Peygamber Efendimiz’in İnfâkı Nasıldı?
Allah Rasûlü’nün infâkı nasıldı? Peygamber Efendimiz’in müezzini Bilâl-i Habeşî (r.a.) anlatıyor…
Tâbiînin büyüklerinden Abdullâh el-Herevî, Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in cömertlik vasfını biliyordu. Ancak daha yakından öğrenmek istiyordu.
PEYGAMBERİMİZİN İNFAKI NASILDI?
Bir gün Halep’te, Peygamber Efendimiz’in müezzini Bilâl-i Habeşî -radıyallâhu anh-’a rastladı. Eline bulunmaz bir fırsat geçmişti. Hemen Peygamber Efendimiz’i sormaya başladı:
“–Ey Bilâl! Allah Rasûlü’nün infâkı nasıldı, bana anlat!”
Hazret-i Bilâl şöyle anlattı:
“–Allâh tarafından Peygamber olarak gönderildiği günden vefâtına kadar Rasûlullâh’ın pek çok işine, O’nun nâmına ben baktım. Meselâ kendisine bir müslüman geldiğinde, onun fakir olduğunu görürse bana emir verirdi, gider borç alır o kimseye giyecek ve yiyecek alırdım. Bir gün bir müşrik karşıma çıktı ve:
«–Ey Bilâl! Ben zengin bir adamım, imkânım var. Bundan böyle başkalarından borç isteme, gel benden borç al!» dedi. Ben de öyle yaptım. Bir gün abdest almış ezan okumaya hazırlanıyordum ki, baktım o müşrik, bir grup tâcirle karşıdan geliyor. Beni görünce; «Ey Habeşî!» diye seslendi. «Ne var?» dedim. Adam bana surat ekşitti, sert sert baktı, bâzı ağır lâflar söyledi ve:
«–Ay başına ne kadar var?» diye sordu. Ben de «Yakın.» dedim. O:
«–Sâdece dört gece var. O gün gelince sendeki alacaklarımı tahsil edeceğim. Ben o paraları senin ve adamının hatırı için vermedim. Benim kölem olasın diye verdim. Eskiden olduğu gibi yine koyunlarımı otlatacaksın!» dedi.
Bu lâfları duyunca tabiî olarak çok üzüldüm. Gittim ezan okudum. Yatsı namazını kılınca Allah Rasûlü âilesinin yanına döndü. Ben, Allah Rasûlü ile görüşmek için izin istedim. İzin verdi. İçeri girdim ve:
«–Yâ Rasûlâllah! Anam, babam Sana kurban olsun. Kendisinden borç alageldiğim o müşrik var ya, o şöyle şöyle dedi. Ne Sen’in ne de benim ödeme imkânımız var. Beni rezil edecek. Bana izin ver de İslâm’a yeni giren şu kabîlelerden birine sığınayım. Allah Teâlâ, Peygamberi’ne rızık vererek benim yerime borçlarımı ödeyinceye kadar onların yanında kalayım.» dedim.
Rasûlullâh’ın müsâadesi üzerine çıktım, evime geldim. Kılıcımı, süngümü, mızrağımı ve ayakkabılarımı başımın altına koydum. Yüzümü ufka doğru çevirerek uzandım. Huzursuzdum, ikide bir uyanıyordum. Gece iyice bastırınca ancak uyuyabildim. Sabah erkenden uyandım. Hareket etmek üzere hazırlanırken dışarıdan birinin:
«–Bilâl! Rasûlullâh seni çağırıyor!» diye seslendiğini duydum. Yürüdüm. Allâh’ın elçisinin kapısına vardığımda bir de baktım ki, sırtlarında yükleriyle dört deve! İzin isteyip içeri girdim. Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:
«–Bilâl müjde! Allah Teâlâ borcunu ödemen için bana mal gönderdi.» buyurdu. Ben Allâh’a hamd ettim. Rasûl-i Ekrem:
«–Kapının önündeki dört deveyi görmedin mi?» diye sordu. «Gördüm.» dedim.
«–Onlar, üzerlerindeki yüklerle birlikte senin. Fedek Beyi göndermiş. Al, götür borçlarını öde.» buyurdu. Allah Rasûlü’nün dediklerini yaptım. Yükleri indirdim, develere yem verdim ve sabah ezanını okumaya gittim. Rasûlullâh namazı kıldırınca Bakî Kabristanı’na çıktım, parmaklarımı kulaklarıma koydum ve:
«–Kimin Rasûlullâh’tan alacağı varsa gelsin!» diye bağırdım. Eşyâları satmak, nakit paraya çevirmek, borç yerine saymak gibi yollarla Peygamber Efendimiz’in tüm borçlarını ödedim. Öyle ki, Allah Rasûlü’nün yeryüzünde kimseye borcu kalmamıştı. Bir miktar da para arttı. Akşama doğru mescide gittim. Baktım ki Habîb-i Ekrem Efendimiz mescidde tek başına oturuyor. Selâm verdim. Bana:
«–Ne oldu, ne yaptın?» diye sordu.
«–Allah Teâlâ, Peygamberi’nin bütün borçlarını ödedi, hiç borcu kalmadı.» dedim.
«–Peki bir şey arttı mı?» diye sordu.
«–Evet, iki dinar arttı.» dedim.
«–Haydi beni o iki dinardan da kurtar. Onları da infâk et, zîrâ o iki dinarı elden çıkararak beni rahata kavuşturmadıkça âilemin yanına gitmeyeceğim!» buyurdu.
Fakat o iki dinarı verebileceğim hiç kimse gelmediğinden, Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- uzun müddet mescidde bekledi. Nihâyet akşama doğru iki süvâri geldi. Onları alıp pazara götürdüm. O iki dinarla kendilerine giyecek ve yiyecek aldım. Efendimiz yatsıyı kıldırınca beni çağırdı ve:
«–Yanındakiler ne oldu?» diye sordu.
«–Allâh Sen’i huzûra kavuşturdu.» dedim.
Bu cevâbım üzerine Rasûlullâh tekbir getirdi. O iki dinar uhdesindeyken ölme korkusundan kurtulduğu için Allâh’a hamd etti. Sonra kalktı. Ben de peşinden gittim. Bütün âile efrâdına tek tek uğrayıp selâm verdi. Müteâkıben, gece kalacağı odasına girdi.
Ey Abdullâh, işte sorunun cevâbı!” (Ebû Dâvûd, Harâc, 33-35/3055; İbn-i Hibbân, Sahîh, XIV, 262-264)
Peygamber Efendimiz, borç alarak infâk edecek kadar cömertti!.. Acabâ ümmeti olarak bizler, O’nun bu cömertliğine ne kadar yaklaşabiliyoruz?
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Faziletler Medeniyeti 1, Erkam Yayınları










YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!