Peygamber Efendimiz'den Önceki Dinlere "İslam" İnananlara Da "Müslüman" Denilmesinin Sebebi Nedir?

Peygamber Efendimiz'den önceki dinlere "İslam" inananlara da "Müslüman" denilmesinin sebebi nedir?

“Şüphesiz Allah katında din İslâm’dır.” (Âl-i İmrân, 3/19) ayet-i kerimesi, Allah katında tek dinin İslâm olduğunu bildirmektedir. Âdem Aleyhisselâm’dan, Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’e kadar gelen tek bir din vardır; o da İslâm dinidir. Yani Allah’a teslim olma, Allah’ın emirlerini yerine getirme ve Allah’ın bizlere tavsiyelerini uygulama dinidir. Peygamberler, Allah’ın bize göndermiş olduğu elçilerdir. Âdem Aleyhisselâm’dan son Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem’e kadar bütün peygamberler bu vazifeyi icra etmişlerdir. Yani Allah’a teslim olmayı, Allah’ın dinine uymayı bütün insanlığa öğretmişlerdir.

Şimdi kardeşimizin “Bana göre, bildiğim kadarıyla...” şeklinde ifade ettiği meseleye gelince; Musa Aleyhisselâm’a tâbi olanlara Musevî, İsa Aleyhisselâm’a tâbi olanlara Hristiyan veya Nasrânî, Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’e tâbi olanlara da Muhammedî denilmesi, bu peygamberlere nispetledir. Nitekim Kur'an-ı Kerim, İsa Aleyhisselâm’a tâbi olanları Nasârâ, Musa Aleyhisselâm’a tâbi olanları da Yahudiler olarak tanımlamaktadır. Ancak bütün peygamberlerin getirmiş olduğu din, Allah katında tek din olan İslâm dinidir. Yani Allah’a teslim olma dinidir.

Nitekim bir başka ayet-i kerimede, “Allah, sizi bundan önce de, bunda da Müslümanlar diye isimlendirdi.” (el-Hac, 22/78) buyurulmaktadır. Buna göre Allah’a iman etmiş olan bütün kimselerin ortak vasfı, ortak adı Müslüman kimliğidir. Bunun yanında, peygamberleriyle tanımlanmaları, kendi dönemlerinde şeriat sahibi olan peygamberlerin adıyla anılmaları da söz konusu olmuştur. Bu durum genel adlandırmaya mani değildir.

Kıyamete Kadar Devam Edecek Olan, Âdem Aleyhisselâm’dan Beri Gelen Dinin Adı İslâm Dinidir

Dolayısıyla kıyamete kadar devam edecek olan, Âdem Aleyhisselâm’dan beri gelen dinin adı İslâm dinidir. Bu dine mensup olana da Müslüman denilmektedir. Bunun yanında Muhammedî olarak anılmamızın da bu hakikate mani bir tarafı yoktur. Biz, Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in ümmetiyiz. İsa Aleyhisselâm zamanında Müslüman olanlara Nasrânî denilmesinin de, Musa Aleyhisselâm zamanında Yahudi denilmesinin de kendi dönemleri açısından bir sakıncası yoktur.

Üst kimlik Müslüman kimliğidir, din ise İslâm dinidir. Dönem dönem bu İslâm’ı temsil eden peygamberler farklı olmuştur. İslâm’ın ana ruhu, yani akâidi olduğu gibi devam etmiştir. Ancak her peygambere verilen hukuk sistemi, yani şeriat, farklılık arz edebilmiştir. Kendi döneminin şartlarının gerektirdiği meseleler, o günün peygamberine Cenâb-ı Allah tarafından vahyedilmiştir.

Dolayısıyla Âdem Aleyhisselâm’ın uyguladığı şeriat ile Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm’a verilen şeriat arasında bazı farklılıklar bulunabilmektedir. Ancak inanç sistemi, yani Allah’a, peygamberlerine, kitaplarına, meleklerine, kadere ve ahirete iman gibi akâid esasları değişmeden devam etmektedir.

Binaenaleyh burada kardeşimizin eksik bildiği bir husus vardır; bunu düzeltmesi gerekir. Çünkü her peygamber, “Ben kendimi Allah’a teslim ettim.” demiştir. (el-Bakara, 2/131) Müslümanlık, teslim olmak demektir. İslâm’ı, yani Allah’ın dinini kabul etmek demektir. Bu anlamıyla Âdem Aleyhisselâm da Müslümandır. Son Peygamber’in ümmeti olarak bizler de Müslümanız.

Aradaki bütün hak dinlerin mensupları da aslında İslâm dininin temsilcileriydi. Bu yönüyle hepsi Allah’a teslimiyet çizgisindeydi. Cenâb-ı Allah Müslümanlığımızı kabul eylesin inşallah.

Yahudilik ve Hristiyanlık Ne Zamana Kadar Hak Dindi

Belki son zamanlarda Filistin ve Gazze’de yaşanan zulümler sebebiyle, Yahudiliğin ve Hristiyanlığın ne zamana kadar hak din olduğu meselesini de açıklamak gerekir.

Şimdi, ister Yahudilik olsun ister Hristiyanlık olsun, bunlar kendi dönemlerinde İslâm’ı temsil eden hak dinlerdi. Ancak Yahudilik, İsa Aleyhisselâm’ın peygamber olarak gönderilmesiyle hükmünü tamamlamıştır. İsa Aleyhisselâm’ın getirdiği sistem de, son Peygamber olan Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem’in gelişiyle tamamlanmıştır.

Dolayısıyla bütün peygamberlerin temsil ettiği İslâm dini, dönem dönem yenilenerek gelmiştir ve son şeklini Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem ile bulmuştur. Nitekim Cenâb-ı Allah, “Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı seçtim.” (el-Mâide, 5/3) buyurmaktadır.

Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm da bir hadis-i şeriflerinde, peygamberlerin bir binayı tamamlayan tuğlalar gibi olduğunu, kendisinin de o binanın son tuğlası olduğunu ifade buyurmuştur. (Sahih-i Buhari; Sahih-i Müslim)

Bugün Yahudilerin problemi, Allah’ın Yahudilikten sonra gönderdiği İsa Aleyhisselâm’ı ve son peygamber olarak gönderdiği Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem’i kabul etmemeleridir. Hristiyanların problemi de son peygamber olan Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem’i kabul etmemeleridir.

Fakat Müslümanlar elhamdülillah, Allah’ın gönderdiği bütün peygamberleri peygamber olarak kabul ettikleri için bu konuda herhangi bir eksiklikleri söz konusu değildir.

İsa Aleyhisselâm da kıyamet alametlerinden biri olarak kıyamete yakın yeryüzüne inecek, geldiğinde Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem’in dinine tâbi olacak, kalan ömrünü bu şekilde tamamlayacak ve ardından vefat edecektir.

Dolayısıyla bugün İslâm’dan, yani Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm’a gelen dinden başka herhangi bir din ile bir kimsenin ahireti ve cenneti kazanması mümkün değildir. Çünkü bugün kıyamete kadar geçerli olan hak din İslâm’dır ve onun temsilcileri de Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem’e tâbi olan Müslümanlardır.

İslam ve İhsan

İSLAM NEDİR?

İslam Nedir?

İSLAM NEDİR? İSLAM TARİHİ KISACA BİLGİ

İslam Nedir? İslam Tarihi Kısaca Bilgi

MÜSLÜMAN KİMDİR?

Müslüman Kimdir?

MÜMİN KİME DENİR? MÜMİNİN ÖZELLİKLERİ NELERDİR VE ANLAMI NEDİR?

Mümin Kime Denir? Müminin Özellikleri Nelerdir ve Anlamı Nedir?

PEYGAMBERİMİZE GÖRE MÜSLÜMAN KİMDİR?

Peygamberimize Göre Müslüman Kimdir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.