Peygamberimizin Geleceğini Müjdeleyen Ayetler

Peygamberimizin (s.a.v.) geleceği İncil ve Tevrat’ta müjdelenmiş midir? Hz. Peygamber’in (s.a.v.) geleceğini müjdeleyen ayetler.

Peygamber (s.a.v) Efendimiz’in geleceğini müjdeleyen haber ve ayetler.

“Yanlarındakini tasdik etmek üzere onlara Allah tarafından bir kitab gelince, önceden küfredenlere karşı istimdad edib dururlarken o tanıdıkları kendilerine gelince tuttular ona küfrettiler imdi Allah’ın lâneti kâfirlerin boynuna.” (el-Bakara, 89)

Allâh Rasûlü (s.a.v) şöyle buyurmuşlardır:

“Ben, ceddim İbrâhîm’in duâsı, kardeşim Îsâ’nın müjdesi ve annemin rüyâsıyım. Annem, kendisinden bir nûrun çıkıp Şam’ın saraylarını aydınlattığını görmüştür.” (Ahmed, IV, 127-128; Hâkim, Müstedrek, II, 453/3566)

“Ey Rabbimiz! Onlara, içlerinden senin âyetlerini kendilerine okuyacak, onlara kitap ve hikmeti öğretecek, onları temizleyecek bir peygamber gönder. Çünkü üstün gelen, her şeyi yerli yerince yapan yalnız sensin.” (el-Bakara, 129)

Cenâb-ı Hak, önceki peygamberlere kitaplarında, Peygamber (s.a.v) Efendimiz’in geleceğini müjdelemiştir:

“…Rahmetim her şeyi kuşatır. Onu takvâ sahiplerine, zekâtı verenlere ve âyetlerimize inananlara yazacağım. Onlar ki yanlarında Tevrat ve İncil’de yazılı buldukları o Rasûl’e, o ümmî Peygamber’e ittibâ ederler. O Peygamber onlara mâruf ile emreder ve onları münkerden nehyeder, temiz hoş şeyleri kendileri için helâl, murdar şeyleri üzerlerine haram kılar, sırtlarından ağır yüklerini ve üzerlerindeki bağları, zincirleri indirir atar. O’na îmân eden, O’na kuvvetle tâzîm eyleyen, O’na yardımcı olan ve O’nun nübüvvetiyle beraber indirilen nûru takip eyleyen kimseler, işte felâha erenler onlardır.” (el-A’râf, 156-157)

Burada Cenâb-ı Hak, “Rahmet-i İlâhiyye”sini, Kur’ân-ı Kerîm’e ve Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’e tâbî olanlara lûtfedeceğini beyan buyurmaktadır.

Bir vakit da Meryem’in oğlu İsâ şöyle dedi: Ey İsraîl oğulları! Ben size Allah’ın Rasûlü’yüm, önümdeki Tevrat’ın musaddıkı ve benden sonra gelecek bir Rasûl’ün müjdecisi olarak geldim ki onun ismi Ahmed’dir. Sonra o onlara beyyinelerle gelince «bu apaçık bir sihir» dediler.” (es-Saff, 6)

“Hani Allah Teâlâ, peygamberlerden: «Ben size Kitap ve hikmet verdikten sonra nezdinizdekileri tasdik eden bir peygamber geldiğinde ona mutlaka inanıp yardım edeceksiniz» diye söz almış, «Kabul ettiniz ve bu ahdimi yüklendiniz mi?» dediğinde, «Kabul ettik» cevabını vermişler, bunun üzerine Allah (c.c): «O halde şahit olun; ben de sizinle birlikte şahitlik edenlerdenim» buyurmuştu.” (Âl-i İmrân, 81)

Abdullâh bin Abbâs (r.a), bir gün Kâ’b el-Ahbâr’a:[1]

“−Tevrât’ta Rasûlullâh (s.a.v)’in vasıfları nasıl anlatılır?” diye sorduğu zaman, Hz. Kâ’b -rahimehullâh-, bu suâle şöyle karşılık vermiştir:

“−O’nun vasıfları hakkında Tevrât’ta şunlar yazılıdır:

Muhammed bin Abdullâh, Mekke’de doğacak, Tâbe’ye (Medîne’ye) hicret edecek, Şam’a hâkim olacaktır. Kendisi ne kötü söz söyler ne de çarşılarda yüksek sesle konuşur. Kötülüğe kötülükle karşılık vermez, bilâkis affeder ve bağışlar. Ümmeti de bollukta, darlıkta ve her yerde Allâh’a hamd eder, O’nu yüceltirler. Bellerine izâr bağlarlar. Kollarını yıkarlar (abdest alırlar). Savaşta saf bağladıkları gibi namazlarında da saf tutarlar. Mescidlerinden arı uğultusu gibi (Kur’ân ve zikir) sesleri gelir. Ezan sesleri âfâkı doldurur.” (Dârimî, Mukaddime, 2)

Atâ bin Yesâr -rahimehullâh- anlatıyor:

Abdullâh bin Amr (r.a)’ya rastladım ve:

«−Rasûlullâh (s.a.v)’in Tevrât’ta zikredilen vasıflarını bana söyler misin?» dedim. Bunun üzerine:

«−Pekâlâ! Allâh’a yemin olsun, o Kur’ân’da geçen bâzı sıfatlarıyla Tevrât’ta da mevsuftur. (Orada): “Ey Peygamber! Biz Sen’i insanlara şâhit, müjdeci, uyarıcı ve ümmîler için koruyucu olarak gönderdik. Sen Ben’im kulum ve Rasûlümsün. Ben Sen’i Mütevekkil diye isimlendirdim… Allâh, bozulmuş dîni insanların “Lâ ilâhe illâllâh” demesiyle düzeltmeden ve o dinle kör gözleri, sağır kulakları, paslanmış kalbleri açmadan O’nun rûhunu kabzetmez.” buyrulur.» dedi.” (Buhârî, Büyû, 50; Tefsîr, 48/ 3)

Rasûlullâh (s.a.v)’i bütün vasıflarıyla bilen yahûdîler, kendisinin geleceği vakti beklemekteydiler. Nitekim Medîneli putperest Evs ve Hazrec kabîleleri ile yahûdiler ne zaman birbirlerine düşüp araları açılsa, yahûdîler:

“−Şu sıralarda bir peygamber gönderilmek üzeredir. O’nun gelmesi pek yakındır. O peygamber gelince, biz O’na tâbî olacak, İrem ve Âd kavimleri gibi sizi öldürüp kökünüzü kazıyacağız!” derlerdi. (İbn-i Esîr, el-Kâmil, II, 95-96)

Ensâr’dan bazı kişiler şöyle demişlerdir:

“Allah Teâlâ’nın rahmeti ve hidayetiyle birlikte bizi İslâm’a sevkeden sebeplerden biri de şu olmuştur:

Biz şirk ehli, putlara tapan insanlardık. Yahûdiler ise ehl-i kitap idiler ve bizde olmayan bazı bilgiler onlarda mevcuttu. Onlarla aramızda devamlı çatışmalar olurdu. Ne zaman onlara hoşlanmadıkları bir şey yapar, zarar verirsek hemen şöyle derlerdi:

«–Bu zamanda gönderilecek nebinin zamanı yaklaştı. Geldiğinde O’nunla birlik olup sizi Âd ve İrem kavimlerinin helâk edilişi gibi öldürecek, kökünüzü kazıyacağız!».” (İbn-i Hişâm, I, 231)

Tevrât ve İncîl’de Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’in geleceğinin ve belli vasıflarının beyan edilmiş olması, onların aslında ilâhî menşeli olduklarına ve tahrîf edilmiş olsalar da bugünkü muhtevâlarında aslından bâzı parçalar mevcut olduğuna bir delildir. Bundan dolayıdır ki müslümanlar Tevrât ve İncîl’i hükümden kaldırılmış bir kanun gibi telâkkî etmekle beraber, onlara karşı hürmetsizlikte bulunmazlar.

Tevrât ve İncîl’de olduğu gibi Zerdüştlük, Hinduizm ve Budizm gibi doğu dinlerinin mukaddes kabûl ettikleri kitaplarında da Rasûlullâh (s.a.v)’in geleceği müjdelenmiştir. Zerdüşt’ün mukaddes kitabı olarak bilinen Zend Avesta’da Hz. Peygamber’in ismi “Soeshyant” olarak zikredilir ki “Âlemlere Rahmet” mânâsına gelmektedir. Bütün insanların peygamberi olacağı bildirilmekle birlikte diğer pek çok vasıfları da zikredilir. Hinduizm’in mukaddes kitabı Vedalar, Upanişadlar ve Puranalar’da Hâtemü’l-Enbiyâ’nın, sakalı sünnet kılacağı, domuz etini yasaklayacağı gibi pek çok sıfatı zikredilir. Yine Buda’nın kitaplarında da Allâh Rasûlü (s.a.v)’in risâletini müjdeleyen ve vasıflarından bahseden pek çok bölüm mevcuttur.[2]

İmâm-ı Rabbânî Hazretleri, Mektûbât’ında Hindistan bölgesine gönderilen peygamberlerden bahseder.

Dipnotlar:

[1] Kâ’b el-Ahbâr (r.a), tâbiînden olup Benî İsrâil’e dâir rivâyetleriyle meşhurdur. Hz. Ebûbekir (r.a) devrinde müslüman olup hicrî 32 senesinde vefât etmiştir. [2] Bkz. Remzi Kaya, İlâhî Kitaplarda Hazret-i Muhammed, s. 221-239; A. H. Viyarthi - U. Ali, Doğu Kutsal Metinlerinde Hazret-i Muhammed, İstanbul, 1997; İbrâhim Cânan, Hadis Ansiklopedisi, XIV, 79-81.

Hazırlayan: Dr. Murat Kaya, Siyer-i Nebi.

PEYGAMBERİMİZİN ZUHURUNU MÜJDELEYEN HABER VE HADİSELER

Peygamberimizin Zuhurunu Müjdeleyen Haber ve Hadiseler

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.