Sargı Üzerine Mesh Nasıl Yapılır?

Sargı üzerine mesh yapılır mı? Sargı üzerine nasıl mesh edilir? Sargı üzerine mesh ile ilgili fıkhi hükümler.

Üzerinde sargı bulunan bir organın abdest veya boy abdesti alırken su ile yıkanması sağlık açısından zarar verecekse, bu sargı çözülmeyip, üzerinin mesh edilmesiyle yetinilir. Yapılan bu mesh o organı hükmen yıkama sayılır. Hatta mesh de zarar verecekse, ondan da vazgeçilebilir.

SARGI ÜZERİNE MESH İLE İLGİLİ HADİSLER

Sargı üzerine meshin meşrûluğu sünnetle sabittir. Hz. Ali (r.a) şöyle demiştir: “Bileğim kırılmıştı. Peygamber (s.a.s)’e sordum, bana sargının üzerine mesh etmemi bildirdi.” [1] Câbir (r.a), başından yaralandıktan sonra boy abdesti alan ve arkasından da ölen kişi hakkında, Nebî (s.a.s)’in şöyle buyurduğunu nakletmiştir: “Teyemmüm etmesi, yarasına bir bez bağladıktan sonra oraya mesh etmesi ve bedeninin geri kalan kısmını yıkaması onun için yeterliydi.” [2]

İslâm’da, her zorluğun arkasından kolaylık gelir. Bu konuda, “zarûretler, sakıncalı olan şeyleri mubah kılar” ilkesi uygulanır. Altını yıkama düşüncesiyle yara bandı veya sargıların çözülmesinin sağlık açısından ne kadar zararlı olduğu ortadadır. Kimi zaman, yaranın üstünü veya sargıyı ıslak elle mesh etmek de mikrop kapmasına yol açabilir. Bu yüzden, mesh etmede zarar söz konusu olunca, bu da terk edilir.

Sargının çoğunluğunu sadece bir defa meshetmek yeterlidir. Bütünüyle meshedilmesi, tekrarı ve niyet edilmesi şart değildir. Nitekim, mestlere veya başa meshte de niyet aranmaz. Diğer yandan, ihtiyaç yerini aşan alçı veya sargının fazla kısmının çözülmesi ve sargı altında yaranın çevresinin yıkanması yaraya zarar verecekse, ihtiyaç fazlası kısmın üzerine meshetmek de caiz olur. Çünkü sargılar, çoğu kez, yaranın mikrop kapma riskine karşı genişçe sarılır.[3] Üzerinde ilâç, merhem bulunan yaraların meshi de sargı üzerine mesh hükmündedir.

Sargının, abdestli olarak sarılmış olması şart değildir. Sargı ister abdestli iken, isterse abdestsiz veya cünüp iken konulmuş olsun, sargı üzerine meshedilmesi caiz olur. Sağlığına kavuşunca da namazını iade etmesi gerekmez. Zorluğu kaldırmak için fetva bu şekilde verilmiştir. Akıl da bunu gerektirir. Çünkü insanın ne zaman yaralanacağı, kırık veya çıkık sebebiyle alçıya alınacağı belirsizdir. Onun böyle bir zamanda abdestli bulunmasını şart koşmak sıkıntı ve zorluk meydana getirir.

SARGI ÜZERİNE MESH CAİZ MİDİR?

Sargı üzerine mesh, bir süreye bağlı değildir. Özür devam ettiği sürece mesh caiz olur.

Bir sargı üzerine mesh yapıldıktan sonra değiştirilse, yeniden mesh gerekmez. Yine bir sargıya mesh yapıldıktan sonra, üzerine başka bir sargı daha bağlansa, yeniden meshe gerek olmaz. Henüz özür ortadan kalkmadan sargı açılsa, mesh bozulmuş olmaz. Ancak sargı, yara iyileştiği için düşecek olursa artık sargı üzerine mesh bâtıl olur. Çünkü özür son bulmuş durumdadır. Hatta yarası iyileşen sargı namazda iken düşse, tam bir abdest aldıktan sonra namazın yeniden kılınması gerekir.

İki ayaktan birisine bir özür sebebiyle mesh yapılsa, diğerini yıkamak gerekir. Çünkü bu mesh de, yıkamak hükmündedir.

Sargı üzerine meshederek abdest alan kimsenin abdesti bozulunca, meshinin de bozulacağı konusunda görüş birliği vardır.[4]

Dolgu yapılmış veya kaplanmış dişler de sargılı veya merhemli yara -yahut suyun deriye ulaşmasını engelleyen fakat çıkarılması zor olan boya vb. nin bulaştığı organ- gibidir. Buna göre abdest ve boy abdestinde suyun kaplama ve dolguya ulaşması yeterlidir.[5]

Dipnotlar:

[1] Zeylâî, Nasbu’r-Râye, I, 186 vd. [2] Zeylâî, age, I, 187; Şevkânî, Neyl, I, 258. [3] Kâsânî, age, I, 12, İbnü’l-Hümam age, I, 109; İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtar, I, 260; Zühaylî, age, I, 348 vd. [4] İbn Âbidîn, age, I, 129; Zühaylî,. age, I, 356; Kâsânî, age, ı, 14 vd; İbnü’l-Hümâm, age, I, 109 vd. [5] Komisyon, İlmihal, İman ve İbadetler, TDV, İSAM, İstanbul 1998, I, 203.

Kaynak: Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslam İlmihali, Erkam Yayınları

MEST ÜZERİNE MESH ETMEK

Mest Üzerine Mesh Etmek

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.