Rûm Suresinin 41. Ayeti Ne Anlatıyor?
Rûm suresi 41. âyette verilmek istenen mesaj nedir? Kâinattaki düzenin neden bozulduğunu ve insana yapılan ilahî uyarıyı bildiren Rûm sûresi 41. âyetin Arapçası, meali ve tefsirini bu yazımızda bulabilirsiniz.
Rûm sûresi 41. âyette şöyle buyrulur:
Rûm Suresi 41. Ayet Arapça:
ظَهَرَ الْفَسَادُ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ بِمَا كَسَبَتْ اَيْدِي النَّاسِ لِيُذ۪يقَهُمْ بَعْضَ الَّذ۪ي عَمِلُوا لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ
Rûm Suresi 41. Ayet Meali:
İnsanların bizzat kendi işledikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu, ki Allah yaptıklarının bir kısmını onlara tattırsın; belki de (tuttukları kötü yoldan) dönerler. (Rûm, 30/41)
İNSANIN ELİYLE BOZULAN DENGE: RÛM SURESİ 41. ÂYETİN UYARISI
Bilgi:
Allah, kâinatı ve insanları yaratmış, bir düzen içerisinde hareket etmelerini istemiştir. Kâinatta düzeni sağlayan birtakım yasalar koymuştur. İnsan da kendisine öğretilenleri yapmasıyla bu düzenin bir parçası olacaktır. Öte yandan insana bir kısım işlerinde tercih hakkı verilmiştir ve o kimi zaman tercihini yanlış yönde kullanmaktadır. İnsanların inkârları, şirke düşmeleri, haksızlıkları, mezhep kavgaları, inatları ve dünya hayatına yönelik hırsları hem insan fıtratının hem de dünyadaki maddî ve manevî düzenin bozulmasına ve pek çok karışıklıkların çıkmasına neden olmuştur. Bugün işlenen günahlar, çatışma ve kavgalar, ekolojik problemler hep insanların hataları yüzünden meydana gelmektedir.
Mesaj:
Başımıza gelenler kendi hatalarımız yüzündendir.
Kelime Dağarcığı:
Fesâd: Bozulma, çürüme, doğruluktan sapma, karışıklık.
Kaynak: Diyanet, Kur'an-ı Kerim'den Serlevha Ayetler
TEFSİR
Rûm Suresi 41. Ayet Tefsiri:
- İnsanların işledikleri kötülükler yüzünden karada ve denizde karışıklık ortaya çıktı, düzen bozuldu. Böylece Allah, belki doğru yola dönerler diye, yaptıklarından bir kısmının kötü sonuçlarını onlara tattırıyor.
- De ki: “Yeryüzünde dolaşın da, daha öncekilerin âkıbeti nasıl olmuş ibretle bakın! Onların çoğu Allah’a orta koşan kimselerdi.”
İnsanların işlediği kötülüklerin, yaptıkları günah, haksızlık ve yanlışların hem dünyada hem de âhirette fenâ neticeleri olmaktadır. Burada sadece olayın dünya kısmından söz edilir. Ancak ibret olsun diye dünyada iken verilen cezalar için “bir kısmı” denmekle, esas cezanın âhirette olacağına işaret edilir. Cezanın bir kısmının dünyada verilmesi, zâhiren musîbet gibi gözükse de bir ilâhî rahmet tecellisidir. Çünkü Allah, bu vesileyle kullarının günahları terk edip doğru yola gelmelerini istemektedir.
“Kara ve deniz” lafızları umûmi bir mâna ifade etmekte olup, yeryüzünde, denizde, havada; ferdî, ailevî ve içtimâî hayatta; devletler arası iktisâdî, siyâsi ve askerî münâsebetlerde; bilim ve teknoloji ile alakalı gelişmelerin hayata menfi yansımalarında tezâhür eden tüm bozulmaları ve çürümeleri içine almaktadır. Buna göre insanların yaptıkları yanlış uygulamalar neticesinde dünya hayatında karşımıza çıkan bozulma ve çürümeye şu misalleri verebiliriz:
› Karada ve denizde tufan çıkması endişesi; bazı arazilerin bitki bitirmez duruma gelmesi, tatlı suların tuzlu su haline dönüşmesi ve kaynak sularının azalması.
› Gerek şehirlerde gerekse kırsal kesimde bozulmanın yaşanması; kıtlık, yangın, sel gibi felâketlerin ve ölümlerin çoğalması; geçim sıkıntısının artması ve her şeyin bereketinin kaçması.
› Tamamen maddeci bir anlayışa dayanan teknolojik gelişmelerin ve çılgınca faaliyetlerin insanlığı daha önce hayal bile edemediği çevresel felâketlerle karşı karşıya getirmesi. Bu bağlamda toprağın, havanın ve suyun sanayi atıkları ve şehir çöpleri yüzünden dizginlenemeyen bir şekilde kirlenmesi; bitki örtüsü ve denizlerin artan bir şekilde zehirlenip yok olması.
› Dehşet verici sonuçlarıyla dünya gündeminden düşmeyen bir husus olan ozon tabakasının delinmesi.
› Yaygın uyuşturucu ve görünürde faydalı gibi gözüken ilaç kullanımı sebebiyle insanın kendi bedeninde ortaya çıkan her türlü genetik bozukluklar ve insanlara yararlı birçok hayvan türünün giderek yok olması. Bütün bunlara, insanın sosyal hayatındaki hızlı bozulma ve çürüme, cinsî sapıklıklar, suçlar ve şiddet ve son safhada nükleer dehşet de ilave edilebilir.
Bunların tümü, netice itibariyle insanın Allah’a ve manevî ve ahlâkî değerlere karşı umursamazlığının ve bunun yerine, “maddî ilerleme”yi tek mühim hedef sayan telakkilere mahkûmiyetinin fecî bir âkıbetidir.
Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri, kuranvemeali.com









YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!