Peygamberimizin Katıldığı Savaşlar ile İlgili Hadisler

Peygamber (s.a.v.) Efendimizin katıldığı savaşlar hangileridir? Peygamberimizin (s.a.v.) savaşları hakkında hadis-i şerifler.

Hz. Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve sellem) katıldığı savaşlar ile ilgili hadisler.

Ebû Musa el-Eş’arî (radıyallahu anh) anlatıyor:

“Resûlullah bize kendisinin isimlerini şöyle söylerdi: ‘Ben Muhammed’im, Ahmed’im, (peygamberlerin ardından gelen) Mukaffî’yim, (kıyamette insanların arkamda toplandığı) Hâşir’im, Tevbe Peygamberi’yim, Rahmet Peygamberi’yim.’” (Müslim, Fedâil, 126)

***

Ebû Hüreyre’den (radıyallahu anh) rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Düşmanla karşılaşmayı istemeyin. Onlarla karşılaştığınızda ise sabredin!” (Müslim, Cihâd ve siyer, 19)

***

Ebû Saîd el-Hudrî’den (radıyallahu anh) rivayet edildiğine göre,

“Yâ Resûlallah, hangi insan daha faziletlidir?” diye soruldu. Resûlullah, “Canıyla, malıyla Allah yolunda cihad eden mümin” buyurdu. (Buhârî, Cihâd, 2)

***

Nâfi’den (radıyallahu anh) nakledildiğine göre, Abdullah b. Ömer (radıyallahu anh) ona şunları anlatmıştır:

“Hz. Peygamber’in savaşlarından birinde öldürülmüş bir kadın bulundu. Bunun üzerine Resûlullah kadınların ve çocukların öldürülmesini kabul etmedi.” (Buhârî, Cihâd, 147)

***

Süleyman b. Büreyde’nin (radıyallahu anh), babasından rivayet ettiğine göre,

Resûlullah birini orduya komutan olarak tayin ettiğinde ona özel olarak, Allah karşısında takva sahibi olmasını, beraberindeki Müslüman askerlere iyi davranmasını tavsiye eder ve şöyle derdi: “Allah’ın adıyla ve Allah yolunda savaşın. Allah’ı inkâr edenlerle savaşın. Savaşın, fakat hainlik yapmayın, zulmetmeyin, öldürdüğünüz kimselerin organlarını kesmeyin ve çocukları öldürmeyin.” (Tirmizî, Diyât, 14)

***

Abdullah b. Amr’dan (radıyallahu anh) nakledildiğine göre,

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Bedir günü üç yüz on beş kişi ile çıktı ve “Allah’ım, bu askerler kendilerini taşıyacak bir binekten yoksunlar, onları sen taşı! Allah’ım, onlar çıplaklar, onları sen giydir! Allah’ım, onlar açlar, onları sen doyur!” diye dua etti. Neticede Allah Bedir günü kendisine zafer nasip etti. Dönüşte her biri mutlaka bir ya da iki deveyle, elbiseli ve karınları tok olarak (Medine’ye) gelmişlerdi. (Ebû Dâvûd, Cihâd, 145)

***

İbn Abbâs (radıyallahu anh) anlatıyor:

“Hz. Peygamber Bedir günü, ‘Allah’ım, senden ahdini ve vaadini (yerine getirmeni) diliyorum. Allah’ım, eğer (bu müminler topluluğunun hezimetini) dilemişsen o zaman bugünden sonra sana ibadet edilmeyecek (demektir)’ diye dua etti. Ebûbekir, Peygamber’in elini tuttu ve ‘(Bu dua) sana yeter’ dedi. Akabinde Resûlullah, ‘Yakında o topluluk bozguna uğrayacak; arkalarını dönüp kaçacaklar’ (Kamer, 54/45) âyetini okuyarak (çadırdan dışarı) çıktı.” (Buhârî, Meğâzî, 4)

***

Mâlik b. Hamza b. Ebû Üseyd es-Sâidî’nin (radıyallahu anh), babası aracılığıyla dedesinden naklettiğine göre,

Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Bedir günü, “(Müşrikler) Size yaklaştıklarında onlara ok atın. Onlar sizi iyice yakından sarıncaya kadar da kılıçları çekmeyin” buyurmuştur. (Ebû Dâvûd, Cihâd, 108)

***

Enes b. Malik’ten (radıyallahu anh) nakledildiğine göre,

Uhud günü Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) alt çenesinin sağ ön tarafındaki dişi kırılmış, başı yarılmıştı. Sonra yüzündeki kanı silmeye başlamış ve şöyle demişti: “Kendilerini Allah’a davet ediyor olduğu hâlde, Peygamberi’nin başını yaran, dişini kıran bir kavim nasıl felâh bulur!” (Müslim, Cihâd ve siyer, 104)

***

Ebû İshâk’ın (radıyallahu anh) işittiğine göre, Berâ’ b. Âzib (radıyallahu anh) şöyle demiştir:

Uhud günü Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), (Ayneyn geçidindeki) okçulara —ki onlar elli kişiydiler— Abdullah b. Cübeyr’i kumandan tayin etti ve şöyle buyurdu: “Bizi kuşların kaptığını görseniz bile ben size haber gönderinceye kadar sakın şu yerinizden ayrılmayın! Bizim onları hezimete uğrattığımızı görseniz bile ben size haber gönderinceye kadar asla (yerinizden) ayrılmayın!” (Buhârî, Cihâd, 164)

***

Enes b. Malik (radıyallahu anh) anlatıyor:

“... Ben Uhud günü Ebûbekir’in kızı Âişe ile Ümmü Süleym’i gördüm. Eteklerini toplamış (koşturuyor)lardı. Bileklerindeki halhalları görüyordum. Sırtlarında su kırbaları taşıyorlar ve yaralıların ağızlarına su döküyorlardı. Sonra tekrar geri dönüp kırbaları dolduruyorlar, gelip yaralıların ağızlarına döküyorlardı...” (Buhârî, Menâkıbü’l-ensâr, 18)

***

Sehl b. Sa’d es-Sâidî (radıyallahu anh) anlatıyor:

“Hendek’te Resûlullah ile beraberdik. Kendisi hendek kazıyor, biz de toprak taşıyorduk. Bizi gördüğünde şöyle dedi: ‘Allah’ım! Asıl yaşama yeridir âhiret; sen ensar ve muhacire mağfiret et!’” (Buhârî, Rikâk, 1)

***

Hz. Ali’nin (radıyallahu anh) naklettiğine göre,

Ahzâb günü Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Allah onların evlerini ve mezarlarını ateşle doldursun! Güneş batana kadar bizi ikindi namazından alıkoydular.” (Buhârî, Cihâd, 98; Müslim, Mesâcid, 202)

***

Abdullah b. Ebû Evfâ’nın (radıyallahu anh) naklettiğine göre, 

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Ahzâb günü şöyle buyurmuştur: “Ey Kitab’ı indiren, hesabı çabuk gören Allah’ım! Ahzâbı (müttefik grupları) bozguna uğrat ve perişan et!” (Buhârî, Tevhîd, 34)

***

Süleyman b. Surad’ın (radıyallahu anh) naklettiğine göre,

Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Ahzâb günü şöyle buyurmuştur: “Artık biz onlara karşı savaşacağız. Onlar bize karşı savaşamayacaklar.” (Buhârî, Meğâzî, 30)

***

Enes b. Mâlik (radıyallahu anh) anlatıyor:

“Resûlullah Hayber’e vardığında şöyle buyurdu: ‘Biz (savaş hâlindeyken düşman) bir kavmin topraklarına girdiğimiz zaman, (savaşa yol açan sebepler konusunda önceden) uyarılmış olan o kimselerin sabahı çok kötü olur!’” (Müslim, Cihâd ve siyer, 122)

***

Enes b. Mâlik (radıyallahu anh) şöyle demiştir:

“Resûlullah Hayber’e savaş açtı. Orayı savaşla ele geçirdik ve esirler toplandı.” (Ebû Dâvûd, İmâre, 23-24)

***

İbn Ömer (radıyallahu anh) anlatıyor:

“...Resûlullah Hayber’e galip geldiği zaman Yahudileri oradan çıkarmak istemişti. Çünkü Hayber’de galip geldiğinde arazi Allah’a, Resûlü’ne ve Müslümanlara ait olmuş (bu nedenle de) Resûlullah, Yahudileri oradan çıkarmak istemişti. Bunun üzerine Yahudiler, hurma hasadı işlerini sürdürmek ve mahsulün yarısı kendilerinin olmak üzere, Resûlullah’tan Hayber’de bırakılmalarını istediler. Resûlullah onlara, ‘Bu şartlarla istediğimiz müddetçe sizleri burada bırakıyoru’ buyurdu.” (Buhârî, Müzâraa, 17)

***

Âsım’ın (radıyallahu anh) işittiğine göre, Enes b. Mâlik (radıyallahu anh) şöyle demiştir: 

“Ben, Resûlullah’ın Bi’r-i Maûne günü şehit edilen yetmiş sahâbîye üzüldüğü kadar hiçbir seriyyeye üzüldüğünü görmedim. Onlara kurrâ denirdi. Resûlullah (üzüntüsünden dolayı) bir ay boyunca onların katillerine beddua etti.” (Müslim, Mesâcid ve mevâziu’s-salât, 302)

***

Misver b. Mahreme ve Mervân (b. Hakem) (radıyallahu anh) —her biri arkadaşının sözlerini doğrulayarak— şunları anlatmıştır:

(Allah Resûlü ve beraberindekiler, umre niyetiyle Mekke’ye doğru giderlerken, Hudeybiye mevkiine geldiklerinde Hz. Peygamber’in devesi Kasvâ çöktü ve insanlar, “Kasvâ çöktü, yerinden kalkmıyor” dediler. Bunun üzerine) Hz. Peygamber şöyle buyurdu: “Hayır, Kasvâ çökmedi. Onun böyle bir huyu yoktur. Ancak vaktiyle (Ebrehe’nin) fili(ni Mekke’ye bırakmayıp) durduran Allah, şimdi de Kasvâ’yı (şehre girmekten) alıkoydu. Bu canı bu tende tutan Allah’a yemin olsun ki (Kureyşliler) benden Allah’ın mübarek kıldığı şeyleri yüceltecek ne kadar müşkül istekte bulunurlarsa onu onlara vereceğim.” (Buhârî, Şurût, 15)

***

Câbir b. Abdullah (radıyallahu anh) diyor ki,

“Biz Hudeybiye günü bin dört yüz kişi idik. Peygamber bizim için, ‘Bugün siz yeryüzü halkının en hayırlısısınız!’ buyurdu.” (Müslim, İmâre, 71)

***

Misver b. Mahreme ve Mervân (b. Hakem) (radıyallahu anh) —her biri arkadaşının sözlerini doğrulayarak— şunları anlatmıştır:

(Hudeybiye sürecinde Kureyş ile Hz. Peygamber arasında haber taşıyan Büdeyl b. Verkâ’, Kureyşlilerin Müslümanlara karşı savaşa hazırlandıklarını haber vermişti.) Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Biz kimse ile savaşmak için gelmedik. Yalnızca umre yapmak niyetiyle geldik... Eğer Kureyş arzu ederse ben onlarla aramızda (barış için) bir müddet tayin ederim... Fakat (böyle bir antlaşmayı) kabul etmez (savaşta ısrar eder)lerse bu canı bu tende tutan Allah’a yemin ederim ki bu dinim uğrunda başım vücudumdan ayrılıncaya kadar onlarla savaşırım. Muhakkaktır ki Allah emrini gerçekleştirecektir.” (Buhârî, Şurût, 15)

***

Ebû Vâil (radıyallahu anh) anlatıyor:

(Hudeybiye Antlaşması imzalandıktan sonra) Ömer b. Hattâb geldi ve Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) yanına giderek, “Ey Allah’ın Resûlü, biz hak üzereyiz, onlar da bâtıl üzere değil mi?” dedi. Resûlullah “Evet.” buyurdu. Sonra Hz. Ömer, “Bizim ölenlerimiz Cennet’te onların ölenleri ise Cehennem’de değil mi?” diye sordu. Resûlullah yine “Evet.” buyurdu. Bunun üzerine Hz. Ömer, “Öyleyse neden dinimiz hususunda bu âcizliği gösteriyoruz da Allah henüz onlarla bizim aramızda bir hüküm vermeden geri dönüyoruz?” dedi. Resûlullah şöyle cevap verdi: “Ey Hattâb’ın oğlu! Ben gerçekten Allah’ın Resûlü’yüm! Allah ebediyen beni(m emeğimi) boşa çıkarmaz.” Sonrasında Resûlullah’a (s.a.v.) Fetih sûresi nâzil oldu. Allah Resûlü hemen Hz. Ömer’e birini gönderip sûreyi ona okuttu. Bunun üzerine Hz. Ömer, “Yâ Resûlallah! Bu (Hudeybiye Antlaşması gerçekten bir) fetih midir?” diye sordu. Hz. Peygamber de, “Evet.” cevabını verdi. Artık Ömer’in gönlü oldu ve döndü. (Müslim, Cihâd ve siyer, 94)

***

Ümeyye b. Safvân b. Ümeyye’nin (radıyallahu anh), babasından naklettiğine göre,

Resûlullah Huneyn günü (henüz Müslüman olmayan Safvân’dan savaş hazırlıkları için) birçok zırh ödünç aldı. Safvân, “Bu bir gasp mı yâ Muhammed!” diye sordu. Resûlullah da, “Hayır, (zayi olduğu takdirde) bedeli ödenmek üzere alınan bir emanet” şeklinde cevap verdi. (Ebû Dâvûd, Büyû’ (İcâre), 88)

***

Enes b. Mâlik (radıyallahu anh) anlatıyor:

“...(Huneyn Savaşı sonrası Hevâzin ganimetleri paylaştırılırken oluşan huzursuzluk üzerine) Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Ben küfürden yeni kurtulmuş bazı kimselere onların kalplerini (İslâm’a) ısındırmak için (ganimet mallarından) veriyorum. İnsanlar aldıkları mallarla evlerine dönerken siz Allah’ın Resûlü ile evlerinize dönmekten razı değil misiniz? Allah’a yemin ederim ki sizin birlikte dönüp gittiğiniz (Peygamber), onların yanlarında götürdüklerinden daha hayırlıdır.” (Müslim, Zekât, 132)

***

Süheyb b. Sinân (radıyallahu anh) tarafından nakledildiğine göre,

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Huneyn Savaşı günlerinde şöyle dua ediyordu: “Allah’ım! Senin yardımın ile (düşmana) karşı durmaya çalışıyorum, senin yardımın ile hamle yapıyorum, senin yardımın ile savaşıyorum.” (Dârimî, Siyer, 7)

***

Ebû İshâk’ın (radıyallahu anh) naklettiğine göre,

Bir kişi Berâ’a (radıyallahu anh) gelerek, “Ey Ebû Umâre! Huneyn günü savaş alanından kaçtınız mı?” diye sordu. Bunun üzerine Berâ’ şunları anlattı: “Ben Allah’ın Peygamberi’nin kaçmadığına şahitlik ederim. Lâkin silahsız, zırhsız bir grup (Müslüman askeri) Hevâzinlilerin mevkilerine yöneldi. İyi ok atan bir kavim olan Hevâzinliler, öncü Müslüman askerlerini yoğun bir ok atışına tuttu. Bunun neticesi bu kuvvetler bozguna uğradı ve düşman askerleri Resûlullah’a yöneldi. O sırada Ebû Süfyân b. Hâris, Resûlullah’ın katırının yularından tutuyordu. Resûlullah, katırından indi. ‘Ben peygamberim, bunda yalan yok! Ben Abdülmuttalib’in evlâdıyım. Allah’ım! Bana yardımını lütfet.’ diyerek dua etti ve zafer diledi.” Berâ’ anlatmaya şöyle devam etti: “Vallahi, savaş kızıştığında biz düşmandan Resûlullah ile korunuyorduk! Bizim en cesurumuz onunla yan yana durabilendi.” (Müslim, Cihâd ve siyer, 79)

***

İbn Şihâb (radıyallahu anh) anlatıyor:

“Urve, Mervân b. Hakem ve Misver b. Mahreme’nin kendisine şunları anlattığını nakletti: Hevâzin heyeti Müslüman olarak gelip Resûlullah’tan (s.a.v.) mallarını ve esirlerini kendilerine iade etmesini istediler... Resûlullah Müslümanların arasında ayağa kalkarak Allah’ı lâyık olduğu şekilde övdükten sonra şöyle buyurdu: ‘Şimdi bu kardeşleriniz, tevbe ederek bize geldiler. Ben de esirlerini kendilerine geri vermeyi düşündüm. Sizden her kim (bu şekilde kardeşinin gönlünü) hoş etmeye razı olursa bunu yapsın. Sizden her kim kendi hissesini talep ederse —ki bu hisseyi ona biz, Allah’ın bize ihsan edeceği ilk ganimet malından vereceğiz— o da böyle yapsın (esirleri geri versin).’” (Buhârî, Vekâlet, 7)

***

Safvân b. Ümeyye (radıyallahu anh) anlatıyor:

“Resûlullah Huneyn günü (ganimet mallarından) bana da verdi. O, insanlar arasında en sevmediğim kimse idi. Fakat bana mal vermeye devam ettikçe sonunda insanlar arasında en sevdiğim kişi hâline geldi.” (Tirmizî, Zekât, 30)

***

İbn Abbâs’ın (radıyallahu anh) naklettiğine göre,

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Mekke hakkında şöyle buyurmuştu: “Ne güzel bir memleketsin, benim için ne kadar da sevimlisin! Kavmim beni senden çıkarmış olmasaydı senden başka yerde yaşamazdım.” (Tirmizî, Menâkıb, 68)

***

İbn Ömer’den (radıyallahu anh) nakledildiğine göre,

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Mekke’nin fethi günü, Kâbe’nin merdiveni üzerinde ayakta durarak Allah’a hamd ve senâ ettikten sonra şöyle buyurdu: “Hamd (Mekke’nin fethine dair) vaadini yerine getiren, kuluna (Peygamberi’ne) yardım eden ve düşman topluluklarını tek başına yenilgiye uğratan Allah’a mahsustur.” (İbn Mâce, Diyât, 5)

***

İbn Abbâs’ın (radıyallahu anh) naklettiğine göre,

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Mekke’nin fethi günü şöyle buyurmuştu: “Bu belde haremdir (saygın ve dokunulmazdır). Burayı Yüce Allah harem kılmıştır. Burada savaşmak benden önce kimseye helâl olmadı. Bana yalnızca bir gün içerisinde bir süreliğine helâl kılındı. Zira bu belde Yüce Allah’ın haram kılması ile haram kılınmıştır.” (Nesâî, Menâsikü’l-hac, 111)

***

İbn Abbâs’ın (radıyallahu anh) naklettiğine göre,

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Fetihten sonra hicret yoktur ancak cihad ve niyet vardır. Cihada çağrıldığınızda derhâl katılın!” (Buhârî, Cihâd, 1)

***

Enes b. Mâlik’ten (radıyallahu anh) rivayet edildiğine göre,

Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Sabah ya da akşam, Allah yolunda (yapılacak) bir sefer, dünyadan ve içindekilerden daha hayırlıdır!” (Buhârî, Cihâd, 5)

***

Enes b. Mâlik’in (radıyallahu anh) naklettiğine göre,

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) hutbesinde, “Sancağı önce Zeyd aldı ve vuruldu. Ardından sancağı Ca’fer aldı o da vuruldu. Sonra Abdullah b. Revâha sancağı aldı ve o da vuruldu. Sonra Hâlid b. Velîd, önceden komutan tayin edilmediği hâlde sancağı teslim aldı ve ona fetih verildi. Onların şimdi yanımda olmaları beni bundan daha çok mutlu etmezdi (ya da) şimdi aramızda olmak onları (bulundukları yerden) daha çok mutlu etmezdi” buyurdu ve gözlerinden yaşlar süzüldü. (Buhârî, Cihâd, 183)

HZ. MUHAMMED (S.A.V.) KİMDİR?

Hz. Muhammed (s.a.v.) Kimdir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.