Seherlerin Hikmeti: Rûha Şifâ, Bedene Sıhhat
Geceleri ihyâ etmenin maksadı ve önemi nedir? Seherlerin rûhî feyzinden bedene şifâ olan hikmetlerine, "Yâr ile buluşma" vaktinin sırları...
İnsanın kendi iç dünyasına yönelerek, gündüzlerin maddî ve mânevî sıkletlerini üzerinden atabilmesi, gecenin sükûnetine bürünmekle mümkündür. Zira gündüzler, gecenin rûhî ve sıhhî istirahatini vermekten uzaktır. Gecelerin nîmetini bilmeyenler için gündüzün hayrını düşünmek de mümkün değildir.
GECELERİ İHYÂ ETMENİN MAKSADI VE MANEVİ ÖNEMİ
Gecenin mânevî manzaralarına girebilmek için, onu gâyeli kullanma mecbûriyeti vardır.
Gönül ehli için gecenin sükûnetinden daha feyizli bir zaman olamaz. Geceleri -belli miktarda- uyanık geçirerek onun feyz ve berekâtından istifâde etmek îcâb eder. Bu hususta âyet-i kerîmelerde şöyle buyrulur:
“(O müttakî kimseler, geceleri namaz kılmak ve istiğfâr etmek için) yanlarını (tatlı) yataklarından kaldırırlar. Rabʼlerine, azâbından korkarak ve rahmetini umarak duâ ederler (murâdlarını isterler, yalvarırlar). Kendilerine verdiğimiz rızıklardan da hayır yollarına infâk ederler.” (es-Secde, 16)
“Gecenin bir kısmında O’na secde et! Gecenin uzun bir bölümünde de O’nu tesbîh et!” (el-İnsân, 25-26)
Cenâb-ı Hakk’ın geceye verdiği kıymet ve onun içine yerleştirdiği sırlar, sayısızdır. Bu hususta Rabbimizʼin;
“Geceye ve karanlığın kapladığı her şeye andolsun ki…” (el-İnşikâk, 17)
“Sükûna erdiği zaman geceye andolsun ki…” (ed-Duhâ, 2)
“Kararmaya yüz tuttuğunda geceye; ağarmaya başladığında sabaha andolsun!” (et-Tekvîr, 17-18) şeklinde kasem buyurmasındaki sır, idrâkimize ve gönlümüze nice hakîkatleri seyrettirmek için açılan ilâhî bir penceredir.
Olgunluğa erişmiş mü’minler için geceler, derûnundaki sükûnet ve feyz dolayısıyla müstesnâ bir ganimettir. Bu ganimetin kıymetini lâyıkıyla bilenler -bilhassa gece yarısından sonra- bütün mahlûkâtın istirahate çekilerek, âlemi derin bir sükûnetin kapladığı hengâmda, duâ, ibadet ve yanık ilticâlarla Rabʼlerine yönelmenin en feyizli zeminini bulurlar.
Gece ve seherleri uyanık geçirmek hususunda Cenâb-ı Hak, kendisinden sakındıkları için ilâhî nîmetlere mazhar olacaklarını beyan ile medhettiği o bahtiyar kulları hakkında şöyle buyurur:
“O müttakîler, geceleri pek az uyurlar, seher vakitlerinde de istiğfâra devam ederlerdi.” (ez-Zâriyât, 17-18)
“(O Rahmân’ın kulları ki,) Rabʼlerinin huzûrunda kıyâma durarak ve secdelere kapanarak gecelerini ihyâ ederler.” (el-Furkân, 64)
Diğer bir âyet-i kerîmede Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:
“(Ey Rasûlʼüm!) Allah, (gece namaza) kalktığın vakit Sen’i ve secde edenler arasında dolaştığını görüyor…” (eş-Şuarâ, 218-219)
PEYGAMBER EFENDİMİZ’İN VE SAHABENİN SEHER İKLİMİ
Bu âyet-i kerîme hakkında Kâdî Beydâvî diyor ki:
“Ümmet için beş vakit namaz farz olup da gece namazı sünnet hâline gelince, Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, ashâbın ahvâlini müşâhede sadedinde gece vakti hücre-i saâdetlerinden dışarı çıkıp ashâbın evleri arasında dolaşmış ve o evleri, Kur’ân tilâveti, zikir ve tesbih sesleriyle arı kovanları gibi uğuldar bir hâlde bulmuştu.” (Envâru’t-Tenzîl, IV, 111)
Cenâb-ı Hak gecenin seher vaktinde îfâ edilen zikre, sâir zamanlardakinden daha fazla kıymet vermektedir. Zira seherlerde zikir ve ibadetle meşgul olabilmek, diğer zamanlardan daha zordur.
Bu sebepledir ki seherleri ihyâ, kulun Rabbine karşı duyduğu hâlisâne muhabbet ve tâzîmin bir ifadesidir. Gönüldeki aşk ve muhabbet-i ilâhiyyenin şiddeti ne kadarsa muhakkak ki gece namazına ve tesbihâta rağbet de o derecede tezâhür eder.
Bu bakımdan da, gece namazı ve tesbihleri, -âdeta- Yâr ile buluşup sohbet etme mâhiyeti taşır. Herkes uyurken uyanık bulunmak, Mevlâ-yı Müteâl’in rahmet iklîmine girerek, mağfiret, muhabbet ve mârifet meclisine dâhil olan müstesnâ kullarından olmak demektir.
Eğer bir mü’min, geceyi gâyeli kullanabilir ve seherdeki zikrin rûhâniyetinden nasîb alabilirse, gecesi gündüzünden -mânen- daha aydınlık ve hayırlı olur. Lâkin gâyesiz ve uykuya mahkûm olarak geçirilen bir gece ise, taşa, denize ve çöle yağan yağmur gibi faydasız ve telâfisi zor bir kayıptır. Böyle bir gecenin gündüzü de mânen karanlıktır.
Seherde başlayan tevhîdin rûhâniyeti, günlerimizi ve gönüllerimizi ihâta ederse, son nefesimiz, yani dünyadaki her şeye büyük vedâ demek olan ölüm de, kelime-i tevhîdin rûhâniyeti ile -inşâallah- bir “şeb-i arûs”a dönüşür.
Abdullah bin Amr bin Âs -radıyallâhu anhumâ-, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in kendisini şöyle îkaz ettiğini bildirmiştir:
“–Ey Abdullah! Falan kimse gibi olma! Çünkü o, gece ibadetine devam ederken, artık kalkmaz oldu.” (Buhârî, Teheccüd, 19; Müslim, Sıyâm, 185)
Fahr-i Kâinat -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, ashâb-ı kirâma hitâben:
“Gece ibadetine dikkat ediniz! Çünkü o, sizden önceki sâlih kimselerin âdetidir. Şüphesiz gece ibadete kalkmak, Allâh’a yaklaşmaya vesîledir. (Bu ibadet) günahlardan alıkoyar, hatâlara keffâret olur ve bedenden dertleri giderir.” buyurmuşlardır. (Tirmizî, Deavât, 101)
SEHER VAKTİNDE UYANMANIN SAĞLIĞA VE BEDENE FAYDALARI
Bütün bir geceyi uykuyla geçirmeyip arada bir kalkmanın, insan vücudunun sıhhati için ehemmiyetli olduğu da tıbben tespit edilmiştir. Hakîkaten uzun bir uykudan uyananlar, baş ağrısından muzdarip olurlar. Bu, uyurken nefes alıp-vermenin yavaşlaması ve beynin kâfî miktarda oksijenle beslenememesinin bir neticesidir. Uykuyu bölenler, fiilî hareketlerle nefes alıp vermeyi normalleştirdiklerinden, az bir uykuya rağmen, yataklarından daha zinde kalkarlar.
Diğer taraftan bilhassa ihtiyarlarda ölümler, daha ziyâde sabaha karşı vâkî olur. Bundan dolayı doktorlar, “seher vakti”ne “ölüm saati” adını verirler. Bunun sebebi, uykunun en derin olduğu saatte kalbin çalışmasının yavaşlamasıdır. Bu saatte uyananlar, üstelik bir de soğuk suyla abdest alırlarsa, bütün vücut fonksiyonlarını normalleştirmiş olurlar.
Dînin emirleri bu gibi dünyevî faydalar için olmayıp Allâh’a kulluğu gerçekleştirmek maksadıyla vaz olunmuşlarsa da, onların her birinde böyle dünyevî faydalar da mevcuttur. Namaz, oruç vs. ibadetlerde de böyle sayısız dünyevî hikmetler ve menfaatler vardır. Fakat tabiatiyle bunlar, o ibadetlerin varlık sebebi değil, faydalı birer yan tesiri mesâbesindedir.[1]
Dipnot:
[1] Îmandan İhsâna Tasavvuf kitabının 189-192. sayfalarından iktibas edilmiştir.
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Gençler Soruyor, Erkam Yayınları


YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!