Peygamberimizin Ortaklık Ahlâkı Neden Asırlarca Güvenin Sembolü Oldu?
Abdullah Sert Hocaefendi, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) ticaretteki sadâkat ve ortaklık ahlâkının bugün bize hangi ahlâkî ölçüleri hatırlattığını anlatıyor: Biz bu güven mirasını ne kadar taşıyoruz?
PEYGAMBERİMİZİN ORTAKLIK AHLÂKI NEDEN GÜVENİN SEMBOLÜDÜR?
Sâib bin Ebî’s-Sâib şöyle anlatıyor:
“Allah Rasûlü’nün yanına gitmiştim. Sahâbîler beni görünce hakkımda çok güzel sözler söylemeye başladılar. Bunun üzerine Rasûlullah Efendimiz:
‘Söylemenize gerek yok. Ben onu sizden daha iyi tanırım. Çünkü biz onunla daha önce ortaklık yaptık. Ben onu da o beni de tanır.’ buyurdu.” Bunun üzerine Sâib şöyle dedi:
“Doğru söylediniz ya Rasûlallah! Anam babam Sana fedâ olsun. Evet, siz benim ortağımdınız. Ben sizi peygamber olmadan önce de tanıyorum. Sizinle ortaklığımız vardı. Siz öyle güzel bir ortaktınız ki… Ne karşı koyardınız ne de tartışırdınız. Sizinle yaptığımız ortaklık boyunca aramızda en ufak bir münakaşa dahi olmadı.”
Bugün ise çoğu zaman ortakların birbirini öldürdüğüne şahit oluyoruz. Anlaşamıyorlar, paylaşamıyorlar; sonunda medya haberlerine “ortağını öldürdü” diye yansıyor. Neden? Bir dünya malı için, geçici menfaatler için…
Fahr-i Kâinât Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem-, İslâm’dan evvel bile nezâketi, zarâfeti, güler yüzü ve mülâyemetiyle tanınmış; bu güzel hâller insanlara Müslüman olmayı kolaylaştırmıştı. Çünkü o toplumun içinde yaşıyordu. Efendimiz ilk davetine başladığında şöyle buyurmuştu:
“Ben kırk yıldır sizin içinizde yaşıyorum. Dışarıdan gelmedim. Ben Mekke’nin çocuğuyum. Büyüklerim beni küçüklüğümden beri bilir, gençler gençliğimi bilir. Bu kırk yıl içinde benim yalan söylediğimi, hile yaptığımı gördünüz mü?” Onlar da:
“Hayır, asla! Senin doğruluğundan şüphe eden yoktur.” dediler.
Efendimiz böylece kendisini tasdik ettirdi. Tıpkı bir velînin menkıbesinde geçtiği gibi: “Velî odur ki kalbini avucunun içine çıkarır ve ‘Bakın bakalım, bu kalpte yanlış bir şey var mı?’ der.” Böyle bir kalbi ortaya koyacak kaç kişi vardır bugün? Davranışlarımızı belki kontrol ederiz ama kalbimize ne kadar sahip çıkabiliyoruz? Asıl mesele, kalbi tertemiz hâlde ortaya koyabilmektir.
Allah Rasûlü -sallallâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuş gibidir:
“Beni nasıl bilirsiniz?” Onlar da:
“Senin kişiliğin ve doğruluğun hakkında hiçbir şüphemiz yok.” dediler.
Ancak Efendimiz kendilerine yeni bir haber getirdiğinde içlerinden bir kısmı bunu kabullenmekte zorlandı. Çünkü kimisinin statüsü gidecek, kimisi putlarından vazgeçemeyecek, kimisi dünyevî menfaatlerini kaybetmekten korkacaktı. Yani aslında Peygamber Efendimiz’e güvenmemek değil, kendi nefislerine yenilmekti mesele.









YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!