Sahabenin Örnekliği

Bizi murâd olarak göndereni biz de murâd edecek miyiz? Murâd olarak gönderildiğimiz şu dünyadan esas yurdumuza mürid olarak intikal edebilecek miyiz? Rıza örneği olarak sahabeyi üstün kılan özellikler.

Dünyaya hakkımızdaki muradı bulmaya geldik. O murâd, bizi var edenin başarmamızı istediği gâyedir. İçimizde bir cevher var. Onu işleyip mücevhere dönüştürmek ve kendimiz de dâhil bahtı olanın istifadesine sunmamız isteniyor. Bizi murâd olarak göndereni biz de murâd edecek miyiz? Murâd olarak gönderildiğimiz şu dünyadan esas yurdumuza mürid olarak intikal edebilecek miyiz? Mürid olmak, bizi isteyeni akleden bir kalp ile isteyebilmeyi başarmaktır. Bu bir razı kılma ve razı olma dâvâsıdır. Hayat bu dâvâyı kazanmak için verilmiştir.

Hayatta ulaşılabilecek en büyük mükâfat O’nu razı kılmak ve yine O’ndan razı olmaktır. “Razı kılmak” vitrine kendimizi çıkarmaktır; fiillerimiz, duruşumuz ve tavrımız muhatabımızı ikna etmelidir. “Razı olmak” dediğimizde ise artık muhatabımız vitrindedir. Hoşa gitmesi istenen O’nun bize karşı tavrıdır. Bizi bir murâd ile bu dünyaya gönderen Rabbimiz bizimle rıza temelinde bir sözleşmeye imza atmıştır. O, sadece kendisinin razı olmasını istememekte, kulları olarak bizim de O’ndan razı olmamızı beklemektedir.

RABBİMİZİ Mİ RAZI ETMEK KOLAYDIR, YOKSA KENDİMİZİ Mİ?

Sahabe nesli razı kılma ve razı olmanın muhteşem bir ufkudur. Rabbimiz onlardan razı olduğunu ifade ederken onların da kendisinden razı olduğunu şöyle ifade etmektedir: “İslâm’ı ilk önce kabul eden Muhâcirler ve Ensar ile onlara ihsanla uyanlar var ya, Allah onlardan razı olmuş; onlar da O’ndan razı olmuşlardır. Allah, onlara içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük başarıdır.” (Tevbe, 100) Ashâba ihsanla uymak bizim için de razı kılma ve razı olmanın mümkün olduğunu gösterir. Burada ilginç ve biraz da ürpertici soru şudur: Rabbimizi mi razı etmek kolaydır, yoksa kendimizi mi?

İnsanın kendini razı etmesi Rabbimizi razı etmeye giden yolu açacak en önemli şarttır. Zaten imtihan buradadır. Bu şartı sağlamak için tutup kulağımızdan kıbleye döndürülmek yetmez. Neresinden tutacağını bilemediğimiz bir gönlümüz var; işte onu ikna etmek gerekir. Bu ise zorun zoru bir iştir, çünkü gönül zora gelmez. Gönlü yola getirmenin yolunu nasıl bulacağız? Sahabe neslini hepimiz için örnek kılan, bu sorunun cevabını bulmuş olmalarıdır. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz ile beraberlikle şeref kazanmış bu neslin en fârik vasfı sadece razı etmenin değil aynı zamanda razı olmanın destanını yazmış olmalarındadır.

ADEMOĞULLARININ EN HAYIRLILARI

Âdem’in çocuklarının en hayırlıları olan bu nesle biz “Rasûlullah’ın arkadaşları, O’nunla sohbet edenler” anlamında sahâbe derken, Kur’ân onlara: “O’nunla beraber olanlar”, “Allah yolunda hicret ve cihâd edenler” ve “muhacirleri barındırıp yardım edenler” şeklinde tarifler getirmektedir. Bu tariflerin çerçevesini onların heyecan ve gayreti çizmektedir. Alıp dâvâyı yüklenen, bir ömür boyu onu heyecanla yedi iklim, dört bucağa taşıyan bu nesil sadece Rabbini razı etmekle kalmamış, O’ndan razı olduğunu da hiç bitmeyen heyecan ve samimiyetleri ile cümle âleme ispat etmiştir.

Sahabe nesli çıtasını öyle bir yere kurmuştur ki o çıtayı nasibi olan herkes kıyamete kadar hayranlıkla seyredecektir, çünkü Allah’ı razı etmek ve kendileri de Allah’tan razı olmak isteyen herkesin güzellikle tabi olacağı yegâne nesil onlar olacaktır. Her yeni başlayan azığını onlardan temin edecek, nasıl olmalı, yeniden nasıl ayağa kalkmalı diyene cevabı onların hayatları verecektir. Gönlünde bir pörsüme hisseden, yorulan, savrulan ve heyecanını yitiren, başka çare yok, dönecek onları okuyacaktır. Okudukça dolacak, doldukça hayattan muradı anlayacak, böylece hız, hareket, heyecan, eksiği ne varsa onu tekrar elde edecektir. Onlar yola yeni başlamışa da yolda kalmışa da hep umuttur.

SAHABENİN ÜSTÜN ÖZELLİKLERİ

İlk nesli büyük yapan özellikleri, dolayısıyla heyecanın kaynağını kimse Kur’ân-ı Kerim’den daha iyi tarif edemez: “Muhammed Allah’ın elçisidir. Beraberinde bulunanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler. Onları rükuya varırken, secde ederken görürsün. Allah’tan lütuf ve rıza isterler. Onların nişanları yüzlerindeki secde izidir. Bu, onların Tevrat’taki vasıflarıdır. İncil’deki vasıfları da şöyledir: Onlar filizini yarıp çıkarmış, gittikçe onu kuvvetlendirerek kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş bir ekine benzerler ki bu, ekicilerin de hoşuna gider. Allah böylece onları çoğaltıp kuvvetlendirmekle kâfirleri öfkelendirir. Allah onlardan inanıp iyi işler yapanlara mağfiret ve büyük mükâfat vaat etmiştir.” (Fetih, 29)

Kur’ân, ashâbı adları ile değil, adlarının da önüne geçen fiilleri ile tanıtıyor. Onların isminden önce bilmemiz gereken mümtaz vasıfları Rasûlullah Efendimizle beraber olabilmeyi başarmalarıdır. Bu sadece fiziki bir beraberlik değildir. Bu “ben onlardanım, onlar da bendendir” deyişinde özetlenen bir kader birlikteliğidir. Sahabeyi ufkumuzda yıldız yapan Peygamberimiz Efendimizle beraberlikleridir. İlk neslin yolundan gitmek isteyenlerin bu açıdan ilk dikkat edecekleri husus, kiminle hangi kader ortaklığında buluştuklarına dikkat etmeleridir.

İkincisi, O’nunla beraberlikle şereflenenler kâfire karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler. Bu; sevgisini, öfkesini ve hayat tarzını Allah için kılmakla olur. Muhabbeti layığına, buğzu müstahakkına yöneltmeyi başaramayan ilk nesle benzeyemez. Bu ise bir terbiye süreci gerektirir. Kalbi ümmet ile birlikte atmayan, ümmetin derdi ile dertlenmeyen, önce ümmet gelir demeyi öğrenemeyen sahabe tavrını anlayamaz.

Üçüncüsü, onları görenler hep Allah’a kulluk yaparken görmüşlerdir. Rükûları ve secdelerinin çokluğu ile bilinmiş bu neslin “görünür” ibadetleri yüzlerine işaret, alınlarına iz, gözlerine fer olmuştur. İlk nesil gibi olmak isteyenlerin markası simalarına yansımız kulluk gayretidir. Onların secde izinden başka bir simge ya da işarete ihtiyaçları yoktur.

Dördüncüsü onlar dünya ve içindekileri gaye edinmemişlerdir; hayattaki yegâne gayeleri kendilerini yaratan Rablerinin memnuniyetidir. Bunu o kadar önemsemişlerdir ki başka hiçbir gaye, arzu ya da hedef onların bu isteğini gölgeleyememiştir. Bu şuradan bellidir ki daha hayattayken bu memnuniyetin haberi kendilerine ulaşmış, lütuflarını umdukları Rableri onlardan razı olduğunun haberini onlara bildirmiştir. Onların yolunu takip edeceklerin en önemli gayesi Rabbin rızası olmalı, başka hiçbir gâye bunun önüne geçmemelidir.

Beşincisi onların duruşları dostu düşmanı ayırt etmiştir. En Güzel İnsan’la beraber olmayı başarmış nesil, kâfire karşı çetin, inanana karşı merhametlidir. Onların rükû ve secdede Rablerinin lütfunu isteyen halleri ile öyle bir duruşları vardır ki bu, inananları haşyetle karışık bir sürûra, inanmayanları ise öfkeye sürükler. İlk nesil gibi olmak isteyenler, duruşları ve halleri ile kimi hangi duyguya sevk ettiklerine dikkat kesilmelidirler.

Yorulan, heyecanını kaybeden, pörsüyen ve savrulan kim varsa yapması gereken o neslin ışığıyla tekrar yolunu bulmaktır. Heyecanın kaynağı sahabedir. Ashâbın herkesin kendisine göre reçeteler bulacağı hayatlarının fârik vasfı, Rasûlullah’ın kalbî hayatından aldıkları hisselerle sergiledikleri dirilik ve bitmeyen heyecandır. Bu dirilik ve heyecan hemen hepsinde ölümü korkutacak, göreni hayran bırakacak ve dünyayı arkalarından koşturacak bir aşkınlık ve diğerkâmlık olarak tebellür etmiştir.

ASHABIN TEMEL KARAKTER ÇİZGİLERİ

Kur’ân tarifi ile ashabın temel karakter çizgileri, yorulan ve heyecanını kaybeden herkes için reçete hükmündedir. Sadece bizim değil, kıyamete kadar her mümin ve muvahhid neslin heyecan kaynağı bu özellikler onların eriştiği ufka onlardan sonra gelecekleri de layık kılacaktır. Bu ufuk rıza ufkudur. Razı olma ve razı kılma ufkuna giden yol onlara güzellikle tâbî olmaktan geçmektedir. Allah’ı razı kılmanın ve Allah’tan razı olmanın şartlarını tekrar maddeler hâlinde sıralayalım; böylece hem ilk neslin yolundan gitmenin nasıl bir tavır olduğu ortaya çıksın, hem de heyecanını kaybeden, yorulan ve yüreğinde pörsüme hisseden kime bakması gerektiğini bilsin ve çareyi yanlış adreslerde aramasın:

  1. Kiminle beraber göründüğümüz, kimlerle oturup kalktığımız önemlidir.
  2. Allah için sevmek, Allah için nefret etmek gerekir; buğzu olmayanın imanı da olmaz.
  3. İbadetimiz hayatımız, hayatımız ibadetimizdir. Özelde namaz, genelde ibadet bizi bilenin, tanıyanın, görenin bizimle anacağı işlerdir.
  4. Hakkımızdaki murâd, Rabbimizin rızasıdır. Bizim O’ndan rızamız ise iman ve amel-i sâlihle muvaffak olacağımız bir gönül hoşluğudur ki bize bunu lütfedecek olan yine O’dur.
  5. Simamız görülene Allah’ı hatırlatmalı, müminin kalbine sevinç, münafık ve kâfirin kalbine öfke salmalıdır.

Heyecanın kaynağı niye sahabedir? Çünkü onların niyeti ilâhî memnuniyet, tavrı Allah için muhabbet ve Allah için nefret, kimliği ümmet, görünürlüğü ibadet ve duruşu mümin, kâfir herkese ibretti. Onlar gibi rıza ufkuna ermek isteyen onlara ihsan kıvamında nasıl tâbî olacağının derdine düşmelidir. İhsan ile tâbî olmak onların kalbine, heyecanına ve gayretine talip olmaktır. Bunu başarabilen ne yorulur, ne savrulur, ne de yolunu şaşırır.

Kaynak: M. Lütfi Arslan, Altınoluk Dergisi, Sayı: 423

İslam ve İhsan

SAHABE NEDİR?

Sahabe Nedir?

SAHABENİN FAZİLET YARIŞI

Sahabenin Fazilet Yarışı

SAHABENİN PEYGAMBER AŞKI

Sahabenin Peygamber Aşkı

SAHABENİN KULLUK HAYATI NASILDI?

Sahabenin Kulluk Hayatı Nasıldı?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.