Rahman Sıfatının Üç Makamı

Ehli hakikate göre Allah-ü Teala’nın Rahman sıfatının üç makamı ve bu makamların manaları…

er-Rahman sıfatının üç makamı ve bu makamların manaları…

“RAHMAN”A AİT ÜÇ MAKAM

Ehl-i hakîkat der ki: “Rahmân’a aid üç makam vardır. Onlar da: “Zâhir” isminin makamı olan Zuhûr, “Bâtın” isminin makamı olan butûn ve ikisini birleştiren cem’ makamıdır. Her varlık bu mertebelerden birinde bulunur. Onun hükmünün dışına çıkamaz.

Bu derece ve makamlara göre Rahmet-i ilâhiyye’nin hükümleri şöyle tasnîf edilebilir: Saîdler (bahtiyarlar), bedbahtlar; ruhlarıyla nimete erenler, bedenleriyle nimete erenler ve bu iki mertebe arasını birleştirenler diye taksim edilir.

Meselâ saidlerden ehl-i cennet olanlardan bazıları sûretleriyle değil, rûhlarındaki ma’rifet sebebiyle bu noktaya gelirler. Kendilerinin cennette nimete ermelerini sağlayacak yeterli amelleri yoktur. Varsa da diğerlerine göre yeterli değildir. Bunun tersi, zühd ve ibâdetle meşgul olan bâzı kimseler vardır ki bunların da ilim ve ma’rifetten nasibi yoktur. Çünkü böylelerinin rûhlarının ilm-i ilâhî makamıyla münâsebetleri olmadığı için rûhânî nimetlerden nasibleri yoktur. Bu yüzden amel sırasındaki düşünceleri, amel sonrasına taalluk etmez. Aksine onlar ameli gâye sanırlar. Ve amelin önünde durup, va’d edilen mükâfâta veya tehdîde takılıp kalırlar.

KURTULUŞA EREN BAHTİYARLAR

Amelin sağlayacağı asıl faydayı kavrayamazlar. Bu anlattığımız ilim ve amel makamlarının arasını cem’edenler ise ilim ve amelden tam bir nasîb alarak, kurtuluşa eren bahtiyarlardır. Onlar da peygamberler ve vâris-i nebî olan kâmil velîlerdir.

Mevlânâ Celâleddîn (k.s.) der ki:

Her güvercin bir yol ve üslûb üzre uçar;

Ancak bu güvercin tarafsızlık tarafına uçar.

Kaynak: İsmail Hakkı Bursevi, Ruhül Beyan Tefsiri, Erkam Yayınları

 

ER-RAHMAN NE DEMEK?

Er-rahman Ne Demek?

“RAHMAN” ESMASININ TECELLİSİ

“Rahman” Esmasının Tecellisi

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.