Sadece Ramazan Gecelerini İhya Ederek Kurtulabilir miyiz?
Sadece Ramazan gecelerini ihya ederek kurtulabilir miyiz? Osman Nuri Topbaş Hocaefendi cevaplıyor.
Ramazan-ı Şerif hakkında Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur: “Kim inanarak ve sevabını Allah’tan umarak Ramazan gecelerini ihya ederse geçmiş günahları affolur.” (Buhârî, Îmân, 37; Müslim, Salâtü’l-Müsâfirîn, 173).
Fakat hiç kimse diyemez ki: “Ben bu amellerle kesin kurtulurum.” Ne olmuşsa olsun, “Ben Ramazan-ı Şerif’i geçiririm, kurtulurum.” gibi bir iddiada bulunmamak gerekir. Çünkü İslâm bir bütündür. Hayatın her safhasını takva ile yaşama mecburiyeti vardır. Kulun buna çok dikkat etmesi gerekir.
Dinin bir zahiri vardır; namaz, oruç, zekât gibi ibadetler… Bir de bâtını vardır. Bâtın ise Resûlullah Efendimiz’e benzemekle gerçekleşir. Yani kul her an şunu düşünmelidir: “Benim yanımda Allah Resûlü olsaydı, bu hâlime tebessüm eder miydi, yoksa üzülür müydü?” Demek ki Resûlullah’ın ahlâkıyla ahlâklanmak ve mâsiyetlerden kaçınmak zaruretindeyiz.
Nitekim Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), kızı Fâtıma Validemize şöyle buyurmuştur: “Ey Fâtıma! Allah’a yemin ederim ki ben Allah’ın peygamberiyim; fakat kıyamet günü babanın peygamber olduğuna güvenme.” (Bkz. Buhârî, Vesâyâ, 11; Müslim, Îmân, 348). Yani bol bol sâlih ameller işlemek gerekir.
Bugünlerde kul tamamen riyadan uzak kalacak, helâl lokma ile beslenecek, gıybetten ve kul hakkından kaçınacaktır. Demek ki hayatımızın her anı Resûlullah Efendimiz’e tâbi olmaya bağlıdır.
Bu müjdeler elbette haktır. Cenâb-ı Hakk’ın cömertliği sonsuzdur. Fakat amellerin kabule muhtaç olması da haktır. Amellerin, birtakım günah ve veballer sebebiyle iptal edilmesi de haktır. Bütün bu müjdeler, son nefesi iman üzere vermek şartına bağlıdır. Bunun için de hiç kimsenin elinde bir teminat yoktur.
“Yakîn gelinceye kadar Rabbine ibadet et.” (Hicr, 15/99) buyurulmuştur. Bu sebeple, ölüm gelinceye kadar bütün sâlih amellere ehemmiyet vereceğiz. Allah korusun, sâlih amelleri zedeleyecek mâsiyetlerden de kalbimizi ve hâlimizi korumamız zaruridir.
Bir kişi her gece sabaha kadar namaz kılsa bile, ana-babasına muamelesi ayrı bir hesap mevzusudur; ondan sorulacaktır. Orada kazanacak veya orada düşecektir.
Meselâ günahkâr bir insanın kuyuya inip bir köpeğe su verdiği ve bu sebeple affedildiği bildirilmiştir (Buhârî, Enbiyâ, 54; Müslim, Selâm, 151). Buna karşılık ibadet eden bir kadının, merhametsiz davranarak bir kediyi açlıktan öldürdüğü için azaba uğradığı bildirilmiştir (Buhârî, Enbiyâ, 54; Müslim, Selâm, 151).
Demek ki küçük, büyük, orta ne kadar amel-i sâlih varsa mümin hepsine dikkat edecektir. Aynı şekilde küçük, orta, büyük ne kadar amel-i gayr-i sâlih varsa onların hepsinden de kaçınacaktır. Çünkü bazen Cenâb-ı Hakk’ın rızası küçük bir şeyde, gazabı da küçük bir şeyde olabilir.
Netice olarak, ezcümle; Allah Celle Celâlühû’nün helâl ve haramlar çerçevesinde yaşamak şartıyla bu büyük mükâfatlar birer müjdedir. Mümin, bu müjdeli hadislerde bildirilen faziletleri elde etmeye gayret etmelidir. Bunun yanında hayatımızın bütün muhtevasında İslâm’ı yaşamak ve yaşatmanın zaruri olduğunu unutmamak gerekir.
Hâlid-i Bağdâdî Hazretleri buyurur ki: “Sırat köprüsü kıldan ince, kılıçtan keskin diye ifade edilmiştir.” Bu mecazî bir ifadedir. Eğer dünyada hayatımızı kıldan ince, kılıçtan keskin bir hassasiyetle yaşarsak, sırat köprüsünden rahatça geçeriz. Fakat dünyada hatalı bir hayat yaşarsak, oradaki geçişte de birtakım tehlikeler olabilir.
Demek ki hayatımızın bütün safhalarında amel-i sâlihlere büyük ehemmiyet vereceğiz; amel-i sâlihleri zedeleyecek mâsiyetlerden de şiddetle kaçınacağız. Allah’ın izniyle inşallah.











YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!