki gibi hareket ediyor. Yani şimdi Ebubekir zannediyor kendini, bütün malını getiriyor bir hayır kurumuna teslim ediyor. Ondan sonra "ya ben bunu niye yaptım" diye dönüyor pişman oluyor. Onun için Efendimiz aleyhissalatü vesselam sahabe efendilerimizden biri "ben bütün malımı tasadduk etmek istiyorum" deyince "yapma" diyor. "E Ebubekir'den almıştın, benden niye almıyorsun?" "Çünkü sen Ebubekir değilsin."

Fedakârlık Yaparken Kendi Gücünü Bilmek

"Hadi Ömer gibi yarısını getireyim." "Yarısını da ver" diyor. Yani bu konuşmayı ben kurguluyorum ama diyor ki sahabe; "Efendim, ya Resulallah, üçte ikisini vereyim." "Olmaz" diyor. "Yarısını vereyim." "O da olmaz" diyor. Halbuki Ömer'den malının yarısını almıştı Hazreti Peygamber. Niye? Ömer o yarısını verebilecek makamdaydı. Yani bir yardım yapıp, bir bağışta bulunup peşinden onun ağırlığını yaşayacaksa bir insan... Şimdi bazen öyle oluyor. Hatta eskiden bunları yapan bir grup da vardı; himmet toplantıları diyerek milleti gaza getirip, işte insan böyle duygusal olunca ne yaptığını bilmiyor. Onun için derler ki duygusal olduğunuzda ne söz verin ne de tehdit edin. İşte mesela sinirlendiğinizde diyor Hazreti Peygamber; "Ayaktaysanız oturun, oturuyorsanız gidin abdest alın." Çünkü su insanın o hararetini alıyor, daha sağlıklı düşünebiliyor. (Ebu Davud, Edeb 3) Yine duygusal olduğunda da yani işte "bütün malımı mülkümü vereyim" diyor. İşte o grup da "tamam, işte hazır bütün malını mülkünü vermiş" diyor, onu hemen alalım diyor. Halbuki o insanı kurtarmak onun malını almaktan daha önemli. Ben şimdi bir hoca efendi, bir kanaat önderi tanıyorum; adam getiriyor parasını teslim ediyor, "Yok" diyor, "biz senin bu paranı alamayız." Niye? Çünkü bu parayı sen alırken kendini yakarak almışsın. Senin yakarak aldığın bir parayı değil biz seni kurtarmayı hedefliyoruz. İşte Müslüman böyle olmalı.

İşten Ayrılmadan Önce İmkânları Değerlendirmek

Dolayısıyla yani attığımız adımlar veya attığımız taş ürküttüğümüz kurbağaya değiyor mu? Yani fedakarlık olarak düşündüğümüz şeyin ne kadar arkasından gidebileceğiz? Ne kadar gidemeyeceğiz? Ne kadar onu taşıyabileceğiz? Bunların hepsi çok önemli şeyler. Onun için Allah yardımcımız olsun. Bu gibi durumlarda yani şöyle bir şeyi de aktarmış olayım: Yani bir insan çalıştığı işi beğenmeyebilir, manen beğenmeyebilir, maddeten beğenmeyebilir. Eğer arkasında bir yumurta sepeti varsa, bakmakla yükümlü olduğu bir ailesi; işte 2 ay, 3 ay işsiz kaldığında olayın gideceği boyutlarla ilgili bir şey varsa ona göre dikkatli olmalı. Kendine yeni bir iş bulmadan da bulunduğu pozisyonu, durumu, kapıyı çekip terk etmemeli.

İslam ve İhsan

HAKSIZLIĞA KARŞI NASIL DAVRANMALIYIZ?

Haksızlığa Karşı Nasıl Davranmalıyız?

“KİM BİR KÖTÜLÜK GÖRÜRSE ONU ELİYLE DEĞİŞTİRSİN” HADİSİ

“Kim Bir Kötülük Görürse Onu Eliyle Değiştirsin” Hadisi

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle