Peygamberimiz Nasıl Bir Gençlik Yaşadı?

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz nasıl bir gençlik yaşadı?

Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- gençlik yıllarında bile câhiliye devrinin kötülüklerinden uzak durmuştur. O, peygamber olmadan önce de şahsiyet ve insanlık yönünden kavminin en şereflisi, ahlâk bakımından en güzeli idi. Öyle ki Cenâb-ı Hak bütün iyi haslet ve meziyetleri O’nda topladığı için kavmi kendisine “el-Emîn” vasfını lâyık görmüştü.[1] “Emîn” artık onun ikinci ismi olmuş, hattâ asıl ismini geçmişti.

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e bir gün:

“−Yâ Rasûlâllah! Allah’tan başkasına hiç ibadet ettiniz mi?” diye soruldu.

“−Hayır!” cevâbını verdi.

“−Hiç içki içtiniz mi?” diye soruldu.

“−Hayır! Ben Kitap ve îmânın ne olduğunu bilmezken bile, onların yaptıkları şeylerin küfür olduğunu bilirdim.” buyurdu. (Diyarbekrî, I, 254-255)

ONLARDAN KAÇINIRDI

Ümmü Eymen -radıyallâhu anhâ- şöyle anlatır:

Kureyş müşrikleri senede bir gün, Buvâne putunun yanında toplanırlar, geceye kadar kurban kesmek, saç kestirmek ve îtikâfa girmek sûretiyle merâsim yaparlardı. Ebû Tâlib de bu bayram için hazırlanmıştı. Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, onlara iştirak etmekten kaçınınca amca ve halaları kendisine çok kızdı. Halaları:

“−İlâhlarımızdan yüz çevirdiğin için bir felâkete uğramandan korkuyoruz!” diyerek o kadar ısrâr ettiler ki, Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- onlarla beraber gitmek mecbûriyetinde kaldı.

Bir müddet gözden kayboldu, sonra korkudan benzi sararmış bir hâlde dönüp yanımıza geldi. Halaları:

“−Başına neler geldi?” diye telâşla sordular. O da:

“−Bana cin dokunmasından korkuyorum!” dedi. Halaları:

“−Allah seni şeytanla mübtelâ kılmaz! Sende her türlü güzel haslet vardır. Söyle bakalım, ne oldu?” dediler. Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“−Ben putun yanına her yaklaştığımda, beyaz ve uzun boylu bir adam görünüp:

«–Ey Muhammed! Geri dön, ona sakın dokunma!» diyerek sesleniyordu!” buyurdu.

Bundan sonra Varlık Nûru, kendisine henüz peygamberlik vazifesi verilmemişken bile onların bayram ve merâsimlerine aslâ katılmadı. (İbn-i Sa’d, I, 158)

Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, son derece nezih ve iffetli bir gençlik hayatı yaşadı. Allah Teâlâ O’nu edep ve hayâ dışı davranışlardan muhâfaza buyurdu.

Fahr-i Kâinât Efendimiz, Kâbe yeniden inşâ edilirken amcası Abbâs ile birlikte taş taşıyordu. Abbâs -radıyallâhu anh-, taşların çıplak omzunu incitmemesi için Efendimiz’e:

“–Elbiseni omzuna koy!” dedi. Varlık Nûru, elbisesini omzuna koymak istediği sırada yere yığıldı ve gözlerini semâya dikerek amcasına:

“–Bana elbisemi ver!” dedi. Hemen onu alıp üzerine örttü. (Buhârî, Hac, 42)

O günkü cemiyette giyim-kuşama pek dikkat edilmez, edep ve hayâ dışı kıyafetler normal karşılanırdı. Buna rağmen, Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- hiçbir zaman hayâ sınırlarını zorlayan bir kıyafetle görülmemiştir.

Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

“Ben, câhiliye insanlarının âdeti olan bir şeyi yapmaya iki defa teşebbüs etmiştim. Ancak Allah -celle celâlühû- beni bundan muhâfaza buyurdu.

Bir gece, Mekke’nin yukarı taraflarında, Kureyşli birkaç gençle koyunlarımızı otlatıyorduk. Arkadaşıma:

«−Eğer koyunlarıma bakarsan, ben de gidip Mekkeli gençlerin yaptığı gece muhabbetlerine katılayım.» dedim. Arkadaşım:

«−Olur, nasıl istersen öyle yap!» dedi.

Bunun üzerine yola çıktım. Mekke’ye yaklaştığım zaman, def, kaval ve ıslık sesleri işittim.

«−Bu nedir?» diye sordum.

«−Falan erkek ile filân hanım evleniyor!» dediler.

Hemen oturup o tarafa doğru bakmaya başladım. O esnâda Allah -celle celâlühû- kulaklarıma bir ağırlık verdi ve oracıkta uyuyakaldım. Allâh’a yemin ederim ki, güneş üzerime doğuncaya kadar uyanamadım. Hemen dönüp arkadaşımın yanına gittim.

«−Ne yaptın?» diye sordu.

«−Hiçbir şey yapamadım!» dedim ve başımdan geçenleri ona anlattım.

Başka bir gece, aynı şey tekerrür etti ve ben yine uyuyakaldım… Rabbim beni peygamberlikle şereflendirinceye kadar da bunların hâricinde, hiçbir kötü şeye meyletmedim!” (İbn-i İshâk, s. 58-59; İbn-i Kesîr, el-Bidâye, II, 292)

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- gençliğinde de hep faydalı işlerle meşgul oldu. Küçük yaşta koyun güderek amcasının maîşet teminine yardım etti. Nitekim bir gün:

 “Allah Teâlâ’nın gönderdiği her peygamber, mutlakâ koyun gütmüştür.” buyurmuştu. Ashâb-ı kirâm:

“−Siz de mi koyun güttünüz, ey Allâh’ın Rasûlü?” diye sordular.

“−Evet, ücret karşılığında Mekkelilerin koyunlarını güderdim.” buyurdu. (Buhârî, İcâre, 2, Enbiyâ, 29; İbn-i Mâce, Ticâret, 5)

Yine Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- kendi ifâdesine göre Ecyad’da âilesinin koyunlarını da güderdi. (İbn-i Sa’d, I, 126)

Daha on iki yaşlarında iken amcalarıyla birlikte ticârî seyahatlere çıkmıştı.[2] Daha sonra Hazret-i Hatice, Peygamber Efendimiz’in güvenilir şahsiyetine hayran olduğundan, O’na kendi ticaret kervanlarını idare etmesini teklif etti. Zira Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- en emîn insandı, işini çok sağlam yapıyor ve çok daha fazla kazanıyordu.[3]

Peygamber Efendimiz bâzı insanlarla ortaklık da yapmıştır. Mekke tâcirlerinden Sâib bin Ebi’s-Sâib -radıyallâhu anh- şöyle anlatır:

“Allah Rasûlü’nün yanına geldim. Ashâb-ı kirâm beni medhederek hakkımda güzel şeyler söylemeye başladılar. Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

«−Ben onu sizden daha iyi tanırım!» buyurdu.

Ben de bunun üzerine:

«−Doğru söyledin, anam-babam Sana fedâ olsun! Sen benim ortağımdın, hem de ne iyi bir ortak. Ne karşı koyardın ne de münâkaşa ederdin!» dedim.” (Ebû Dâvud, Edeb, 17/4836; İbn-i Mâce, Ticârât, 63)

Abdullah bin Ebi’l-Hamsâ -radıyallâhu anh- şöyle anlatır:

“Peygamberliğinden önce Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ile bir alışveriş yapmıştım. Kendisine borçlandım, biraz beklerse hemen getireceğimi vaad ederek oradan ayrıldım. Fakat verdiğim sözü unutmuşum. Üç gün sonra hatırlayıp sözleştiğimiz yere geldiğimde, onu aynı yerde beklerken buldum. Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, yaptığım hatâ karşısında beni azarlamadı bile. Sadece:

«−Ey delikanlı! Bana zahmet verdin, üç gündür burada seni bekliyorum.» buyurdu.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 82/4996)

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- gençliğinden itibaren hep garip ve çaresizlerin yanında oldu. Mekke’ye gelip mallarını satan, ancak karşılığını alamayan bir garip tüccarın imdâdına yetişmişti. Bunun üzerine amcalarıyla birlikte Hılfü’l-Fudûl cemiyetini kurup ömrü boyunca mazlumların sığınağı olmuştur.[4] Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, bu cemiyet hakkında daha sonra şöyle buyurmuştur:

“Abdullah bin Cüd’ân’ın evinde amcalarımla birlikte, Hılfü’l-Fudûl’de ben de vardım. O meclisten o kadar memnun oldum ki, ona karşılık olarak bana kızıl develer (yani en kıymetli dünya malları) verilse, o kadar sevinmezdim. O antlaşmaya şimdi de çağrılsam, yine icâbet ede­rim.” (İbn-i Kesîr, el-Bidâye, II, 295)

Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, âilesine, akrabalarına ve diğer insanlara karşı son derece nâzik ve vefâkâr davranırdı. Her zaman akıllıca ve firâsetle hareket ederdi.

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- gençliğinde kâinâta ve hâdiselere ibretle bakmayı ve derin derin tefekkür etmeyi severdi. Bunun için zaman zaman yalnız kalır ve tefekküre dalardı.

Velhâsıl O -sallâllâhu aleyhi ve sellem- gençliğini dolu dolu yaşamış, bu en kıymetli devreyi iyilik ve hayırlarla geçirmiştir.

Dipnotlar:

[1] İbn-i Hişâm, I, 191; İbn-i Sa’d, I, 121.

[2] İbn-i İshâk, Sîret, s. 53; Ebû Nuaym, Delâil, I, 168; Diyarbekrî, Târîhu’l-Hamîs, I, 260.

[3] Hâkim, III, 200/4834; Halebî, İnsânu’l-Uyûn, I, 221, Aynî, Umde, X, 104; Diyarbekrî, I, 262.

[4] İbn-i Kesîr, el-Bidâye, II, 295-296; İbn-i Sa’d, I, 128-129.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Genç Dergisi, Yıl: 2021 Ay: Eylül Sayı: 180

İslam ve İhsan

HZ. MUHAMMED (S.A.V.) KİMDİR?

Hz. Muhammed (s.a.v.) Kimdir?

PEYGAMBERİMİZİN GENÇLİĞE VERDİĞİ ÖNEM

Peygamberimizin Gençliğe Verdiği Önem

PEYGAMBERİMİZİN GENÇLERE VERDİĞİ VAZİFELER

Peygamberimizin Gençlere Verdiği Vazifeler

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.