Engellilere Allâh’ın Gazâbına Uğramış Kişiler Olarak Bakılması Doğru mudur?
Engellilere Allâh’ın gazâbına uğramış kişiler olarak bakılması doğru mudur?
İster sağlıklı ister engelli olsun her insân, Allâh’ın yeryüzünde yarattığı en kıymetli ve en değerli varlıktır. Allâhü Teâlâ şöyle buyurur:
“Biz gerçekten insânı en güzel biçimde yarattık.” (Tin: 95/4)
Engellilere Allâh’ın Gazâbına Uğramış Kişiler Olarak Bakılması Doğru mudur?
Engelli kişilere Allâh’ın cezâlandırdığı kişiler olarak bakmak doğru değildir. ‘Sen ne suç işledin ki Allâh size engelli bir çocuk verdi?’ anlayışı İslâm’ın tamâmen reddettiği bir câhiliyye alışkanlığıdır.
Engellilik, kadîm medeniyetlerde çok farklı karşılanmış, bâzı medeniyetlerde engelli kimselere türlü yorumlar yapılarak eziyet edilmiştir. Meselâ çok tanrılı (pagan) dînlerin hâkim olduğu toplumlarda; engelli bir çocuğun içinde bulunduğu âileye, işledikleri bir suçtan ötürü tanrılar tarafından cezâ olarak verildiği düşünülmüştür. Bu yüzden engelliye yardım etmek, Tanrı’nın gazâbını çekmek mânâsına geleceği için engelliler dışlanmış, kendilerine hiçbir şekilde yardım edilmemiş, hattâ şehir dışlarına sürülmüş, yalnızlığa ve ölüme terk edilmişlerdir.[1]
İlkel toplumlarda engellilik, Tanrı’nın insânlara olumsuz bir mesâj verme biçimi olarak görülmüştür. Antik Babil (M.Ö. 2000) uygarlığında gelecek hakkında kehânette bulunabilmek için doğan engelli çocukların çetelesi bile tutulmuştur.[2]
Engellilere en acımasız davranan uygarlık Yunan Uygarlığı olmuştur. Isparta’da bütün engelli çocukların ortadan kaldırılması, Yunan Uygarlığı’nın ünlü kânûn koyucularından Solon ve Lycurgus tarafından yasalaştırılmıştır. Yine Atina’da bebekler sakat olarak doğduklarında öldürülmüş ya da ölüme terk edilmiştir. Avrupa’da altıncı ve sekizinci yüzyıllar arasındaki dönemde, sekiz ila yirmi milyon arasında engelli, “cadı” olduğu kanâatiyle îdâm edilmiştir. On sekizinci yüzyıla kadar Avrupa toplumlarında engelliler, insâna ve insân onuruna aykırı muâmeleler görmeye devâm etmiştir.[3]
Ortaçağ Avrupa’sında, engelli insânların kötü ve zor işlerde çalıştırıldığı görülmüştür. Hor görülüp aşağılanan engelliler, su depolarında hayvanların yerine işe koşulmuş, fuhuş ve dilencilikte kullanılmıştır. Engellerinden dolayı “içlerine şeytân kaçtığı” düşüncesiyle onlar için şeytân çıkarma âyinleri düzenlenmiş; hastalıklarının geçmemesi durumunda öldürülerek şeytânın ortadan kaldırıldığına inanılmıştır. Roma İmparatorluğu’nda yeni doğan bebeğin veyâ küçük yaşlarda engelli olduğu anlaşılan çocukların, babaları tarafından öldürülmesine izin verilmiştir. Engelli evlâtları öldürmeye izin veren yasa, ancak M.S. 4. yüzyılda kaldırılmıştır.[4]
İnsanoğlu vahyin ışığından uzaklaştıkça engellileri topluma yük olarak görmüş ve bu yükten kurtulmaya çalışmıştır. İlâhî vahye kulak veren ve bu doğrultuda yaşamını dizayn eden toplumlarda engelliler, her zamân korunmuş ve onlara gerekli ihtimâm gösterilmiştir. İslâm coğrafyasında yaşlılar, hastalar ve engellilerle; çocukları, yakınları ya da komşuları tarafından en iyi şekilde ilgilenilmiştir.[5]
İslâm Devletleri’nde hiçbir dönem engellilerin yok edilmesi, ortadan kaldırılması ve hapsedilmesi gibi uygulamalar olmamıştır. Onlara emânet gözüyle bakılmıştır. Bu kişilere gerekli yardımlar da yapılmıştır. İslâm Dîni’nde insâna “yaratılmışların en şereflisi” olarak saygı duyulmuştur. İslâm’ın şefkât, merhamet ve hoşgörüsünü hayâta tatbik eden müslümanlar, bedenî ve rûhî hastalıklar için çeşitli hastahâneler kurmuşlar, bunları finanse etmek için de güçlü akar kaynakları bulunan vakıflar te’sîs etmişlerdir.
İslâm Dîni’ne göre, kendini Allâh’a ve Peygambere adayan sakat, engelli, özürlü bir insân, inkâr edip isyân eden zengîn ve îtibârlı insândan daha değerlidir. Şu âyetler bu husûsu açıklamak için inmiştir:
“Kendisine O â’mâ geldi diye Peygamber yüzünü ekşitti ve öteye döndü, yüz çevirdi. (Ey Peygamber!) Ne bilirsin belki O â’mâ temizlenip arınacak yâhut öğüt alacak da bu öğüt kendisine faydâ verecek.”[6]
Peygamber Efendimiz (a.s.), Medîne’ye gelen Mekke’nin zengîn ve ileri gelenler ile özel bir görüşme yapıyordu. Bu sırada görüşmenin müsbet geçmesini ve İslâm’ın güçlenmesi açısından bu kimselerin Müslüman olmalarını çok arzû ediyordu. Peygamberimiz Ümeyye ibn Halef ile konuşurken Fihr oğullarından Abdullâh ibn Ümmi Mektûm adında görme özürlü sahâbî geldi ve ‘Ey Allâh’ın Peygamberi! Allâh’ın sana öğrettiklerinden bana öğret’ diyerek, bu sözünü bir iki defâ tekrâr etti. Kureyş ileri gelenleri, kendilerinin yanlarında yoksul kişilerin bulunup söze karışmalarından hoşlanmazlardı. Bundan dolayı Abdullâh ibn Ümmi Mektûm’un, Peygamberimizin çevresindekileri görmeden ikidebir söze karışması, Allâh’ın elçisinin canını sıktı. Peygamberimiz, bu esnâda Abdullâh (r.a.) ile ilgilenmeyi uygun bulmadı, yüzünü O’ndan çevirip diğer kişilerle ilgilendi. Allâh’ın Rasûlü sözünü bitirip kalkacağı sırada, “Peygamber (a.s.), gözleri görmeyen kişinin kendisine gelmesinden ötürü yüzünü ekşitti ve öbür yana döndü..” anlamındaki uyarı âyetleri indi.[7]
Abese sûresinin nâzil olmasından sonra Peygamberimiz Sallallâhü aleyhi ve sellem, Abdullâh İbn Ümmi Mektûm ile karşılaştığında ona ikrâmda bulunur ve “Ey hakkında Rabb’imin beni itâb ettiği (uyardığı) zât merhaba!” der ve ihtiyâcını sorardı.[8]
Kur’ân, özürlülere farklı bakılmasını, toplumdan dışlanmalarını yasaklamıştır. Âyette Peygamber (s.a.s) uyarıldığı gibi, aynı zamânda âmâ olan Abdullâh b. Ümmi Mektûm da gözü gören kimselere nasîp olmayacak bir şerefle ödüllendirilmiştir.[9]
Cenâb-ı Hak, konu ile ilgili indirdiği âyet-i kerîmelerde mânen sanki şöyle diyordu: “Gözü görmese de kulağı ve kalb gözü açık hidâyet aşığı birini bırakıyorsun da zâhiren gözü bulunan ve fakat kalb gözü kör, hak sözü dinlemek şânından olmayan müstağnîlerle uğraşıyorsun!”[10]
İslâm Dîni, engelliler yüzünden uğursuzluğu kökünden reddetmiştir. Böylesi bir davranışın Kur’ân’a konu edilişi, İslâm’ın engelli bir insâna bakışı açısından da önem arz etmektedir.
Dipnotlar:
[1] Küçük, Seher; Engeller Hep Birlikte Aşılır, Şebnem Dergisi, Sayı: 160 (Haziran 2018)
[2] Eğitime Bakış Dergisi, Sayı 31 “Engelleri Birlikte Aşmak Özel Sayısı”, s.16.
[3] Eğitime Bakış Dergisi, Sayı 31 “Engelleri Birlikte Aşmak Özel Sayısı”, s.60.
[4] Küçük, Seher; Engeller Hep Birlikte Aşılır, Şebnem Dergisi, Sayı: 160 (Haziran 2018)
[5] Eğitime Bakış Dergisi, Sayı 31 “Engelleri Birlikte Aşmak Özel Sayısı”, Editörden Yazısı; s.1.
[6] Abese: 80/1-4.
[7] Karagöz, İsmail, Âyet ve Hadisler Işığında Engelliler, s. 17-18.
[8] İbni Kesîr, Tefsîr; 4/470-471; Hamdi Döndüren, İnsânlığa Son Çağrı, Açıklamalı Kur'ân Meali, 80/1, 2 âyet dipnotu.
[9] Sancaklı, 2008:179-217.
[10] Elmalılı, Hamdi Yazır, Hak Dini, Kur'ân Dili: 7/5576.
Kaynak: Hasan Serhat YETER, Engellinin İlmihâli, 2022








YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!