Peygamber Efendimiz’e Salâtü Selâm Getirip Duâ Etmenin Sevâbı

Abdullah Sert Hocaefendi, Şifâ-i Şerif’ten, Resûl-i Ekrem’e (s.a.v.) salât ü selâm getirmenin bereket ve faziletini anlatan bölümü okuyor.

RESÛL-İ EKREM’E SALÂTÜ SELÂM GETİRİP DUÂ ETMENİN SEVÂP VE FAZİLETİ

Abdullah ibni Amr ibni’l-Âs radıyallahu anhümâ Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemi şöyle buyururken dinlediğini söylemiştir:

“Ezân okunduğunu işittiğiniz zaman, müezzinin söylediklerini aynen siz de söyleyin ve bana salavât getirin. Çünkü bir kimse bana bir defa salavât getirirse, buna karşılık Allah ona on defa salât eder. Daha sonra benim için Allah’tan Vesîle’yi isteyin. Çünkü Vesîle, Cennet’te Allah’ın kullarından bir tek kuluna lâyık olan bir makamdır. O kulun ben olacağımı umuyorum. Allah’tan benim için Vesîle’yi isteyen kimseye şefâatim vacip olur.” (Müslim, Salât 11, nr. 384; Ebû Dâvud, Salât 36, nr. 523; Tirmizî, Menâkıb 1, nr. 3614; Nesâî, Ezân 37, nr. 677.)

Bu bahsin son tarafında, ezândan sonra okunacak duâyı bildiren hadîsi şerîf Câbir ibni Abdillah radıyallahu anhümânın rivâyetiyle gelecek ve orada ezân duâsının metni verilecektir (bk. II, 452).

Salavâtın Mü’mine Neler Kazandırdığı

Enes ibni Mâlik radıyallahu anhdan rivâyet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Kim bana bir defa salavât getirirse, buna karşılık Allah ona on defa rahmet eder, onun on günahını bağışlar ve mânevî mertebesini on derece yükseltir.” (Nesâî, Sehv 55, nr. 1296; Ahmed ibni Hanbel, Müsned, III, 102.)

Hadisin son kısmındaki “Mânevî mertebesini on derece yükseltir” ifâdesi, o kulun Cennet’teki mertebesinin on kat daha arttırıldığını, diğer bir ifâdeye Allah Teâlâ’ya on derece daha yaklaştırıldığını dile getirmektedir.

Bir başka rivâyete göre Resûl-i Ekrem Efendimiz “Allah ona on sevâp yazar” buyurmuştur. (Ahmed ibni Hanbel, Müsned, II, 262.)

Bu hadiste, Peygamber Efendimiz’e bir salâtü selâm getirene, sevapları yazan meleklerin değil de, bizzat Allah Teâlâ’nın on iyilik yazacak olması, salâtü selâmın diğer iyiliklerden daha değerli bir ibâdet olduğunu göstermektedir. (Hafâcî, Nesîmü’r-riyâz (Atâ), V, 63)

Enes ibni Mâlik radıyallahu anhın rivâyet ettiği bir başka hadise göre Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Cebrâil bana seslenerek dedi ki: Ümmetinden sana bir salâtü selâm getirene, Allah Teâlâ on defa rahmet eder ve hakettiği makamını on derece daha yükseltir.”

Hadisin tamamı şöyledir: Enes ibni Mâlik’in rivâyet ettiğine göre bir gün Resûli Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem tabiî ihtiyacını gidermek için dışarı çıkmıştı. Hz. Ömer elindeki testi ile onu takip etmeye başladı. Yanında başka kimse yoktu. Resûli Ekrem’i secdeye kapanmış vaziyette görünce, geri çekildi. Allah’ın Elçisi başını secdeden kaldırınca ona: “Ömer! Yanıma yaklaşmamakla iyi ettin. Cebrâil yanıma gelerek bana şöyle dedi:

Ümmetinden sana bir salâtü selâm getirene, Allah Teâlâ on defa rahmet eder ve hakettiği makamını on derece daha yükseltir.” (Bezzâr, Müsned (Âdil ibni Sa’d), XII, 353, nr. 6250; Heysemî, Mecma‘u’z-zevâid, X, 160-161.)

Cennet ile müjdelenen on kişiden biri olan Abdurrahman ibni Avf’ın rivâyet ettiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Cebrâil ile karşılaştığımda bana şunu söyledi: Sana müjdeler olsun! Allah Teâlâ, sana selâm eden kimseye selâm edeceğini, sana salât edene rahmet edeceğini bildirdi.”

Bazı kaynaklarda hadisin sebebi vürûdu da zikredilmektedir. Buna göre Abdurrahmân ibni Avf şöyle demiştir: “Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin ashâbından dördümüz veya beşimiz, bize bir ihtiyacı olabilir diye, gece-gündüz nöbetleşe onun yanında kalırdık. Bir gün Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin yanına geldiğimde evinden çıktı, ben de arkasından yürümeye başladım. Medine’nin harem bölgesindeki hurma bahçelerinden birine girdi, namaza durdu ve secdeye vardı. Secdede o kadar çok kaldı ki, vefât ettiğini düşünerek korktum. Yanına gelip ona bakmaya başladım. Başını kaldırdı ve bana: “Hayrola Abdurrahmân, bu ne hâl?” buyurdu. Ben de içimden geçenleri anlatarak: “Bir daha seni göremeyeceğimi sandım” dedim. O zaman şöyle buyurdu: Cebrâil bana dedi ki: ‘Sana müjdeler olsun! Allah Teâlâ sana şöyle buyuruyor: Ümmetinden kim sana salât ederse, ona rahmet ederim; kim sana selâm ederse ona selâm ederim.’ Ben de ümmetime ihsân ettiği bu lütuf dolayısıyla Rabbime şükran secdesine kapandım.” (Ahmed ibni Hanbel, Müsned, I, 191; Ebû Ya‘lâ el-Mevsılî, Müsned (Esed), II, 158, 164-165, nr. 847, 858.)

Bu hadisin bir benzerini Ebû Hüreyre,  Medineli tâbiî Mâlik ibni Evs ibni Hadesân (v. 92/710) ve yine tâbiînden olan Ubeydullah ibni Ebî Talha da rivâyet etmiştir.

Bir Salavât Cümlesi

Tebe-i tâbiîn neslinden Zeyd ibni’l-Hubâb (v. 203/817) , Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellemin şöyle söylediğini rivâyet etmiştir:

“Bir kimse bana salât ederek: (Allahım! Sen Muhammed’e salât eyle ve kıyâmet gününde onu Sana en yakın yere al) dese, ona mutlaka şefâat ederim.”

Bu hadisin isnâdında, muhtemelen müstensihler tarafın dan bir hatâ yapıldığı görülmektedir. Şifâ-i Şerîf’te, hadisin râvisi Zeyd ibni’lHubâb ’ın: “Peygamber Efendimiz’i şöyle buyururken dinledim” dediği kaydedilmektedir. Hâlbuki Zeyd ibni’l Hubâb ne sahâbî ne de tâbiîdir. O, dokuzuncu nesilden, yani etbâuttâbiînin en küçüklerinden biridir. (İbni Hacer el-Askalânî, Takrîbü’t-Tehzîb, I, 273.) Bu hadis, ashâbı kirâmdan Ruveyfi’ bin Sâbit el-Ensârî tarafından rivâyet edilmiştir. Şifâ-i Şerîf nüshalarında, her nasılsa Ruveyfi’ bin Sâbit el-Ensârî ile Zeyd ibni’l Hubâb arasındaki râviler atlanmıştır. (Aliyyü’l-Kãrî, Şerhu’ş-Şifâ, II, 136; Hafâcî, Nesîmü’r-riyâz (Atâ), V, 65.)

Abdullah ibni Mes’ûd radıyallahu anhın rivâyetine göre Resûl-i Ek rem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Kıyâmet günü bana en yakın mesafede bulunacak kimseler, bana en çok salâtü selâm getirenler olacaktır.” (Tirmizî, Vitir 21, nr. 484; İbni Ebî Şeybe, el-Musannef (Hût), VI, 325, nr. 31787.)

“Bana en yakın mesafede bulunacak kimseler” ifâdesi, şefâatime ve ilgime en lâyık olacak kimseler anlamındadır.

Ebû Hüreyre radıyallahu anhın rivâyet ettiğine göre Fahr-i Cihân Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Bir kimse yazdığı kitapta (mektupta) bana salâtü selâm ederse, ismim o kitapta (mektupta) bulunduğu sürece, melekler Cenâb-ı Hak’tan onu yazanın bağışlanmasını niyâz ederler.” (Taberânî, el-Mu‘cemü’l-evsat (İvezullah), II, 232, nr. 1835; Heysemî, Mecma‘u’l-bahreyn (Abdülkuddûs), I, 220, nr. 234.)

Âmir ibni Rebîa (v. 35/656) Peygamber Efendimiz’i şöyle buyururken dinlediğini söylemiştir:

“Bir kimse bana salâtü selâm getirdiği sürece, melekler Cenâb-ı Hak’tan onun bağışlanmasını niyâz ederler. Artık az mı çok mu salâtü selâm getireceği onun bileceği iştir.” (İbni Mâce, İkâme 26, nr. 907; Ahmed ibni Hanbel, Müsned, III, 445)

Kaynak: Kadı İyaz, Şifa-i Şerif

İslam ve İhsan

ZİKRULLAH VE SALAVAT İLE İLGİLİ ÖRNEKLER

Zikrullah ve Salavat İle İlgili Örnekler

SALAVAT GETİRMENİN FAZİLETLERİ

Salavat Getirmenin Faziletleri

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle