Sahih Evlilik Nedir?

Sahih evlenme nedir? Sahih evliliğin sonuçları.

Rükün ve şartları tam olarak bulunan evlilik akdi, taraflar için bağlayıcı olur. Akıllı ve ergen Müslüman bir erkekle, yine akıllı ve ergen Müslüman bir kadının, aralarında bir evlenme engeli bulunmaksızın iki şahit huzurunda yaptıkları evlenme akdi geçerli olur ve sonuçlarını meydana getirir.[1] Başkasının icazetine bağlı olan mevkûf evlenme, bu icazet verilince ve bir tarafın fesih hakkının bulunması yüzünden bağlayıcı olmayan (gayri lâzım olan) evlilik ise bu fesih hakkının kullanılmaması durumunda sahih hale gelir. Böyle bir evlenme akdi karı-koca ilişkisi, mehir, nafaka, sıhrî hısımlık, nesep ve karşılıklı mirasçılık gibi evliliğin bütün sonuçlarını doğurur.

SAHİH EVLİLİĞİN SONUÇLARI

1) Eşlerin İslâmi ölçüler içinde birbirinin cinsel yönlerinden faydalanması caiz olur.

Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurulur:

Kadınlarınız sizin için bir tarladır. Öyleyse, tarlanıza dilediğiniz gibi yaklaşın! Kendiniz için (güzel söz söleyerek) ileriye hazırlık yapın.”[2]

“Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helâl kılındı. Onlar sizin için birer elbise, siz de onlar için birer elbise gibisiniz.”[3]

(Savaş esiri olarak) sahip olduğunuz cariyeler dışında, evli kadınlar da (size haram kılındı.) Allâh’ın size emri budur. Bunlardan başkasını, namuslu olmak ve zina etmemek üzere mallarınızla (mehirlerini vererek) istemeniz size helâl kılındı. Onlardan yararlanmanıza karşılık kararlaştırılmış olan mehirlerini verin.”[4]

(Kurtuluşa eren mü’minler) iffetlerini korurlar. Ancak eşleri ve ellerinin sahip olduğu cariyeleri bunun dışındadır. Onlar bu (cinsel ilişkiden) dolayı kınanmış değillerdir.”[5]

Hz. Peygamber (s.a.v.) de bir hadiste şöyle buyurmuştur: “Kadınlarınız hakkında Allah’tan sakının. Şüphesiz onlar sizin yanınızda yardımcılarınızdır. Onları Allâh’ın emaneti olarak aldınız ve cinsiyet uzuvlarını Allâh’ın kelimesi ile helâl edindiniz.” [6]

Nikâh, eşe ancak önden yaklaşmayı helâl kılar. Eşine arkadan yaklaşmak, aybaşı, loğusalık veya hacda ihramlı hallerinde onunla cinsel temasta bulunmak caiz değildir.

Allahü Teâlâ şöyle buyurur:

“Sana kadınların ay halini sorarlar. De ki: O bir ezadır. Onun için aybaşı halindeki kadınlarınızla cinsel temastan uzak durun. Temizleninceye kadar kendilerine yaklaşmayın. İyice temizlenince Allâh’ın size emrettiği yerden onlara gidin.”[7] Loğusalık da aybaşı halinin benzeridir.[8]

Nebi (s.a.v.) eşine arkadan yaklaşan kimse için şöyle buyurmuştur: “Eşine arkadan yaklaşan lanetlenmiştir.[9] Başka bir hadiste şöyle buyurulmuştur: “Aybaşı halindeki bir kadına yaklaşan veya bir kadına arkadan yaklaşan yahut gelecekten haber veren kimseye (kâhin) gidip onu doğrulayan kimse Muhammed’e indirileni yalanlamış olur.” [10]

Aybaşı veya loğusa olan kadına eşinin cinsel temasta bulunması halinde ona eziyet ve sıkıntı vermiş, ayrıca sağlığını da tehlikeye sokmuş olur. Eğer bunun haramlığını bilerek yapmışsa, bir veya yarım dinar,[11] altın parayı bir fakire tasadduk etmesi gerekir. Bir hadiste şöyle buyurulur: “Bir erkek eşine aybaşı halinde yaklaştığında, eğer aybaşı kanı kırmızı ise bir dinar, sarı ise yarım dinar altını sadaka olarak versin.” [12]

Kocanın, eşinin bütün vücuduna çıplak olarak bakması ve dokunması caizdir. Çünkü cinsel ilişki bile helâl olunca, bunun altında kalan bakma ve dokunma öncelikle helâl olur. Ancak edep bakımından eşlerin birbirinin cinsel uzuvlarına bakmaması tavsiye edilmiştir. Nitekim Hz. Âişe’nin (r. anhâ), “Ben Rasûlüllah (s.a.v.)’in cinsel uzvundan bir şey görmedim, O da benden bir şey görmedi.”[13] dediği nakledilmiştir.

Hanefîlere göre kocanın ölümden sonra eşinin bedenine bakması ve dokunması helâl olmaz. Şâfiîler aksi görüştedir.

2) Evlilikle, kadın belirlenen mehre hak kazanır. Evlilik akdi sırasında mehirden hiç söz edilmemişse kadın emsalleri kadar bir mehir alma hakkına sahip olur.

3) Kadının koca evinde kalması gerekir. Peşin konuşulan mehrini alan kadının, kocasının belirlediği, İslâm’ın öngördüğü özelliklere sahip olan meskende oturması asıldır. Bu kalış, boşandıktan sonra da iddet süresince devam edebilir.

Allahü Teâlâ şöyle buyurur:

(Ey Peygamber eşleri!) Evlerinizde oturun, eski câhiliyye âdetinde olduğu gibi açılıp saçılmayın.”[14]

(Boşanan) o kadınları, gücünüzün yettiği kadar oturduğunuz yerin bir bölümünde oturtun. Onları (gitmeleri için) sıkıştırıp kendilerine zarar vermeye kalkışmayın.” [15]

“Onları apaçık fuhuş işlemeleri dışında evlerinden çıkarmayın, kendileri de çıkmasınlar.” [16]

Diğer yandan kadın, peşin konuşulan mehri almadıkça ortak ikametgâha gitmeye zorlanamaz. Koca, önceden eşinin sürekli olarak kendi babasının evinde oturacağını kabul etse, bu şart yok sayılır. Bu duruma göre, toplumda iç güveyi denilen ve erkeğin, kadının ailesi ile birlikte oturma esasına dayanan anlaşmanın kocayı bağlamadığında açıklık vardır. Erkek eşiyle birlikte istediği zaman kendisine ait başka bir eve geçme hakkına sahiptir.

Kocanın belirleyeceği mesken sağlığa elverişli olmalı, meskûn alanda bulunmalı, gerekli eşyaya sahip olmalı ve kocanın hısımları aynı meskende oturmamalıdır. Ancak kadın, kocasının hısımları ile birlikte oturmayı kabul eder ve hizmetlerini de görürse, bu onun ahlâkının güzelliğindendir.

4) Kadın nafaka hakkına sahip olur. Bu da yeme, içme, giyim ve mesken ihtiyacını kapsar. Kadın haksız yere kocasının itaatından dışarı çıkarsa nafaka hakkı düşer. Kocanın nafaka yükümlülüğü şu delillere dayanır: Allahü Teâlâ şöyle buyurur:

“...Onların (annelerin) toplumda iyi bilinen örfe göre (ma’ruf) yiyeceği ve giyeceği çocuk kendinin olan babaya aittir.”[17]

“Malî imkânları geniş olan, nafakayı genişliğine göre versin, rızkı kendisine daraltılmış bulunan da nafakayı, Allâh’ın ona verdiğinden versin. Allah hiç kimseye ona verdiğinden başkasını yüklemez. Allah güçlüğün arkasından kolaylık ihsan eder.”[18] Şu âyette de mesken ihtiyacından söz edilir:

“Boşanan kadınları gücünüzün yettiği kadar, oturduğunuz yerin bir bölümünde oturtun.” [19]

Bir aile reisinin ömür boyu aile fertlerinin geçimini sağlaması, ona sürekli sadaka sevabı kazandırır. Hadiste şöyle buyurulur: “Bir erkeğin kendisine, ailesine ve çocuklarına yaptığı harcama, sadakadır.”[20]

5) Eşlerden her birinin, diğerinin usûl ve furûu ile kendi arasında “sıhrî hısımlık” meydana gelir. Buna göre, bir kadınla evlenen erkek, artık bu kadının annesi veya nineleri ile yahut kızı ya da torunları ile evlenemez. Kadın da kocasının babası, dedeleri yahut oğul ya da torunları ile evlenemez. Bu yasak evlilik; boşanma veya ölümle sona erse bile devam eder.

6) Çocukların baba bakımından nesebi sabit olur. Bir çocuğun ana tarafından nesebinde şüphe bulunmaz. Çünkü onun nesebi doğuran kadına bağlanır. Erkeğe bağlanması ise nikâh bağını gerektirir. Hadiste şöyle buyurulmuştur: “Doğan çocuk yatağın sahibi olan erkeğe aittir. Zina edene ise taşlama vardır.” [21]

7) Eşlerin arasında miras cereyan eder. Eşlerden birisi evlilik devam ederken veya rıc’i (cayılabilen) boşamada iddet beklerken veya ölüm hastası olan kocanın bain (kesin) talakla boşadığı eşi iddet beklerken ölürse Şâfiîler dışındaki çoğunluğa göre diğer eş mirasçı olur.

Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Eşlerinizin çocuğu yoksa, mirasının yarısı sizindir. Eğer onların çocuğu varsa, size mirasından düşecek pay dörtte birdir. Eğer çocuğunuz yoksa, bıraktığınızdan dörette biri onların (karılarınızın)dır; eğer çocuğu nuz varsa, mirasınızdan sekizde biri yine onlarındır.”[22]

8) Peşin mehrini alan kadının, kocasının meşrû emirlerine itaat etmesi gerekir. Kocası eşine ahlâk ve edebe aykırı veya İslâm’ın kendisine tanıdığı hakları ihlâl edici emirler verirse, kadının bunlara uyması gerekmez. Aybaşı veya loğusalık günlerinde cinsel ilişki isteği, tesettürü veya namaz, oruç, zekât gibi farzları terketmesini istemesi durumlarında kadın kocasına itaat etmez ve farzları yerine getirir.

Ancak kadının aybaşı veya loğusalık günleri dışında kocasının cinsel isteklerine cevap vermesi de bu itaat kapsamına girer.

9) Koca eşine iyi davranmak ve insanca muamele yapmak zorundadır. Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurulmuştur:

“Onlarla iyi bilinen örfe (ma’rûf) göre geçinin, Eğer kendilerinden hoşlanmadınızsa; olabilir ki, bir şey sizin hoşunuza gitmez de Allah onda bir çok hayır takdir eder.”[23]

Kur’ân-ı Kerîm’de 39 yerde geçen “ma’rûf” terimi toplumda iyi bilinen, ayet ve hadislerle çelişmeyen, ortak insanlık değerlerini kapsar. İbnü’l-Esîr ma’rûf’u şöyle tanımlamıştır: “Ma’rûf; Allâh’a itaati, O’na yaklaşmayı, insanlar arasında iyilik olarak bilinen her şeyi ve dinin yapılmasını güzel gördüğü bütün iyilikleri, tüm kötülüklerden kaçınmayı kapsayan bir terim olup, insanlar genel olarak onu gördükleri zaman güzel bulurlar ve red etmezler. Bunun zıddı haram ve mekruhları içine alan münker terimidir.”[24]

Dinotlar:

[1] Kâsânî, Bedâyiu’s-Sanâyi’, Beyrut, 1328/1910, II, 331-334. [2] Bakara, 2/223. [3] Bakara, 2/187. [4] Nisâ’, 4/24. [5] Mü’minûn, 23/5, 6. [6] Ebû Dâvûd, Menâsik, 56; İbn Mâce, Menâsik, 84; Dârimî, Menâsik, 34. [7] Bakara, 2/222. [8] Aybaşı ve loğusalık için bk. Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslâm İlmihali, İstanbul, 1991, s. 178 vd. [9] Ebû Dâvûd, Nikâh, 45. [10] Tirmizî Tahâre, 102; İbn Mâce, Tahâre, 122. [11] 1 dinar, yaklaşık 4 gr. 22 ayar altın paradır. [12] Tirmizî, Tahâre, 102, Ebû Dâvûd, Nikâh, 47; Nesâî, Tahâre, 181, Hayz, 9. [13] bk. İbn Hanbel, Müsned, VI, 63, 90; Kurtubî, el-Câmi’, XII, 154. [14] Ahzâb, 33/33. [15] Talâk, 65/6. [16] Talâk, 65/1. [17] Bakara, 2/233. [18] Talâk, 65/7. [19] Talâk, 65/6. [20] İbn Mâce, Ticârât, 1. [21] Şevkânî, Neylü’l-Evtâr, VI, 276. [22] Nisâ, 4/12. [23] Nisâ, 4/19. [24] İbnü’l-Esîr, en-Nihâye fî Garîbi’l-Hadîs, Mekke, ty. II, 216.

Kaynak: Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Delilleriyle Aile İlmihali, Erkam Yayınları

MUTEBERLİK BAKIMINDAN EVLİLİGİN ÇEŞİTLERİ

Muteberlik Bakımından Evliliğin Çeşitleri

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.