Peygamber Efendimiz Miraç Gecesi Neler Yaşadı?

Miraç gece neler oldu? Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Miraç gecesinde neler yaşamıştır? Miraç gecesi yaşananlar ve Peygamberimizin (s.a.v.) gördükleri.

Allah Rasûlü’nün Mekke’den Kudüs’e götürülüşüne İsrâ (gece yürütme, götürme), oradan semalara yükseltilmesine de Mîraç denir.

MİRAÇ GECESİ YAŞANANLAR

Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) şöyle buyururlar:

“−Ben Kâbe’nin Hatîm kısmında uyku ile uyanıklık arasında idim... Yanıma merkepten büyük, katırdan küçük beyaz bir hayvan getirildi. Bu Burak’tı. Ön ayağını gözünün gördüğü en son noktaya koyarak yol alıyordu. Ben onun üzerine bindirilmiştim. Böylece Cibrîl (a.s) beni götürdü. Dünya semâsına kadar geldik. Kapının açılmasını istedi. Kendisine:

«−Gelen kim?» diye sordular.

«−Cibrîl!» dedi.

«−Beraberindeki kim?» denildi.

«−Muhammed (a.s)» dedi.

«−Ona Mîrâc dâveti gönderildi mi?» denildi.

«−Evet!» dedi.

«−Hoş gelmişler! Bu geliş ne iyi geliştir!» denildi ve kapı açıldı.

Kapıdan geçince, orada Hz. Âdem’ı gördüm.

«−Bu babanız Âdem’dir! O’na selâm ver!» denildi.

Ben de selâm verdim. Selâmıma mukâbele etti. Sonra bana:

«−Sâlih evlât hoş geldin, sâlih peygamber hoş geldin!” dedi.

Sonra Cebrâîl (a.s) beni yükseltti ve ikinci semâya geldik. Burada Hz. Yahyâ ve Îsâ (a.s) ile karşılaştım. Onlar teyzeoğullarıydı.

Sonra Cebrâîl beni üçüncü semâya çıkardı ve orada Yûsuf (a.s) ile karşılaştık. Dördüncü kat semâda İdrîs (a.s) ile, beşinci kat semâda Hârûn (a.s) ile, altıncı kat semâda ise Mûsâ (a.s) ile karşılaştık. O bana:

«−Sâlih kardeş hoş geldin, sâlih peygamber hoş geldin!» dedi.

Ben kendisini geçip daha yükseklere ulaşınca, ağlamaya başladı. Ona:

«–Niye ağlıyorsun?» denildi. O da:

«−Benden sonra bir delikanlı peygamber oldu, O’nun ümmetinden Cennet’e girecek olanlar, benim ümmetimden Cennet’e girecek olanlardan daha fazla!» dedi.[1]

Sonra Cebrâîl beni yedinci semâya çıkardı ve İbrâhîm (a.s) ile karşılaştık.

Cebrâîl (a.s):

«−Bu, baban İbrâhîm’dir; ona selâm ver!» dedi.

Ben selâm verdim; O da selâmıma mukâbele etti. Sonra:

«−Sâlih oğlum hoş geldin, sâlih peygamber hoş geldin!» dedi.

Daha sonra bana:

«−Yâ Muhammed! Ümmetine benden selâm söyle ve onlara Cennet’in toprağının çok güzel, suyunun çok tatlı, arazisinin son derece geniş ve dümdüz olduğunu bildir. Söyle de Cennet’e çok ağaç diksinler. Cennetin ağaçları “Sübhânallahi ve’l-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illâllâhu vallâhu ekber!” demekten ibârettir» dedi.

(“Sonra (Cibrîl aleyhi’s-selâm) beni yukarıya götüre götüre nihâyet (kazâ ve takdiri yazan) kalemlerin cızırtılarını duyacak yüksek bir yere çıktım!” (Buhârî, Salât, 1))

Sonra Sidretü’l-Müntehâ’ya çıkarıldım. Bunun meyveleri (Yemen’in) Hecer testileri gibi iri idi, yaprakları da fil kulakları gibiydi.

Cebrâîl (a.s) bana:

«−İşte bu, Sidretü’l-Müntehâ’dır!» dedi.”

Burada dört nehir vardı: İkisi bâtınî, ikisi de zâhirî nehir.

«–Bunlar nedir, ey Cibrîl?» diye sordum.

Cebrâîl (a.s):

«–Şu iki bâtınî nehir, Cennet’in iki nehridir. Zâhirî olanların biri Nil, diğeri de Fırat’tır!»[2] dedi...”[3]

Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz Mirac’ın devamını şöyle anlattılar:

“…Sonra bana el-Beytü’l-Ma’mur yükseltildi. Daha sonra bana bir kapta şarap, bir kapta süt, bir kapta da bal getirildi. Ben sütü aldım. Cebrail (a.s):

«Bu aldığın, fıtrata uygun olandır, sen ve ümmetin bu fıtrat (yaratılış) üzerindesiniz!» dedi.

Sonra bana, günde elli vakit namaz farz kılındı. Oradan geri döndüm. Hz. Musa’ya uğradım. Bana:

«–Ne ile emrolundun?» dedi.

«–Bir gece ve gündüzde elli vakit namazla!» dedim.

«–Ümmetin, her gün elli vakit namaza muktedir olamaz. Vallahi ben, senden önce insanları tecrübe ettim. İsrailoğulları’na muamelelerin en şiddetlisini uyguladım (muvaffak olamadım). Sen çabuk Rabbine dön, ümmetine namazları hafifletmesini talep et!» dedi. Ben de hemen döndüm (hafifletme istedim, Rabbim) benden on vakit namaz indirdi. Hz. Musa’ya tekrar uğradım. Yine:

«–Ne ile emrolundun?» dedi.

«–Benden on vakit namazı kaldırdı!» dedim.

«–Rabbine dön! Ümmetin için daha da azaltmasını iste!» dedi. Ben döndüm. Rabbim benden on vakit daha kaldırdı. Dönüşte yine Hz. Musa’ya uğradım. Aynı şeyi söyledi. Ben, beş vakitle emrolunmama kadar bu şekilde Musa (a.s) ile Rabbim arasında gidip gelmeye devam ettim. Bu sonuncu defa da Hz. Musa’ya uğradım. Yine:

«–Ne ile emredildin?» dedi.

«–Her gün beş vakit namazla!» dedim.

«–Senin ümmetin her gün beş vakit namaza da tâkat getiremez. Rabbine dön, hafifletme talep et!» dedi.

«–Rabbimden çok istedim. Artık utanıyorum, daha da hafifletmesini isteyemem! Ben beş vakte razıyım. Allah’ın emrine teslim oluyorum!» dedim. Hz. Musa’yı geçer geçmez bir münadi (Allah adına) nida etti:

«–Farzımı kesinleştirdim ve kullarıma hafiflettim!».”

Bir rivayette şu ziyade vardır: “Namazlar (günde) beştir fakat onlara elli vakit sevabı verilecektir. Artık katımda hüküm değişmez!”[4]

Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuşlardır:

“Allah (c.c) buyurdu ki: «Senin ümmetine beş vakit namazı farz kıldım ve “Kim bunu vaktinde kılmaya devam ederse onu Cennet’e koyacağım” diye katımda ahidde bulundum. Kim de bunu vaktinde kılmaya devam etmezse katımda onun için hiçbir ahid yoktur».” (İbn-i Mâce, İkâmetü’s-Salâh, 194/1403)

Şehzâde Cem Sultan Mîrâc’ı şöyle tarif eder:

Gelmez lisân ü kâle vü sığmaz beyâna hiç,

Miraç gecesindeki hâli Muhammed’in!

Dipnotlar:

[1] Hz. Mûsâ’nın ağlaması hasetten kaynaklanan bir durum değildir. Elde edemediği bir kemâl hâline hüzünlenmesi sebebiyledir. [2] Bir görüşe göre Nil ve Fırat nehirlerinin Rasûlullâh (s.a.v) tarafından Miraç’ta müşâhede edilmesinin mânâsı şudur: İslâm’ın nûru yeryüzüne yayılacak; İslâm, Nil ve Fırat havzasındaki bereketli topraklara hâkim olacak, o bölgeler İranlıların ateşperestliğinden ve Bizans’ın teslis inancından kurtulacaktır. Bu vâdinin ahâlîsi nesiller boyu tevhîdin sancaktarlığını yaparak İslâm’a hizmet edecektir. [3] Buhârî, Bed’ü’l-Halk, 6; Enbiyâ, 22, 43; Menâkıbu’l-Ensâr, 42; Müslim, Îman, 264; Tirmizî, Tefsîr 94, Deavât 58; Nesâî, Salât, 1; Ahmed, V, 418. [4] Buhârî, Bed’ü’l-Halk 6, Enbiya 22, 43, Menâkıbu’l-Ensâr 42, Salât, 1; Müslim, İman 264; Tirmizi, Tefsir, İnşirah, (3343); Nesâî, Salât 1.

Kaynak: Dr. Murat Kaya, Mescid-i Haram’dan 111 Hatıra, Erkam Yayınları

İSRA VE MİRAÇ OLAYI NEDİR?

İsra ve Miraç Olayı Nedir?

İSRA VE MİRAÇ MUCİZESİ NEDİR?

İsra ve Miraç Mucizesi Nedir?

İSRA VE MİRAÇ MESELESİ İLE İLGİLİ AYET VE HADİSLER

İsra ve Miraç Meselesi İle İlgili Ayet ve Hadisler

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.