Peygamberimizin Affedici Olması ile İlgili Örnekler

Peygamberimizin (s.a.v.) affedici olması ve affediciliği ile ilgili örnekler nelerdir? Abdullah Sert Hocaefendi, Şifa-i Şerif eserinden Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in affetmesine dâir örnekleri okuyor.

KİMLERİ AFFETMEDİ Kİ!

Resûl-i Ekrem Efendimiz’in affetmesine dâir rivâyet edilen olayların en önemlisi, Sahîh-i Buhârî ve Sahîh-i Müslim’de geçtiği üzere, kendisini öldürmek için bir koyunu zehirlediğini itiraf eden Yahudi kadını bağışlamasıdır.

Hayber’in fethinden sonra Yahudi bir kadın, Server-i Enbiyâ Efendimiz’i öldürmek istedi. Kızarttığı bir koyunun her tarafına zehir sürdü ve onu Resûl-i Ekrem Efendimiz’e hediye etti. Fahr-i Cihân Efendimiz ashâbıyla birlikte sofraya oturdu. İlk lokmayı ağzına attıktan sonra:

“Koyundan elinizi çekiniz; o bana zehirli olduğunu haber verdi.” diyerek arkadaşlarını uyardı. Fakat Bişr ibni Berâ bu koyundan bir lokma yediği için öldü. Yahudi kadını bulup getirdiler. Resûlullah ona bunu niçin yaptığını sorunca kadın:

“Eğer gerçekten peygambersen, bu sana zarar vermeyecekti. Eğer peygamber değil de kralsan, insanları senden kurtarmış olacaktım.” dedi. Peygamber Efendimiz’e:

“Onu öldürelim mi?” diye sorduklarında buna izin vermedi. Kâinâtın Efendisi’nin o kadını Bişr ibni Berâ’nın ölümüne sebep olduğu için öldürttüğü de söylenmektedir. Allah’ın Sevgili Elçisi, Hayber’de yediği o lokmanın tesirini her zaman hissettiğini, o etin vefât edeceği sırada bile kendisini rahatsız ettiğini söylemiştir. (Buhârî, Hibe 28, nr. 2617, Cizye, nr. 3169, Tıb 55, nr. 5777; Müslim, Selâm 45, nr. 2190; Ebû Dâvûd, Diyât 6, nr. 4509; Dârimî, Mukaddime 11, nr. 68-70.)

Peygamber aleyhisselâm kendisine sihir yaptığı zaman Lebîd ibni A’sam’ı da azarlamadı. Bu işi Lebîd’in yaptığını Allah Teâlâ kendisine bildirdiği hâlde onu ne payladı ne de cezâlandırdı.

Hz. Âişe radıyallahu anhânın anlattığına göre bir defasında Resûl-i Ekrem Efendimiz’e sihir yapılmış, bu yüzden de yapmadığı bir şeyi yaptığını sanmaya başlamıştı. Allah’ın Elçisi, kendisine âfiyet vermesi için Cenâb-ı Hakk’a durmadan duâ etti. Yine kendisinin ifâde buyurduğuna göre bir gün veya bir gece yanına iki kişi geldi (Bunlar Hz. Cebrâil ve Mîkâil idi). Biri başucuna, diğeri ayakucuna oturarak ona sihir yapıldığını konuşmaya başladılar. Bu işi Yahudi asıllı münâfıklardan Lebîd ibni A’sam’ın bir tarak, saç ve sakal döküntüsü, erkek hurmanın kurumuş çiçek kapçığı ile yaptığını ve bunları Benî Zurayk topraklarında bulunan Zîervân (Zervan) kuyusuna attığını söylediler. Peygamber Efendimiz bazı sahâbîleri ile o kuyuya gitti ve kuyunun büsbütün kapatılmasını emretti. Allah Teâlâ da ona tekrar âfiyet verdi. (Buhârî, Bed’ü’l-halk 11, nr. 3268, Tıb 47, 49, 50, nr. 5763, 5765, 5766, Edeb 56, nr. 6063, Daavât 57, nr. 6391; Müslim, Tıb 43, nr. 2189.)

Aynı şekilde Abdullah ibni Übey’i ve onun gibi münâfıkları da Allah’ın Resûlü ve İslâmiyet aleyhinde söyledikleri kendisine haber verildiği hâlde yine de sorgulamadı. Onlardan bir kısmının öldürülmesini teklif eden sahâbîsine de “Hayır, Muhammed arkadaşlarını öldürüyor denmesini istemem.” Buyurdu.

Abdullah ibni Übey ibni Selûl münâfıkların reisiydi;

Peygamberler Sultanı Efendimiz, Medine’yi şereflendirmeden önce, Hazrec kabilesinin de başkanıydı. Ve o günlerde Medine’nin idaresi kendisine verilmek üzereydi. Fakat Fahr-i Âlem Efendimiz Medine’ye gelince, onun plânları suya düştü. Hayâlleri gerçekleşmediği için de Resûl-i Ekrem’e diş biliyordu. Bedir Savaşı’nda Müslümanlar galip gelince baş olma ümidini büsbütün yitirdi. Fakat Müslüman olmuş görünmeyi tercih etti. Hicretin dokuzuncu yılında ölüp gidinceye kadar

Peygamber Efendimiz’e kin besledi. Bu yüzden de bir yandan Medine’deki Yahudilerle, öte yandan Mekkeli müşriklerle işbirliği yaparak hep onun aleyhinde bulundu.

Müstalikoğulları (Müreysî’) Savaşı’ndan dönerken Muhâcirleri kastederek: “Allah’ın Resûlü’nün yanındakilere bir şey vermeyin ki dağılıp gitsinler!” diye onlara yardım edilmemesini söylemiş ve: “Medine’ye dönersek, üstün ve şerefli olanlar, aşağılık kimseleri oradan çıkaracak!” (Münâfikûn 63/7-8.) diye içinde Müslümanlar aleyhinde besleyip durduğu kini ortaya dökmüştü. Onun sözleri Peygamber Efendimiz’e iletildiği zaman Hz. Ömer:

“Yâ Resûlallah! İzin ver de şu münafığın kellesini uçurayım” demiş, Resûl-i Ekrem de:

“Bırak şunu! Halk, Muhammed arkadaşlarını öldürüyor diye konuşmasın.” buyurmuştu. (Buhârî, Menâkıb 8, nr. 3518, Tefsîr 63/4-5, nr. 4904-4905; Müslim, Birr 63, nr. 2584.)

Yine Müstalikoğulları Savaşı dönüşünde Hz. Âişe aleyhindeki iftirâyı ortaya atan ve yayan da bu münâfık idi. Oğlu Abdullah ise çok samimi bir Müslümandı. Bu münâfık öldüğü zaman oğlu Abdullah, belki babasına âhirette bir fayda sağlar ümidiyle Peygamber Efendimiz’den onu kefenlemek için gömleğini istediği zaman bile, Rahmet Peygamberi Efendimiz, belli ki Abdullah’ı üzmemek için, bu münâfık hakkında tek kelime söylemeden gömleğini çıkarıp verdi. (Buhârî, Cenâiz 22, nr. 1269; Müslim, MünâfikĪn 3, nr. 2774.)

Kaynak: Kadı iyaz, Şifa-i Şerif

İslam ve İhsan

ŞEFKAT VE MERHAMET PEYGAMBERİ

Şefkat ve Merhamet Peygamberi

PEYGAMBER EFENDİMİZ'DEN MERHAMET ÖRNEKLERİ

Peygamber Efendimiz'den Merhamet Örnekleri

AFFEDİCİ OLMAK VE CÂHİLLERE UYMAMAK İLE İLGİLİ AYET VE HADİSLER

Affedici Olmak ve Câhillere Uymamak ile İlgili Ayet ve Hadisler

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.