Sahâbeyi Sevmek Neden İmanın Gereğidir?

Abdullah Sert Hocaefendi, Şifâ-i Şerîf’ten naklediyor: Sahâbeye muhabbet, imanın özü; onlara buğz ise kalbin hastalığıdır.

PEYGAMBERİMİZİN ASHÂBINI SEVMEK NEDEN ÖNEMLİ?

“Ashâbım anıldığında, onların aleyhinde konuşmayınız.” (Taberânî, el-Mu‘cemü’l-kebîr (Selefî), II, 96, nr. 142, X, 198, nr. 10448; Elbânî, Silsiletü’l-ehâdîsi’s-sahîha, I, 78-80, nr. 34.)

Câbir ibni Abdillah radıyallahu anhümânın rivâyet ettiği bir hadîs-i şerîfte Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Allah Teâlâ benim ashâbımı, nebîler ve resûller dışında bütün varlıklara üstün kıldı. Onların içinden de dört kişiyi; Ebû Bekir, Ömer, Osmân ve Ali’yi benim için seçti ve onları benim en hayırlı sahâbîlerim yaptı. Esasen benim ashâbımın hepsi hayırlı kimselerdir.” (İbni Asâkir, Târîhu Medîneti Dımaşk (Amrî), XXIX, 184; Heysemî, Mecma‘u’z-zevâid, X, 16.)

Peygamber Efendimiz bir başka hadisinde, ashâbının hepsinin hayırlı kimseler olduğunu şöyle ifâde buyurmuştur: “İnsanların en hayırlısı benim çağdaşlarımdır.” (Buhârî, Fezâilü ashâbi’n-nebî 1, nr. 3650; Müslim, Fezâilü’s-sahâbe 214, nr. 2535.)

Resûl-i Ekrem bir başka hadisinde de şöyle buyurmuştur:

“Ömer’i seven beni sevmiş olur. Ömer’e buğzeden bana buğzetmiş olur.”

Hadisin devamı şöyledir: “Allah Teâlâ Arefe gecesi bütün insanlarla, özellikle de Ömer’le övünür. Çünkü Cenâbı Hak gönderdiği her peygamberin ümmeti içinde birine haber ilhâm eder; eğer benim ümmetim içinde de kendisine ilhâm edilen biri varsa ki, elbette vardır, o da mutlaka Ömer’dir. Bunun üzerine ashâbı kirâm: ‘Ey Allah’ın Elçisi! Birisine nasıl ilhâm olunur?’ diye sordu. O da: ‘Melekler onun diliyle konuşur’ buyurdu.” (Taberânî, el-Mu‘cemü’l-evsat (İvezullah), VII, 18, nr. 6726; Heysemî, Mecma‘u’l-bahreyn (Abdülkuddûs), VI, 249, nr. 3668.)

Sahîh-i Buhârî’de Ebû Hüreyre radıyallahu anh tarafından rivâyet edilen benzeri bir hadîsi şerîf şöyledir: “Sizden önce geçen ümmetler içinde, kendilerine ileride meydan gelecek olaylar ilhâm edilen kimseler (muhaddesûn) vardı. Eğer benim ümmetim içinde de bunlardan biri varsa ki, elbette olmalıdır, o da mutlaka Ömer’dir.” (Buhârî, Enbiyâ 54, nr. 3469, Fezâilü ashâbi’n-nebî 6, nr. 3689.)

 Hz. Ömer’in görüşünü destekler mâhiyette birçok âyet nâzil olmuştur. «Muvâfakatı Ömer» diye anılan bu olaylardan birkaçı Tecrîd-i Sarîh Tercemesi’nde zikredilmiştir. (Bk. Tecrid Tercemesi, II, 349-353.)

Sahâbeye Buğzedenlerin Mahrûmiyeti

İmâm Mâlik ibni Enes (v. 179/795) ile bazı âlimler şöyle demiştir:

“Haşir sûresinin şu âyetleri, sahâbeye buğzeden ve sövenlerin, gayrimüslimlerden alınan vergi ve ganimetlerde hiçbir hakları bulunmadığını ortaya koymaktadır:

Ganimet; savaşta, Müslüman olmayanlardan alınan mal ve esirler demektir. Gayrimüslimlerden alınan vergilerde ve ganimetlerde her Müslümanın hakkı vardır. Sahâbeye buğzeden ve sövenleri bu haktan mahrum eden âlimlerin, onları dinden çıkmış kabul ettikleri anlaşılmaktadır. (Aliyyü’l-Kãrî, Şerhu’ş-Şifâ, II, 93)

‘Allah’ın onlardan alıp Peygamberine ganimet olarak verdiği malları elde etmek için at veya deve koşturmadınız. Fakat Allah peygamberlerini dilediği kimselerin üzerine gönderir. Allah her şeye kãdirdir. Allah’ın, savaşsız, barış yoluyla fethedilen ülkelerin halkından Resûlüne nasip ettiği ganimet malları Allah’a, Resûlüne, Peygamber’in yakın akrabasına, yetimlere, yoksullara ve yolculara âittir. Böylece, o malların, sadece zenginler arasında dönüp dolaşan bir servet hâlini alması önlenmiş olur. Peygamber size neyi emrettiyse ona uyun; neyi yasakladıysa ondan da kaçının. Allah’tan korkun. Çünkü Allah’ın cezâsı pek çetindir. 

O mallarda, yurtlarından çıkarılıp mallarından yoksun bırakılmış, Allah’ın lütuf ve rızâsını arayarak Allah’a ve Resûlüne yardım eden muhâcirlerin de hakkı vardır. Onlar özü sözü doğru olanların tâ kendileridir. Daha önce Medine’yi kendilerine bir yurt edinmiş ve îmânı benliklerine sindirmiş olanlar, kendi beldelerine hicret edenlere muhabbet beslerler; onlara verilen şeylerden dolayı gönüllerinde bir sıkıntı duymazlar; hattâ kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin tutkularından korunmuşsa, işte onlar kurtuluşa ermiş olanlardır. Onlardan sonra gelenler de “Ey Rabbimiz” derler. “Bizi ve bizden önce îmân etmiş olan kardeşlerimizi bağışla. Kalplerimizde îmân edenlere karşı kin bırakma. Rabbimiz, muhakkak ki Sen çok şefkatli, çok merhametlisin.” (Haşir 59/6-10.)

Ashâbı Kimler Sever, Kimler Sevmez?

Yine İmâm Mâlik şöyle demiştir:

“Muhammed aleyhisselâmın ashâbına öfkelenip kin besleyen kimse kâfirdir; zira ‘Onlarla Allah kâfirleri böylece öfkelendirir’ (Fetih 48/29) âyet-i kerimesi bunu göstermektedir.”

Tebe-i tâbiîn âlimlerinden Abdullah ibni’l-Mübârek (v. 181/797) şöyle demiştir:

“Şu iki özellik kimde bulunursa kurtulmuş demektir: Biri doğruluk ve doğru sözlülük, diğeri de Muhammed aleyhisselâmın ashâbını sevmektir.”

Tâbiîn âlimlerinden Eyyûb es-Sahtiyânî (v. 131/749) şöyle demiştir:

“Hz. Ebû Bekir’i seven, dinini dimdik ayakta tutar. Hz. Ömer’i seven, kendisinin hak yolda olduğunu gösterir. Hz. Osmân’ı seven Allah’ın nûruyla aydınlanır. Hz. Ali’yi seven sapasağlam bir kulpa yapışır. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin ashâbını medhedip onları yücelten kimse ise, münâfıklıktan kurtulur ve kendisinin samimi bir Müslüman olduğunu ortaya koyar. Sahâbe-i kirâmdan birine dil uzatan, sünnete aykırı davranmış ve İslâm büyüklerinin yolundan ayrılmış olur. Böyle biri bütün sahâbeyi sevmezse, kalbi onlara karşı kin ve nefretten kurtulmazsa, öyle sanıyorum ki onun hiçbir ameli kabul olunmaz.” (Ahmed ibni Hanbel, el-Vera’ (Züheyrî), s. 93, nr. 293)

Ashâbımı Sevip Sayın!

Ashâb-ı kirâmdan Hâlid ibni Saîd’in rivâyet ettiği hadise göre Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem sahâbeye hitâben yaptığı bir konuşmada şöyle buyurmuştur:

“Ey insanlar! Ben, Ebû Bekir’den râzıyım, siz de ondan râzı olun ve hakkını gözetin.”

“Ey insanlar! Ben Ömer’den, Osmân’dan, Ali’den, Talha bin Ubeydillâh’tan, Zübeyr ibni Avvâm’dan, Sa‘d ibni Ebî Vakkãs’tan, Saîd ibni Zeyd’den, Abdurrahman ibni Avf’tan ve Ebû Ubeyde bin Cerrâh’tan da râzıyım. 4 Siz de onlardan râzı olun ve haklarını gözetin.”

“Ey insanlar! Allah Teâlâ, Bedir Savaşına katılanları ve Hudeybiye’de ağaç altında biat edenleri bağışlamıştır.”

“Ey insanlar! Siz benim ashâbıma, kız alıp kız vermek sûretiyle yakınım olan kimselere de (hısımlarıma) benim hatırım için saygı gösterin haklarını gözetin. Ashâbımdan ve yakınlarımdan hiçbiri, kendilerine zulüm ve haksızlık yaptınız diye sizden davacı olmasın. Çünkü onlara yapacağınız bir haksızlık, kul hakkını çiğnemek olacağı için, yarın kıyâmette Cenâb-ı Hak affetmez.” (Taberânî, el-Mu‘cemü’l-kebîr (Selefî), VI, 104-105, nr. 5640; Heysemî, Mecma‘u’z-zevâid, IX, 157; Müttakī el-Hindî, Kenzü’l-ummâl (Sekkã), XI, 528, 531, nr. 32459, 32481.)

Hiç Kimse Sahâbe ile Kıyaslanamaz

Bir adam, tebe-i tâbiîn neslinden olan hadis hâfızı Muâfâ bin İmrân’a (v. 185/801): “Ömer ibni Abdilazîz mi, yoksa Muâviye mi daha üstündür?” diye sorunca Muâfâ kızdı ve ona şunu söyledi:

“Peygamber aleyhisselâmın ashâbıyla hiç kimse mukayese edilemez. Muâviye Peygamber Efendimiz’in sahâbîsi, kayınbirâderi, kâtibi ve vahiy yazdırmak için güvendiği kimsedir.” (Lâlekâî, Şerhu usûli i’tikadi ehli’s-sünne ve’l-cemâ’a (Gãmidî), VI, 354, nr. 2295.)

Ünlü âlim Muâfâ bin İmrân’a: “Ömer ibni Abdilazîz mi, yoksa Muâviye mi daha üstündür?” diye soran kimse, her iki zâtın da Emevî soyundan geldiğini, her ikisinin de halife olduğunu, ancak Ömer ibni Abdilazîz’in adâleti ve fazîletiyle tanındığını söylemek istemişti.

Muâfâ bin İmrân ise ona şu hadisleri göz ardı etmemesi gerektiğini hatırlatmıştı:

“Allah Teâlâ benim ashâbımı, nebîler ve resûller dışında bütün varlıklara üstün kıldı… Esasen benim ashâbımın hepsi hayırlı kimselerdir.” (Heysemî, Mecma‘u’z-zevâid, X, 16.)

“İnsanların en hayırlısı benim çağdaşlarımdır.” (Buhârî, Fezâilü ashâbi’n-nebî 1, nr. 3650.)

Muâviye bin Ebî Süfyân, mü’minlerin annesi Ümmü Habîbe’nin kardeşi olduğu için Peygamber Efendimiz’in kayınbirâderi idi.

Peygamber Efendimiz’e cenâze namazını kıldırması için bir adamın cenâzesini getirdiler, ancak o namazı kıldırmadı. Gerekçe olarak da: “O adam Osmân’a buğzederdi, Allah da ona buğzetti” buyurdu.

Bu hadîsi şerîfe göre, ashâbı kirâm, Resûlullah Efendimiz’in o adamın cenâzesini kıldırmadığını görünce hayret ettiler ve: “Ey Allah’ın Elçisi! Şimdiye kadar bir başkasının cenâzesini kıldırmadığını görmemiştik; bununkini niçin kıldırmıyorsunuz?” diye sordular. O da bu cevabı verdi. (Tirmizî, Menâkıb 18, nr. 3709.) Peygamber Efendimiz önceleri, borçlu olarak ölenin de cenâze namazını kılmaz, “Siz kılın” buyururdu. Bu kimsenin cenâze namazını da ashâbı kirâmın kıldığı anlaşılmaktadır.

Resûl-i Ekrem Efendimiz Ensâr hakkında:

“Onlardan kötülük edenlerin kusurunu bağışlayınız, iyilik edenlerin iyiliğini kabul ediniz” buyurdu. (Buhârî, Cum’a, 29 nr. 927, Menâkıb 25, nr. 3628, Menâkıbü’l-ensâr, 11, nr. 3800; Müslim, Fezâilü’s-sahâbe 176, nr. 2510.)

Bu hadîsi şerîften öğrendiğimize göre, Peygamber Efendimiz’in hayatının son günlerindeydi. Onun ağır bir hastalığa yakalandığını duyan Medineli Müslümanlar, vefât edeceğini anladılar ve köşede bucakta toplanıp ağlamaya başladılar. Peygamber Efendimiz bunu duyunca üzüldü. Yatağından kalktı, büyücek bir ridâya büründü, başına boz bir sarık bağladı, Mescidi Nebevî ’de toplanmış olan ashâbının yanına çıktı ve onlara “Şöyle yakına gelin” buyurdu. Yaptığı konuşmada Ensâr’ın fedakârlığını andı, “Onlar benim has adamlarım ve sırdaşlarımdır” buyurdu. Ensâr’ın günden güne azalacağını, başkalarının ise çoğalacağını haber verdi ve yönetici durumunda olanlara yukarıdaki tavsiyede bulundu.

Sahâbîler, Mü’minlere Şefâat Edecektir

Tâbiîn âlimlerinden Kâ‘bü’l-Ahbâr’dan (v. 32/652) rivâyet edildiğine göre, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin ashâbının her biri kıyâmet gününde diğer mü’minlere şefâat edecektir. Nitekim Kâ‘bü’l-Ahbâr da ashâb-ı kirâmdan olan Mugîre bin Nevfel’den, kıyâmet günü kendisine şefâat etmesini istemiştir.

Bu rivâyetin tamamı şöyledir: “Bir gün Kâ‘bü’lAhbâr, Mugîre bin Nevfel’in elini tutarak: “Kıyâmet gününde bana şefâat et!” dedi. Mugîre elini çekerek: “Ben de kim oluyorum! Ben herhangi bir Müslümanım!” dedi. Kâ‘b, onun elini tekrar tuttu ve şiddetle sıkarak: “Muhammed âilesine mensup olan her mü’min, kıyâmet gününde mutlaka şefâat edecektir.” dedi. Sonra sözünü şöyle tamamladı: «Bu konuştuğumuzu unutma!» (İbni Sa‘d, et-Tabakãtü’l-kübrâ, V, 22.)

Tanınmış sûfî müfessir Sehl ibni Abdillah et-Tüsterî (v. 283/896) şöyle demiştir: “Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin ashâbına saygı duymayan, Peygamber Efendimiz’in emirlerini önemsemeyen kimse, Allah’ın Elçisi’ne îmân etmiş olmaz.”

Kaynak: Kadı İyaz, Şifa-i Şerif

İslam ve İhsan

DÜNYAYA KARŞI SAHABE TAVRI

Dünyaya Karşı Sahabe Tavrı

SAHABİLERE SAYGIMIZI NASIL GÖSTEREBİLİRİZ?

Sahabilere Saygımızı Nasıl Gösterebiliriz?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.