Peygamber Efendimiz ile İlgili Hadisler

Peygamber (s.a.v.) Efendimiz ile ilgili hadisler nelerdir? Peygamberimiz (s.a.v.) hakkındaki bazı hadisler.

Peygamberimiz (s.a.v.) ile ilgili hadis-i şerifler...

PEYGAMBERİMİZ HAKKINDA HADİSLER

Hz. Hüseyin (r.a.) anlatıyor:

“Babama (Hz. Ali’ye) Resûlullah’ın dost ve arkadaşlarıyla olan münasebetlerini sordum. O da şöyle cevap verdi: ‘Resûlullah her zaman güler yüzlü, yumuşak huylu ve nazikti. Asla kötü huylu, katı kalpli, bağırıp çağıran, çirkin sözlü, kusur bulan ve cimri bir kimse değildi. Hoşlanmadığı şeyleri görmezlikten gelir, kendisinden beklentisi olan kimseleri hayal kırıklığına uğratmaz ve onların isteklerini boşa çıkarmazdı...’” (Tirmizî, Şemâil, 160)

***

Hizâm b. Hişâm b. Hubeyş b. Hâlid b. Huleyd b. Rebîa elHuzâî’nin (r.a.), babası aracılığıyla dedesinden naklettiğine göre, adı Âtike bnt. Hâlid el-Huzâiyye (r.a.) olan dedesinin kız kardeşi Ümmü Ma’bed (r.a.) şöyle anlatmaktadır:

“... (Eşim Ebû Ma’bed) ‘Bana onu (Resûlullah’ı) tasvir et.’ dedi. Ben de, ‘Elbette.’ dedim. ‘O, tertemiz görünümlü ve latîf birisiydi; yüzü aydınlıktı. Vücut yapısı güzeldi. Güler yüzlüydü. Ne şişman, ne de zayıftı. Çok uzun boylu ve siyah tenli değildi. Beyaz tenliydi. Güzel ve ahenkli bir görünüme sahipti. Ağırbaşlıydı. Gözlerinin siyahı ve beyazı belirgindi. Kirpikleri uzundu...’” (Ebû Bekir eş-Şeybânî, el-Âhâd ve’l-mesânî, V, 629-631)

***

Abdullah b. Abbâs (r.a.), Resûlullah’ın (s.a.v.) üvey oğlu olan Hind Ebû Hâle et-Temîmî’ye (r.a.), “Resûlullah’ı bize tasvir et, zira muhtemelen aramızda onu en iyi bilen sensin.” deyince Hind, “Anam babam ona feda olsun!” dedikten sonra sözlerine şöyle devam etti: “Resûlullah, genelde sessizdi; daima düşünceli ve hüzünlüydü. Az ve öz konuşurdu. Uzatmazdı, kısa da kesmezdi. Konuştuklarını (gerektiğinde) tekrarlardı. Öğüt verdiğinde ciddi dururdu, kederlenirdi. Kendisine karşı çıkıldığında yüz çevirir giderdi, ashâbıyla konuşarak rahatlardı. Nimet az bile olsa ona saygı gösterirdi. Hiçbir yiyeceği kötümsemezdi. Tebessüm ederek güler ve güldüğünde (bembeyaz dişleri) dolu tanesi gibi (gözükürdü).” (Ebû Bekir eş-Şeybânî, el-Âhâd ve’l-mesânî, II, 418)

***

Abbâs b. Abdülmuttalib’in işittiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Allah’ı Rab, İslâm’ı din ve Muhammed’i de nebiresûl olarak kabullenen kişi imanın tadını alır.” (İbn Hanbel, I, 208)

***

Ebû Hüreyre’nin (r.a.) naklettiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Bana itaat eden, Allah’a itaat etmiştir. Bana isyan eden, Allah’a isyan etmiştir...” (Müslim, İmâre, 33)

***

Abdullah b. Râfî’in (r.a.), Ümmü Seleme’den (r.a.) işittiği bu hadise göre, Hz. Peygamber (s.a.v.), miras ve kaybolmuş mallar konusunda anlaşamayıp kendisine gelen iki kişiye şöyle demiştir:

“Bana (vahiy) gelmeyen hususlarda, aranızda, kendi kanaatime göre hüküm veririm.” (Ebû Dâvûd, Kadâ’ (Akdiye), 7)

***

Ebû Hüreyre’den (r.a.) rivayet edildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Ben ilk diriltilecek ve ardından cennet elbiselerinden bir elbise giydirilecek olan kimseyim. Sonra arşın sağında duracağım. Yaratılmışlar içerisinde bu makamda benden başka duracak kimse yoktur.” (Tirmizî, Menâkıb, 1)

***

Cündeb’in (r.a.) işittiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.), vefatından beş gün önce şöyle buyurmuştur:

“Sizden birinin bana dost olmasından (ve böylece Allah’ın dostluğu yanında ikinci bir dostluk oluşmasından) sakınırım. Çünkü Yüce Allah beni, tıpkı İbrâhim’i dost edindiği gibi dost edinmiştir.” (Müslim, Mesâcid, 23)

***

Müminlerin annesi Hz. Âişe (r.a.) anlatıyor:

“Hatice, (Hz. Peygamber’e) şöyle demişti: “Hayır, Vallahi! Allah seni kesinlikle utandırmaz. Çünkü sen, akrabalık bağlarını sıkı tutar, doğru söz söyler, bakıma muhtaç olan kimselere yardım eder, elinde avucunda olmayana verir, misafiri ağırlar ve haksızlığa uğrayanlara destek olursun...” (Buhârî, Bed’ü’l-vahy, 1)

***

İbn Abbâs (r.a.) anlatıyor:

“‘En yakın akrabanı uyar...’ (Şuarâ, 26/214) âyeti inince, Resûlullah Safâ tepesine çıktı... Ardından şöyle dedi: ‘Ne dersiniz, size şu dağın arkasından (sizinle savaşmak üzere düşman) atlılar geliyor diye haber versem bana inanır mıydınız?’ diye sorunca onlar, ‘Biz senin hiç yalan söylediğini görmedik.’ demişlerdi...” (Buhârî, Tefsîr, (Leheb) 1)

***

Misver b. Mahreme (r.a.) ve Mervân’ın (r.a.) birbirlerinin sözünü doğrulayarak naklettikleri habere göre (Kureyş’in ileri gelenlerinden) Urve b. Mesut (Hudeybiye görüşmelerinden dönüşte) Kureyşlilere şöyle demişti:

“Ey kavmim! Vallahi, ben birçok kralın huzuruna çıktım; heyet olarak Kayser’e, Kisrâ’ya ve Necâşî’ye gittim. Vallahi, Muhammed’in ashâbının ona tazim ettiği kadar hiçbir krala adamlarının tazim ettiğini görmedim...” (Buhârî, Şurût, 15)

***

Ebû Hüreyre (r.a.) anlatıyor:

“Resûlullah bize hutbe verdi... Sonra şöyle buyurdu: ‘Ben sizi kendi hâlinize bıraktığım müddetçe siz de beni bırakın. Sizden öncekiler, çok soru sormalarından ve peygamberlerinin buyrukları üzerinde ihtilâf etmelerinden dolayı helâk olup gitmişlerdir. Size bir şey emrettiğimde gücünüzün yettiğince onu yapın, size bir şeyi yasakladığımda da onu terk edin!’” (Müslim, Hac, 412)

***

Abdullah b. Râfi’in (r.a.) Ümmü Seleme’den (r.a.) işittiği hadise göre, Hz. Peygamber (s.a.v.), miras ve kaybolmuş mallar konusunda anlaşamayıp kendisine gelen iki kişiye şöyle buyurmuştur:

“Muhakkak ki ben, hakkında bana vahiy inmemiş olan hususlarda şahsî görüşümle aranızda hüküm veririm.” (Ebû Dâvûd, Kadâ’ (Akdiye), 7)

***

Ümmü Seleme’den (r.a.) nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Şüphesiz ben de bir insanım. Sizler bana davalarınızı arz ediyorsunuz. Olabilir ki sizden biri delilini diğerinden daha düzgün ifadelerle savunur, ben de duyduklarıma dayanarak onun lehine hükmederim. Ben kimin lehine kardeşinin hakkından bir şeye hükmetmiş isem o kimse bunu almasın. Çünkü ben ona ancak ateşten bir parça vermişimdir.” (Buhârî, Hıyel, 10)

***

Câbir b. Abdullah el-Ensârî’nin (r.a.) naklettiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Benim adımla (çocuklarınızı) adlandırın, ama künyemi kimseye vermeyin! Zira ben ancak Kâsım (paylaştıran) olarak gönderildim ve (dağıtılması gerekenleri) aranızda taksim etmekteyim.” (Buhârî, Edeb, 109; Müslim, Âdâb, 5)

***

Ebû Musa el-Eş’arî (r.a.) şöyle demiştir:

“Resûlullah bize kendini şu isimlerle isimlendirirdi: ‘Ben Muhammed’im, Ahmed’im, (peygamberlerin ardından gelen) el-Mukaffî’yim, (insanların arkamda toplandığı) el-Hâşir’im, Tevbe Peygamberi’yim, Rahmet Peygamberi’yim.’” (Müslim, Fedâil, 126)

***

ez-Zührî’nin (r.a.) işittiğine göre, Muhammed b. Cübeyr b. Mut’im (r.a.), babasından şunları nakletmiştir:

Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Ben, Muhammed’im. Ben, Ahmed’im. Ben, küfrün benimle mahvedildiği el-Mâhî’yim. Ben, insanların arkamda toplandığı el-Hâşir’im. Ben, el-Âkıb’ım.” el-Âkıb, kendisinden sonra peygamber gelmeyecek olandır. (Müslim, Fedâil, 124; Buhârî, Menâkıb, 17)

***

Atâ b. Yesâr (r.a.) anlatıyor:

“Abdullah b. Amr b. Âs ile karşılaştığım ve ‘Bana Resûlullah’ın Tevrat’ta geçen sıfatlarını anlatır mısın?’ dedim. O da şöyle dedi: ‘Elbette! Vallahi o, Kur’an’daki bazı sıfatlarıyla Tevrat’ta da vasıflandırılmıştır: ‘Ey Peygamber! Biz seni şahit, müjdeci, uyarıcı ve ümmîleri koruyucu olarak gönderdik. Sen benim kulum ve resûlümsün. Ben sana “el-Mütevekkil” adını verdim. (Bu peygamber), kötü huylu, katı kalpli biri olmadığı gibi, çarşılarda/pazarlarda bağırıp çağıran biri de değildir. O, kötülüğe kötülükle karşılık vermez. Bilakis affeder, bağışlar...’” (Buhârî, Büyû’, 50)

***

İbn Abbâs’ın (r.a.) işittiğine göre, Hz. Ömer (r.a.) minberde şunları söylemiştir:

“Ben Peygamber’i şöyle buyururken işittim: ‘Hıristiyanların Meryem oğlunu (İsa’yı) övmekte aşırı gittikleri gibi siz de beni övmede aşırılık göstermeyin. Şüphesiz ki ben Allah’ın kuluyum. Onun için bana ‘Allah’ın kulu ve resûlü’ deyin.” (Buhârî, Enbiyâ, 48)

***

Ebû Hüreyre (r.a.) anlatıyor:

(Ensardan bir adamın bir Yahudi ile peygamberlerin hangisinin üstün olduğu konusunda tartıştıklarını öğrenen) Resûlullah sinirlendi, öyle ki bu hâli yüzüne yansıdı. Ardından şöyle buyurdu: “Allah’ın peygamberlerini birbirlerine üstün tutmayın...” (Müslim, Fedâil, 159)

***

Câbir b. Abdullah’ın (r.a.) naklettiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Benden önceki peygamberlerden hiçbirine verilmeyen beş şey bana verilmiştir: Ben, düşmanımın içine bir aylık mesafeden korku salma yardımına mazhar oldum. Yeryüzü bana mescit ve temiz kılındı, onun için ümmetimden namaz vaktine kavuşan herkes (bulunduğu mekânda) namazını kılıversin. Ganimetler bana helâl kılındı. Her peygamber sadece kendi kavmine gönderilirken ben bütün insanlığa gönderildim. Ve bana şefaat (etme hakkı) verildi.” (Buhârî, Salât, 56; Müslim, Mesâcid, 3)

***

Ebû Hüreyre’den (r.a.) nakledildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Benim ve benden önceki peygamberlerin durumu, bir ev inşa eden kimseye benzer. O kimse evi güzelce yapıp mükemmel hâle getirmiş fakat bir köşede sadece bir tuğla yeri boş kalmıştır. İnsanlar bu evi dolaşırlar, ona hayran olurlar ve şöyle derler: ‘Keşke şu tuğla da yerine konulmuş olsaydı.’” Resûlullah sözlerine şöyle devam etmiştir: “İşte ben o tuğlayım. Ben peygamberlerin sonuncusuyum.” (Buhârî, Menâkıb, 18; Müslim, Fedâil, 23)

***

Ebû Hüreyre’nin (r.a.) naklettiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Peygamberlere kendi dönemlerindeki insanların inandıkları mucizeler verilmiştir. Bana verilen mucize ise Allah’ın bana vahyettiği (Kur’ân-ı Kerîm)dir. Bunun için kıyamet gününde ben, en çok bağlısı/tebeası bulunan peygamber olacağımı ümit ediyorum.” (Buhârî, Fedâilü’l-Kur’ân, 1)

***

Enes b. Mâlik’in (r.a.) anlattığına göre, bir gün bir adam gelmiş ve Hz. Peygamber’e, “Ey Muhammed! Ey Efendimiz, efendimizin oğlu, bizim en hayırlımız ve en hayırlımızın oğlu!” şeklinde hitap etmişti. Bunun üzerine Allah Resûlü (s.a.v.) şöyle buyurmuştu:

“Ey insanlar! Aman takvanıza sahip çıkın! Sakın şeytan sizi aldatmasın! Ben, Muhammed b. Abdullah’ım. Allah’ın kulu ve resûlüyüm. Vallahi ben, sizin beni, Yüce Allah’ın bana verdiği makamın üstüne çıkarmanızı istemem!” (İbn Hanbel, III, 154)

***

İbn Abbâs’ın (r.a.) işittiğine göre, Ömer (r.a.) minberde şunları anlatmıştır:

“Ben Peygamber’i şöyle buyururken işittim: ‘Hıristiyanların Meryem oğlunu (İsa’yı) övmekte aşırı gittikleri gibi siz de beni övmede aşırılık göstermeyin. Şüphesiz ki ben Allah’ın kuluyum. Onun için bana ‘Allah’ın kulu ve resûlü’ deyin.” (Buhârî, Enbiyâ, 48)

***

Hz. Âişe anlatıyor:

“Bana Resûlullah’ın (s.a.v.), evinde iken ne yaptığı soruldu.” (Hz. Âişe bu soruya) şöyle cevap vermişti: “O, herkes gibi bir insandı. Elbisesini temizler, koyununu sağar ve kendi ihtiyaçlarını kendisi görürdü.” (İbn Hanbel, VI, 256)

***

Abdullah (b. Mes’ûd) anlatıyor:

Resûlullah (s.a.v.) namazı bize beş rekât olarak kıldırdı. “Ey Allah’ın Resûlü, namaza ilâve mi yapıldı?” diye sorduk. “Bu da nereden çıktı?” buyurdu. Bunun üzerine, “Beş rekât kıldırdın.” dedik. “Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Sizin hatırladığınız gibi hatırlarım ve sizin unuttuğunuz gibi unuturum.” buyurdu. Sonra iki (secde ederek) sehiv secdesi yaptı. (Müslim, Mesâcid, 93)

***

Eğar el-Müzenî isimli sahâbîden rivayet edildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Bazen benim kalbimde bir dalgınlık olur ve bu yüzden günde yüz defa Allah’a istiğfar ederim.” (Müslim, Zikir, 41)

***

İbn Abbâs’ın işittiğine göre, Hz. Ömer (r.a.) minberde şunları söylemiştir:

“Ben Peygamber’i (s.a.v.) şöyle buyururken işittim: ‘Hıristiyanların Meryem oğlunu (İsa’yı) övmekte aşırı gittikleri gibi siz de beni övmede aşırılık göstermeyin. Şüphesiz ki ben Allah’ın kuluyum. Onun için bana ‘Allah’ın kulu ve resûlü’ deyin.” (Buhârî, Enbiyâ, 48)

***

Râfi’ b. Hadîc’in naklettiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) Medine’ye geldiğinde... (hurmaların aşılanması konusunda kendi görüşünü belirttikten sonra) şöyle buyurmuştur:

“Ben ancak bir insanım, size dininize dair bir şey emredersem onu hemen alın. Ama kendi görüşümle bir şey emredersem (unutmayın ki) ben de bir insanım.” (Müslim, Fedâil, 140)

***

Ebû Hüreyre’den (r.a.) nakledildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Benimle benden önceki peygamberlerin durumu, bir ev inşa eden kimseye benzer. O kimse evi güzelce yapıp mükemmel hâle getirmiş fakat bir köşede sadece bir tuğla yeri boş kalmıştır. İnsanlar bu evi dolaşırlar, ona hayran olurlar ve şöyle derler: Keşke şu tuğla da konulmuş olsaydı.” Resûlullah sözlerine şöyle devam etmiştir: “İşte ben o tuğlayım. Ben peygamberlerin sonuncusuyum.” (Buhârî, Menâkıb, 18)

***

Ebû Musa’dan nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Benim ve Allah’ın bana verdiği görevin durumu, bir kavme gelip ‘Ben, düşman ordusunu gözlerimle gördüm. Ben apaçık bir uyarıcıyım. Derhâl kaçıp kurtulun!’ diyen kimsenin hâline benzer. Kavminden bir kısmı onun uyarısına itaat etmiş ve geceleyin yavaşça kaçıp kurtulmuş; bir kısmı ise (onu) yalanlamış ve oldukları yerde sabahlamıştır. Düşman ordusu sabah gelip onları yok etmiştir. İşte bana itaat edip getirdiğime tâbi olan kimsenin misali ile bana isyan edip getirdiğim hakikati yalanlayanın misali buna benzer.” (Buhârî, İ’tisâm, 2; M5954 Müslim, Fedâil, 16)

***

Ebû Hüreyre’den nakledildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Bana itaat eden Allah’a itaat etmiş, bana isyan eden Allah’a isyan etmiş olur...” (Müslim, İmâre, 33; Buhârî, Ahkâm, 1)

***

Ebû Hüreyre’den nakledildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“...Bana sözün özü verildi...” (Müslim, Mesâcid, 5)

***

Hz. Âişe (r.a.) şöyle demiştir:

“Hz. Peygamber’in (s.a.v.) herhangi bir konuyu anlatırken (tane tane konuşması sebebiyle) sözcüklerini saymak isteyen kimse sayabilirdi.” (Buhârî, Menâkıb, 23)

***

Hz. Âişe şöyle demiştir:

“Resûlullah’ın (s.a.v.) konuşması, onu dinleyen herkesin anlayabileceği şekilde açıktı.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 18)

***

Enes (b. Mâlik) tarafından nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) (önemli) bir söz söyleyeceği zaman iyice anlaşılması için üç kez tekrar ederdi... (Buhârî, İlim, 30)

***

Hz. Âişe’nin naklettiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Biriniz yemek yiyeceği zaman, ‘Bismillâh’ (Allah’ın adıyla) desin. Eğer yemeğin başında besmele çekmeyi unutursa, ‘Bismillâhi fî evvelihî ve âhirihî.’ (Başında da sonunda da Allah’ın adıyla) desin.” (Tirmizî, Et’ıme, 47)

***

Ebû Bekir b. Ubeydullah b. Abdullah b. Ömer’in, dedesi İbn Ömer’den naklettiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Biriniz yemek yediği zaman sağ eliyle yesin; bir şey içtiği zaman da sağ eliyle içsin! Çünkü şeytan sol eliyle yer ve sol eliyle içer.” (Müslim, Eşribe, 105)

***

Ebû Hüreyre şöyle demiştir:

“Hz. Peygamber (s.a.v.) hiçbir yemeğe kusur bulmazdı. Canı çekerse yer, hoşlanmazsa yemezdi.” (Buhârî, Et’ıme, 21; Müslim, Eşribe, 188)

***

Ebû Saîd el-Hudrî’den nakledildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) yemeğini bitirince şöyle dua ederdi:

“Bizi yediren, bizi içiren ve bizi Müslüman yapan Allah’a hamdolsun.” (Ebû Dâvûd, Et’ıme, 52; Tirmizî, Deavât, 55)

***

Enes b. Mâlik’in naklettiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Kulun, yemeğini yedikten sonra veya içeceği şeyi içtikten sonra O’na hamdetmesi, Allah’ın hoşuna gider.” (Müslim, Zikir, 89)

***

Ebu’l-Ahves’in naklettiğine göre, babası şunları anlatmıştır:

“Dağınık bir kıyafetle Hz. Peygamber’in (s.a.v.) yanına gitmiştim. Bana, ‘Senin malın var mı?’ diye sordu. ‘Evet’ dedim. ‘Ne gibi malların var?’ diye sorunca, ‘Allah bana deve, koyun, at ve hizmetçiler ihsan etmiştir.’ şeklinde cevap verdim. Bunun üzerine, ‘Madem Allah sana mal ihsan etmiş, o hâlde Allah’ın nimet ve cömertliğinin belirtileri üstünde görünsün.’ buyurdu.” (Ebû Dâvûd, Libâs, 14; Tirmizî, Birr, 63)

***

Amr b. Şuayb’ın, babası aracılığıyla dedesinden naklettiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“İsraf ve kibirden kaçınarak yiyin, sadaka verin ve giyinin.” (Nesâî, Zekât, 66)

***

Abdullah b. Mes’ûd’un naklettiğine göre, bir gün Hz. Peygamber (s.a.v.), “Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse cennete giremez.” buyurdu. Bunu duyan bir adam, “(Ama) insan elbisesinin ve ayakkabısının güzel olmasından hoşlanır!” deyince, Resûlullah, “Allah güzeldir, güzelliği sever. Kibir (ise) hakkı inkâr etmek ve insanları küçük görmektir.” buyurdu. (Müslim, Îmân, 147)

***

Sâlim b. Abdullah’ın, babasından (r.a.) naklettiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.), “Kim kibrinden elbisesini yerde sürüklerse, Allah kıyamet günü onun yüzüne bakmaz.” buyurmuştu. Hz. Ebû Bekir, “Yâ Resûlallah, elbisemin iki tarafından biri dikkat edip korumazsam mutlaka sarkıyor.” deyince, Hz. Peygamber (s.a.v.) şu açıklamayı yapmıştı: “Ama sen bunu kibirlenerek yapanlardan değilsin.” (Buhârî, Libâs, 2)

***

Berâ’ (b. Âzib) diyor ki:

“Saçları omuzlarına düşmüş, kırmızı elbise içinde Allah Resûlü’nden (s.a.v.) daha güzelini görmedim...” (Tirmizî, Libâs, 4)

***

Mutarrif, babasının şöyle anlattığını naklediyor:

“Hz. Peygamber’in (s.a.v.) yanına geldim. Bu sırada Elhâkümü’t-tekâsür (Çoklukla övünmek sizi oyaladı) sûresini okuyordu. Ardından şöyle buyurdu: ‘Âdemoğlu, ‘Malım, malım!’ der. Ey âdemoğlu! Acaba yiyip tükettiğinden, giyip eskittiğinden ve sadaka verip (âhirette karşılığını almak üzere) önden gönderdiğinden başkası senin malın mıdır?’” (Müslim, Zühd, 3)

***

Ebû Hüreyre’den (r.a.) nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Dinarın ve dirhemin, kadifenin ve işlemeli elbiselerin kulu olana yazıklar olsun! (Böyle bir kişiye) bir şey verilirse memnun olur, verilmezse hoşnut olmaz.” (Buhârî, Cihâd 70)

***

Ebû İshâk’ın işittiğine göre, Amr b. Hâris şöyle demiştir:

“Hz. Peygamber (s.a.v.) (vefat ettiğinde) geriye silahı, beyaz, dişi katırı ve bir miktar arazisinden başka bir şey bırakmadı, bunları da sadaka olarak bıraktı.” (Buhârî, Farzu’l-humus, 3)

***

Musa b. Ali’nin, babası aracılığı ile naklettiğine göre, Amr b. Âs şunları anlatmıştır:

“Resûlullah (s.a.v.), ‘Kıyafetini ve silahını alıp yanıma gel.’ şeklinde bana haber gönderdi. Yanına gittim, abdest alıyordu. Bana kafasını kaldırıp baktı, sonra başını eğdi ve şöyle buyurdu: ‘Seni bir ordunun başında görevlendireyim de, Allah sana selâmet versin ve seni ganimete kavuştursun istiyorum. İyi bir niyetle senin mal sahibi olmanı istiyorum.’ Dedim ki, ‘Ey Allah’ın Resûlü! Ben mal için Müslüman olmadım. Aksine ben İslâm’a duyduğum arzu ve Resûlullah (s.a.v.) ile beraber olmak için Müslüman oldum.’ Hz. Peygamber bunun üzerine şöyle buyurdu: “Ey Amr! Salih/iyi kimse için hayırlı/iyi mal ne güzeldir!” (İbn Hanbel, IV, 197)

***

Ali b. Ebû Tâlib’den (r.a.) nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“(Kendi döneminin) en hayırlı kadını Meryem’dir. Hatice de (kendi döneminin) en hayırlı kadınıdır.” (Buhârî, Menâkıbü’l-ensâr, 20)

***

Safiyye bnt. Huyey anlatıyor:

“Bir gün Resûlullah (s.a.v.) yanıma geldi. Ben de ona Âişe ile Hafsa’nın benim hakkımda söyledikleri bazı (küçümseyici) sözleri anlattım. Bunun üzerine Resûlullah şöyle buyurdu: ‘Sen de onlara, ‘Siz ikiniz nasıl benden üstün olabilirsiniz? Benim kocam Muhammed, babam Harun, amcam ise Musa’dır.’ deseydin ya!..’” (Tirmizî, Menâkıb, 63)

***

Enes (b. Mâlik) anlatıyor:

...Zeyneb (bnt. Cahş), Hz. Peygamber’in diğer hanımlarına karşı övünür ve onlara şöyle derdi: “Sizleri (Hz. Peygamber ile) kendi aileleriniz evlendirdi. Beni ise yedi kat göklerin ötesinden Yüce Allah evlendirdi.” (Buhârî, Tevhîd, 22)

***

Enes b. Mâlik’in işittiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Âişe’nin diğer kadınlara üstünlüğü, tiridin diğer yemeklere üstünlüğü gibidir.” (Müslim, Fedâilü’s-sahâbe, 89)

***

Hz. Âişe’nin naklettiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en iyi olanınızdır. Ben de aileme karşı en iyi olanınızım! ...” (Tirmizî, Menâkıb, 63)

***

Esved b. Yezîd anlatıyor:

“Âişe’ye (r.a.), ‘Hz. Peygamber (s.a.v.) evinde ne yapardı?’ diye sordum. Şöyle cevap verdi: ‘Ailesinin işlerini görür, ezanı duyunca (namaz için dışarı) çıkardı.’” (Buhârî, Nafakât, 8)

***

Hz. Âişe şöyle demiştir:

“Resûlullah (s.a.v.), Allah yolunda cihad hâriç eliyle hiç kimseye vurmadı. Ne bir kadına, ne de bir hizmetçiye! ...” (Müslim, Fedâil, 79)

***

Hz. Âişe şöyle demiştir:

“Medine’ye geldiği günden vefatına kadar Muhammed (s.a.v.) ailesi, üç gün arka arkaya buğday ekmeği yememiştir.” (Buhârî, Rikâk, 17; Müslim, Zühd, 20)

***

Fâtıma bnt. Hüseyin’in naklettiğine göre, babası Hüseyin b. Ali şunları anlatmaktadır:

“Resûlullah’ın (s.a.v.) oğlu Kâsım vefat edince (annesi) Hz. Hatice, ‘Yâ Resûlallah! Kâsım’ın sütü hâlâ damlıyor. Keşke Allah süt emmeyi tamamlayıncaya kadar onu yaşatsaydı.’ dedi. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.) ‘O, süt emmeyi cennette tamamlayacaktır.’ buyurdu.” (İbn Mâce, Cenâiz, 27)

***

Ebû Ümâme’nin naklettiğine göre, Resûlullah’ın (s.a.v.) kızı Ümmü Gülsüm kabre konduğunda Resûlullah (s.a.v.) şu âyeti okumuştu:

“Sizi ondan (topraktan) yarattık; yine sizi oraya döndüreceğiz ve bir kez daha sizi ondan çıkaracağız.” (Tâ-Hâ, 20/55; İbn Hanbel, V, 254)

***

Müminlerin annesi Hz. Âişe anlatıyor:

“Resûlullah’a (s.a.v.) tavır, hâl ve davranış... bakımından Fâtıma’dan (Allah onun yüzünü ağartsın) daha fazla benzeyen birini görmedim. Fâtıma onun huzuruna girdiği zaman Resûlullah ayağa kalkar, onun elini tutar, onu öper ve kendi yerine oturturdu. Resûlullah Fâtıma’nın yanına girdiği zaman da o (aynı şekilde) hemen ayağa kalkar, babasının elinden tutar, onu öper ve kendi yerine oturturdu.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 143, 144)

***

Adî b. Sâbit anlatıyor:

“Berâ’ın şöyle dediğini işittim: (Hz. Peygamber’in oğlu) İbrâhim öldüğü zaman Resûlullah (s.a.v.), ‘Muhakkak ki onun için cennette süt emzirecek biri vardır.’ buyurdu.” (Buhârî, Edeb, 109)

***

Enes b. Mâlik’in naklettiğine göre, Resûlullah (s.a.v.), “Bu gece bir oğlum oldu. Ona atam İbrâhim’in ismini verdim.” buyurdu... Sonra Enes şunları anlattı: ‘O çocuğu Resûlullah’ın (s.a.v.) gözleri önünde can verirken gördüm. Resûlullah’ın (s.a.v.) gözleri yaşardı ve şöyle buyurdu: “Göz yaşarır, kalp üzülür fakat biz Rabbimizin razı olacağı sözlerden başkasını söylemeyiz. Ey İbrâhim, biz senin ölümünden dolayı gerçekten üzgünüz.” (Ebû Dâvûd, Cenâiz, 23, 24)

***

Üsâme b. Zeyd (r.a.) anlatıyor:

“Resûlullah (s.a.v.) beni alır, bir dizine oturtur, (torunu) Hasan b. Ali’yi de öbür dizine oturturdu. Sonra bizi bağrına basıp şöyle derdi: ‘Allah’ım, bu ikisine merhamet et! Ben de onlara merhamet ediyorum!’” (Buhârî, Edeb, 22)

***

Ebû Katâde’den nakledildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.), kızı Zeyneb ile Ebu’l-Âs b. Rebî’den olan (kız torunu) Ümâme kucağında olduğu hâlde namaz kılardı. Ayağa kalktığı zaman onu kucağına alır, secdeye vardığında bırakırdı. (Müslim, Mesâcid, 41; Buhârî, Salât, 106)

***

İbn Abbâs’ın naklettiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Küçüğümüze merhamet etmeyen, büyüğümüze saygı göstermeyen, iyiliği emredip kötülükten sakındırmayan bizden değildir.” (Tirmizî, Birr, 15)

***

Enes (b. Mâlik) şöyle demiştir:

“Resûlullah’a on sene hizmet ettim. Vallahi bana bir kez olsun ‘Öf!’ bile demedi. Herhangi bir şeyden dolayı, ‘Niçin böyle yaptın?’ demediği gibi, ‘Şöyle yapsaydın ya!’ da demedi.” (Müslim, Fedâil, 51)

***

Mâlik b. Huveyris anlatıyor:

“Biz gençler Hz. Peygamber’in (s.a.v.) yanına geldik ve onun yanında (Medine’de) yaklaşık yirmi gece kaldık. Hz. Peygamber (s.a.v.) çok merhametliydi. (Ailelerimizi özlediğimizi anlayınca) şöyle buyurdu: “Memleketinize dönseniz de onlara (öğrendiklerinizi) öğretseniz...” (Buhârî, Ezân, 49)

***

Enes (b. Mâlik) anlatıyor:

“Resûlullah’a (s.a.v.) on sene hizmet ettim. Vallahi, bana bir kez olsun ‘Öf!’ bile demedi. Herhangi bir şeyden dolayı, ‘Niçin böyle yaptın?’ demediği gibi, ‘Şöyle yapsaydın ya!’ da demedi.” (Müslim, Fedâil, 51)

***

Muhammed b. Ziyâd’ın Ebû Hüreyre’den (r.a.) işittiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Sizden birinize hizmetçisi yemeğini getirdiğinde onu yanına oturtmazsa (en azından) kendisine bir iki lokma veya bir iki parça yiyecek versin. Çünkü yemeği o hazırlamış ve sunmuştur." (Buhârî, Itk, 18)

***

Hz. Âişe şöyle demiştir:

“Resûlullah (s.a.v.), Allah yolunda cihad dışında eliyle hiç kimseye vurmadı. Ne bir kadına ne de bir hizmetçiye! ...” (Müslim, Fedâil, 79)

***

Ma’rûr anlatıyor:

Ebû Zer ile Rebeze’de karşılaştım. Kendisinin de kölesinin de üzerinde aynı kıyafet vardı. Bunun sebebini ona sordum. Dedi ki, “Bir adamla karşılıklı birbirimize sövdük. Ve annesi(nin zenci olması) sebebiyle onu aşağıladım. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) bana şöyle buyurdu: ‘Ebû Zer! Onu annesi sebebiyle mi aşağıladın? Demek ki sen kendisinde hâlâ câhiliye izleri olan bir kimsesin. Hizmetçileriniz sizin kardeşlerinizdir. Allah onları sizin himayenize vermiştir. Kimin eli altında böyle bir kardeşi bulunursa, ona yediğinden yedirsin, giydiğinden giydirsin. Onlara güç yetiremeyecekleri işler yüklemeyin. Eğer yüklerseniz onlara yardım edin.’” (Buhârî, Îmân, 22)

***

Hz. Âişe şöyle demiştir:

“Resûlullah’ın (s.a.v.) konuşması, işiten herkesin anlayabileceği kadar açık seçikti.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 18)

***

Enes b. Mâlik şöyle demiştir:

“Resûlullah (s.a.v.), (kolayca) anlaşılsın diye sözlerini (bazen) üç kez tekrar ederdi.” (Tirmizî, Menâkıb, 9)

***

İbn Mes’ûd şöyle demiştir:

“Peygamber (s.a.v.) bizleri usandırmamak amacıyla vaaz için belli günler kollardı.” (Buhârî, İlim, 11; Müslim, Sıfâtü’l-münâfıkîn, 82)

***

Ebû Hüreyre’den nakledildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“...Bana sözün özü verildi...” (Müslim, Mesâcid, 5: Buhârî, Cihâd, 122)

***

Muâviye b. Hakem es-Sülemî (namazda konuştuğu ve ashâbın tepkisini aldığı zaman olanları) şöyle anlatmaktadır:

“...Ne ondan önce ne de sonra daha güzel öğreten birini gördüm. Vallahi Resûlullah beni ne azarladı ne bana vurdu ne de hakaret etti. Sadece, ‘Bu namazda insan kelâmı konuşulmaz. Namaz ancak tesbih, tekbir ve Kur’an okumaktır.’ dedi.” (Müslim, Mesâcid, 33)

***

Üsâme b. Şerîk şöyle demiştir:

“Hz. Peygamber’in huzuruna geldiğimde gördüm ki ashâbı (onu hürmet içinde sessizce dinlerken) âdeta başlarının üzerinde birer kuş varmış gibiydiler...” (Ebû Dâvûd, Tıb, 1)

***

Enes (r.a.) şöyle demiştir:

“Hz. Peygamber’e on yıl hizmet ettim. Bana bir kez bile ‘Öf!’, ‘Niye böyle yaptın?’ ve ‘Niçin şöyle yapmadın!’ demedi.” (Buhârî, Edeb, 39; Buhârî, Vesâyâ, 25)

***

Enes (b. Mâlik) şöyle demiştir:

“Resûlullah (s.a.v.), sövüp sayan, lânet edip duran, kötü sözler söyleyen birisi değildi...” (İbn Hanbel, III, 127)

***

Cerîr b. Abdullah şöyle demiştir:

“Müslüman olduğum günden beri Resûlullah (s.a.v.) beni hiç kapıdan çevirmedi. Beni her gördüğünde mutlaka gülümserdi.” (Tirmizî, Menâkıb, 41)

***

Ebû Hüreyre şöyle demiştir:

“Resûlullah’tan (s.a.v.) daha fazla ashâbıyla istişare eden bir kimse görmedim.” (Tirmizî, Cihâd, 35; İbn Hanbel, IV, 329)

***

Enes (b. Mâlik) tarafından rivayet edildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Sizden biriniz, beni anne-babasından, çocuğundan ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe (tam anlamıyla) iman etmiş olmaz.” (Buhârî, Îmân, 8)

***

Enes b. Mâlik (r.a.) anlatıyor:

“(Ashâbın), Resûlullah’tan (s.a.v.) daha çok sevdikleri hiç kimse yoktu. Ancak onu gördükleri zaman, onun bundan hoşlanmadığını bildikleri için, ayağa kalkmazlardı.” (Tirmizî, Edeb, 13)

***

Ebû Kurâd es-Selemî (r.a.) anlatıyor:

“Resûlullah’ın (s.a.v.) yanındaydık. O (abdest almak için) temiz su istedi ve elini suya daldırdı. Sonra abdest aldı. Biz onun abdest suyunu elde etmeye çalıştık, (abdest suyundan) yudumladık. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.), ‘Sizi bunu yapmaya sevk eden şey nedir?’ diye sordu. Biz, ‘Allah ve Resûlü’nün sevgisi.’ dedik. Resûlullah şöyle buyurdu: ‘Eğer Allah ve Resûlü’nün de sizi sevmesini istiyorsanız size bir şey emanet edildiğinde ona riayet edin, konuştuğunuz zaman doğru söyleyin ve komşularınızla iyi geçinin.’” (Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat, VI, 320)

***

Avn b. Ebû Cuhayfe (r.a.), babasından şunları naklediyor:

“Peygamber’e (s.a.v.) gittim. Deriden yapılmış kızıl bir çadırın içindeydi. Bilâl’i, Peygamber’in (s.a.v.) abdest suyunu taşırken gördüm. İnsanlar bu abdest suyunu alabilmek için birbirleriyle yarışıyorlardı. Suya dokunabilen onunla yüzünü sıvazlıyordu. Sudan alamayanlar ise arkadaşının elindeki ıslaklıktan faydalanmaya çalışıyordu.” (Buhârî, Libâs, 42)

***

İbn Abbâs’tan (r.a.) rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Bir dost edinecek olsaydım Ebû Bekir’i dost edinirdim. Fakat o benim kardeşim ve arkadaşımdır.” (Buhârî, Fedâilü ashâbi’n-nebî, 5)

***

Abdullah b. Mes’ûd’dan rivayet edildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Allah’ın benden önce bir topluma gönderdiği her peygamberin ümmeti içinde havârileri ve sünnetine tâbi olup emirlerine uyan dostları vardır...” (Müslim, Îmân, 80)

***

Ebû Saîd’in rivayet ettiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Ashâbıma sövmeyin! Canım elinde olan (Allah’)a yemin ederim ki eğer biriniz, Uhud (dağı) kadar altını Allah yolunda harcasa, bu onlardan birinin bir ölçek ya da yarım ölçek sadakasına erişemez.” (Ebû Dâvûd, Sünnet, 10)

***

Ebû Hüreyre’den rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Kişi arkadaşının dini üzeredir. Öyleyse her biriniz kiminle arkadaşlık ettiğine dikkat etsin.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 16; Tirmizî, Zühd, 45)

***

Ebû Hüreyre’nin naklettiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Benimle ümmetimin durumu (geceleyin) ateş yakan kimsenin hâline benzer. Böcekler ve kelebekler o ateşe düşmeye başlar. İşte ben de sizler ateşe girerken kuşaklarınızdan tutup engellemeye çalışıyorum.” (Müslim, Fedâil, 17)

***

Ebû Hüreyre’nin (r.a.) naklettiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Ben, dünyada ve âhirette her müminin diğer insanlardan öncelikli olan velîsiyim. Dilerseniz ‘Peygamber, müminlere kendi canlarından daha yakındır.’ âyetini okuyun. Geride mal bırakan her mümine, asabesi (baba tarafından akrabası) olanlar mirasçı olsun. Eğer borç ya da himayeye muhtaç çoluk çocuk bırakırsa, bana gelsin. Zira onun velîsi benim.” (Buhârî, Tefsîr, (Ahzâb) 1)

***

Abdullah b. Ebû Katâde’nin, babası Ebû Katâde’den naklettiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Bazen uzun (bir kıraat ile) kıldırmak niyetiyle namaza dururum da bir çocuğun ağlamasını işitir ve annesine sıkıntı vermek istemediğim için namazımı kısa tutarım.” (Buhârî, Ezân, 65)

***

Enes b. Mâlik’in naklettiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Her peygamberin ümmeti için yaptığı bir dua vardır. Ben ise duamı kıyamet gününde ümmetime şefaat için sakladım.” (Müslim, Îmân, 341)

***

Behz b. Hakîm’in, babası aracılığıyla dedesinden naklettiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Siz, ümmetlerin sayısını yetmişe vardırdınız. Allah katında o ümmetlerin en hayırlısı ve en değerli olanı da sizsiniz.” (İbn Mâce, Zühd, 34)

***

Ebû Hüreyre’den nakledildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Biz (dünyaya) en son gelenleriz; kıyamet gününde ise en başa geçecek olanlarız.” (Müslim, Cum’a, 19)

***

Ebû Hüreyre’den (r.a.) nakledildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.), “Diretenler hâriç bütün ümmetim cennete girecektir!” buyurunca, “Ey Allah’ın Resûlü, diretenler kim?” dediler. Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kim bana itaat ederse cennete girer. Kim de bana karşı gelirse diretiyor demektir.” (Buhârî, İ’tisâm, 2)

***

Enes b. Mâlik'ten (r.a.) nakledildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Ümmetim yağmur gibidir; evveli mi daha hayırlı yoksa sonu mu bilinmez.” (Tirmizî, Emsâl, 81)

***

Ebû Mâlik el-Eş’arî’den (r.a.) nakledildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Allah sizi şu üç husustan korudu: Peygamberinizin size bedduası sonucu topluca helâk olmaktan, bâtıl yolda olanların hak yolda olanlara üstün gelmesinden, dalâlet üzerine birleşmenizden.” (Ebû Dâvûd, Melâhim, 1)

***

Ebû Hüreyre (r.a.) anlatıyor:

“Resûlullah’ın (s.a.v.) halkın arasında bulunduğu bir gün yanına bir adam geldi... Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: ‘Bu (gelen) Cibrîl’dir, insanlara dinlerini öğretmek için geldi.’” (Müslim, Îmân, 5)

***

Abdullah b. Râfi’ (r.a.) anlatıyor:

“Ümmü Seleme’den işittiğime göre miras ve kaybolan mallar hususunda anlaşmazlığa düşen iki kişi Hz. Peygamber’e (s.a.v.) geldiğinde o, şu sözleri söylemişti: ‘Muhakkak ki ben, hakkında bana vahiy inmemiş olan hususlarda şahsî görüşümle aranızda hüküm veririm.’” (Ebû Dâvûd, Kadâ’ (Akdiye), 7)

***

Hz. Peygamber’in eşi Ümmü Seleme’den (r.a.) rivayet edildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Ben ancak bir insanım. Siz bana bazı davalarla geliyorsunuz. Belki biriniz delilini diğerinden daha güzel ifade eder ve ben de ondan duyduğuma göre onun lehine hüküm vermiş olabilirim. Bu şekilde kime (yanlışlıkla) kardeşinin hakkından bir şey vermişsem asla onu almasın. Zira bu takdirde ona ancak bir ateş parçası vermişimdir.” (Muvatta’, Akdiye, 1; Buhârî, Ahkâm, 20)

***

Ebû Hüreyre’den (r.a.) nakledildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Hiçbir peygamber yoktur ki, insanların inanmaları için kendisine mucizeler verilmiş olmasın. Bana verilen ise Allah’ın vahyettiği vahiy (Kur’ân-ı Kerîm)dir. Bu sayede ben kıyamet günü ümmeti en çok olan peygamber olacağımı ümit ediyorum.” (Buhârî, İ’tisâm, 1; Müslim, Îmân, 239)

***

İbn Abbâs’ın naklettiğine göre, Hz. Ebû Bekir (r.a.), “Ey Allah’ın Resûlü, saçların ağarmış!” dedi. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“Beni, Hûd, Vâkıa, Mürselât, Nebe’ ve Tekvîr sûreleri ihtiyarlattı.” (Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân, 56)

***

Hz. Ömer (r.a.) anlatıyor:

“Peygamberiniz (s.a.v.) (Kur’an hakkında) şöyle buyurmuştur: ‘Şüphesiz Allah, bu Kitap sayesinde bazı toplulukları yüceltir, diğerlerini de alçaltır.’” (Müslim, Müsâfirîn, 269)

***

Sa’d b. Hişâm anlatıyor:

“(Hz. Âişe’ye) ‘Ey müminlerin annesi, bana Resûlullah’ın (s.a.v.) ahlâkını anlat.’ dedim. O da şöyle dedi: ‘Sen Kur’an okumuyor musun? Resûlullah’ın (s.a.v.) ahlâkı Kur’an idi...’” (Ebû Dâvûd, Tatavvu’, 26)

***

Enes b. Mâlik’in (r.a.) naklettiğine göre, Resûlullah (s.a.v.), “Bu akşam bir oğlum dünyaya geldi, ona atam İbrâhim’in ismini koydum.” buyurdu... Enes diyor ki, “Resûlullah’ın (s.a.v.) önünde oğlu İbrâhim’i can çekişirken gördüm. Resûlullah’ın gözleri yaşardı ve ‘Göz yaş döker, kalp üzülür fakat biz ancak Rabbimizin razı olacağını söyleriz. Vallahi ey İbrâhim, biz senin için üzülüyoruz.’ buyurdu.” (Müslim, Fedâil, 62)

***

Ebû Saîd el-Hudrî (r.a.) şöyle demiştir:

“Hz. Peygamber (s.a.v.), örtüsüne bürünmüş bir genç kızdan daha hayâlı idi. Hoşlanmadığı bir şey gördüğü zaman bunu yüzünden anlardık.” (Buhârî, Edeb, 72)

***

Hz. Âişe (r.a.) şöyle demiştir:

“...Resûlullah (s.a.v.) kendisi için hiç intikam almamıştı. Ancak Allah’ın haramları çiğnendiği zaman bundan dolayı Allah için intikam alırdı.” (Buhârî, Menâkıb, 23)

***

Abdullah b. Kâ’b’ın naklettiğine göre, (babası) Kâb b. Mâlik Tebük Seferi’ne katılmayıp geride kalışını anlatırken şöyle demişti:

“... Resûlullah (s.a.v.) sevindiği zaman, yüzü parlar, sanki bir ay parçası gibi olurdu. Biz, onun sevincini yüzünden anlardık.” (Buhârî, Menâkıb, 23)

***

Hz. Peygamber’in (s.a.v.) eşi Hz. Âişe (r.a.) şöyle demiştir:

“Ben, Resûlullah’ın (s.a.v.) küçük dili görünecek kadar güldüğünü görmedim. O, yalnızca tebessüm ederdi.” (Buhârî, Tefsîr, (Ahkâf) 2; Müslim, İstiskâ, 16)

***

Hz. Âişe (r.a.) şöyle demiştir:

“Resûlullah (s.a.v.) kapsamlı olan duaları sever, bunun dışındakileri (dar ve münferit duaları) bırakırdı.” (Ebû Dâvûd, Vitr, 23)

***

Übey b. Kâ’b’dan (r.a.) nakledildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) bir kimseyi anıp ona dua edeceği zaman önce kendisinden başlardı. (Tirmizî, Deavât, 10)

***

İbn Ebû Musa’nın (r.a.), babası aracılığıyla naklettiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) şu dua ile yalvarırdı:

“Rabbim! Hatalarımı, bilgisizliğimi, her işimdeki aşırılığımı ve benden daha iyi bildiğin hâllerimi bağışla. Allah’ım! Bilmeden veya kasten, şaka yollu ve ciddi bir hâlde yaptığım hatalarımı da bağışla. Zira bunların hepsi bende var. Allah’ım! Yaptığım, yapacağım, gizlediğim ve açıkça işlediğim günahları bağışla. Öne alan da erteleyen de sensin. Sen her şeye gücü yetensin.” (Buhârî, Deavât, 60)

***

Abdullah b. Mesut tarafından nakledildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) duayı ve istiğfarı üçer defa yapmaktan hoşlanırdı. (Ebû Dâvûd, Vitr, 26)

***

Ebû Ümâme anlatıyor:

“Resûlullah (s.a.v.) öyle çok dua ederdi ki bir kısmını ezberleyemezdik. ‘Ey Allah’ın Resûlü, çok dua ediyorsun bir kısmını ezberleyemiyoruz!’ dedik. Bunun üzerine şöyle buyurdu: ‘Size bütün bunları kapsayan bir dua öğreteyim mi? Şöyle dersiniz: Allah’ım! Senden, Peygamberin Muhammed’in (s.a.v.) dilediği güzelliklerden biz de isteriz ve Peygamberin Muhammed’in (s.a.v.) sana sığındığı kötülüklerden biz de sana sığınırız. Yardım edecek olan sensin. Sonunda sana ulaşacağız. Allah’ın yardımı olmaksızın kudret ve kuvvete ermek mümkün değildir.’” (Tirmizî, Deavât, 88)

***

Mâlik b. Huveyris (r.a.) anlatıyor:

“Biz aynı yaşlarda gençler olarak Peygamber’in (s.a.v.) yanına geldik. O bize şöyle buyurdu: ‘...Benim nasıl namaz kıldığımı gördüyseniz siz de öyle namaz kılın. Namaz vakti geldiğinde içinizden biri sizin için ezan okusun. En büyüğünüz de size imam olsun (namaz kıldırsın).’” (Buhârî, Ezân, 18)

***

İbn Cüreyc’den (r.a.) nakledildiğine göre, Ebu’z-Zübeyr (r.a.), Câbir b. Abdullah’ı (r.a.) şöyle derken işitmiştir:

Hz. Peygamber’i (s.a.v.) Kurban Bayramı günü bineğinin üzerinde şeytan taşlarken gördüm, şöyle diyordu: “Hac ibadetinin gereklerini (beni izleyerek) öğrenin. Çünkü bilmiyorum, belki de bu haccımdan sonra bir daha haccedemem.” (Müslim, Hac, 310)

***

Hz. Âişe şöyle (r.a.) demiştir:

“Allah’ın Peygamberi’nin (s.a.v.) ne bir gecede Kur’an’ı baştan sona okuduğunu, ne bir gece sabaha kadar namaz kıldığını ve ne de Ramazan dışında bir ayın tamamını oruçla geçirdiğini bilmiyorum.” (Nesâî, Sıyâm, 70; Müslim, Müsâfirîn, 139)

***

Mutarrif’in (r.a.), babasından naklettiğine göre, o (Abdullah b. Şıhhîr) şöyle demiştir:

“Allah Resûlü’nü (s.a.v.) namaz kılarken gördüm. Ağlamaktan dolayı göğsünden değirmen sesi gibi bir hırıltı geliyordu.” (Ebû Dâvûd, Salât, 156, 157; Nesâî, Sehiv, 18)

***

Muâz b. Cebel’den (r.a.) rivayet edildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) onun elini tuttu ... ve şöyle buyurdu:

“Ey Muâz! Sana her namazın ardından şu duayı söylemeyi terk etmemeni tavsiye ediyorum: ‘Allah’ım, seni zikretmek, sana şükretmek ve sana güzelce ibadet etmek için bana yardım et!’” (Ebû Dâvûd, Vitr, 26; Nesâî, Sehiv, 60)

***

Ebû Hüreyre’den (r.a.) nakledildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Benimle ümmetimin durumu (geceleyin) ateş yakan kimsenin hâline benzer. Böcekler ve kelebekler o ateşe düşmeye başlar. İşte ben de sizler ateşe girerken kuşaklarınızdan tutup engellemeye çalışıyorum.” (Müslim, Fedâil, 17)

***

Muhammed b. Münkedir’in (r.a.) işittiğine göre, Rebîa b. Abbâd ed-Dîlî şöyle demiştir:

“Medine’ye hicret etmeden önce Resûlullah’ı, Mina’daki konaklama yerlerinde insanları ziyaret ederken gördüm. Şöyle diyordu: ‘Ey insanlar! Yüce Allah, yalnızca kendisine kullukta bulunmanızı ve O’na şirk koşmamanızı emrediyor...’” (İbn Hanbel, III, 492)

***

Ebû Hâzim’in, Sehl b. Sa’d’dan (r.a.) naklettiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) Hayber günü (sancağı verdiği Hz. Ali’ye) şöyle buyurmuştur:

“Onların bulundukları bölgeye varıncaya kadar sükûnetle yürü! Sonra onları İslâm’a davet et ve yerine getirmeleri gereken ilâhî hak ve esasları onlara haber ver! Vallahi senin vasıtanla Allah’ın bir kişiyi hidayete erdirmesi, senin için (en değerli) kızıl develerden daha hayırlıdır.” (Müslim, Fedâilü’s-sahâbe, 34; Buhârî, Meğâzî, 39)

***

Ebû Musa el-Eş’arî (r.a.) tarafından nakledildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.), bazı emirlerini yerine getirmesi için ashâbından birini görevli olarak gönderdiği zaman, “Müjdeleyin, nefret ettirmeyin; kolaylaştırın, zorlaştırmayın!” buyururdu. (Müslim, Cihâd ve siyer, 6)

***

Ebû Musa el-Eş’arî (r.a.) şöyle demiştir:

“Resûlullah (s.a.v.), bazı emirlerini yerine getirmesi için ashâbından birini görevli olarak yolladığı zaman, ‘Müjdeleyin, nefret ettirmeyin, kolaylaştırın, zorlaştırmayın!’ buyururdu.” (Müslim, Cihâd ve siyer, 6)

***

Ebû Saîd el-Hudrî’nin işittiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Bir kötülük gören kişi eli ile değiştirmeye gücü yetiyorsa onu eli ile değiştirsin. Buna gücü yetmez ise dili ile değiştirsin. Bunu da yapamazsa kalbi ile o kötülüğe tavır koysun (ondan nefret etsin) ki bu da iman eden kişinin yapması gereken asgarî şeydir.” (Ebû Dâvûd, Salât, 239-242)

***

Huzeyfe b. Yemân’dan rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Canım elinde bulunan Allah’a yemin ederim ki ya iyiliği emredip kötülükten sakındırırsınız ya da (bunu yapmamanız hâlinde) Allah size bir ceza gönderiverir de O’na dua edersiniz ama O, duanızı kabul etmez.” (Tirmizî, Fiten, 9)

***

Temîm ed-Dârî (r.a.) anlatıyor:

“Peygamber (s.a.v.), ‘Din samimiyettir.’ dedi. Biz, ‘Kime karşı?’ diye sorduk. O da, ‘Allah’a, Kitabı’na, Resûlü’ne, Müslümanların idarecilerine ve bütün Müslümanlara.’ buyurdu.” (Müslim, Îmân, 95)

***

Ebû Vâil (r.a.) anlatıyor:

“Abdullah b. Mes’ûd her perşembe insanlara vaaz ederdi. Bir şahıs, ‘Ey Ebû Abdurrahman! Senin bize her gün vaaz etmeni çok isterim.’ deyince, İbn Mes’ûd ona şöyle cevap verdi: ‘Beni bundan alıkoyan şey, sizi bıktırmak istemeyişimdir. Peygamber’in (s.a.v.), bize bıkkınlık vereceği endişesiyle, bizim durumumuza uygun günleri kolladığı gibi ben de vaaz vermede size uygun günleri kolluyorum.” (Buhârî, İlim, 12)

***

Ebû Saîd el-Hudrî’den (r.a.) rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Size doğu tarafından ilim öğrenmek için insanlar gelecektir. Size geldiklerinde onlara iyiliği tavsiye ediniz.” (Tirmizî, İlim, 4; İM249 İbn Mâce, Sünnet, 22)

***

Muâviye b. Hakem es-Sülemî (namazda konuştuğu ve ashâbın tepkisini çektiği zaman olanları) şöyle anlatmaktadır:

“...Ne ondan önce ne de sonra daha güzel öğreten birini gördüm. Vallahi Resûlullah beni ne azarladı ne bana vurdu ne de hakaret etti. Sadece, ‘Bu namazda insan kelâmı konuşulmaz. Namaz ancak tesbih, tekbir ve Kur’an okumaktır.’ dedi.” (Müslim, Mesâcid, 33)

***

Enes b. Mâlik (r.a.) tarafından rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Kolaylaştırın zorlaştırmayın; müjdeleyin, nefret ettirmeyin!” (Buhârî, İlim, 11)

***

Abdullah b. Mesut şöyle demiştir:

“Resûlullah (s.a.v.) bıkkınlık vermekten endişe ederek bize vaaz vermek için uygun günleri kollardı.” (Tirmizî, Edeb, 72)

***

Hz. Âişe (r.a.) şöyle demiştir:

“Resûlullah (s.a.v.) sizin gibi böyle hızlı konuşmazdı. Aksine yanındakilerin ezberleyebileceği kadar tane tane ve yavaş konuşurdu.” (Tirmizî, Menâkıb, 9)

***

Zühre b. Ma’bed’in (r.a.), Hz. Peygamber’in (s.a.v.) devrine yetişmiş olan dedesi Abdullah b. Hişâm’dan naklettiğine göre, (dedesi küçükken) annesi Zeyneb bnt. Humeyd onu Resûlullah’ın (s.a.v.) huzuruna götürüp, “Ey Allah’ın Resûlü bundan biat al!” demişti. Ancak Sevgili Peygamberimiz, “O daha küçük.” buyurmuş, Abdullah’ın başını okşamış ve onun için dua etmişti. (Buhârî, Şirket, 13)

***

Ubâde b. Sâmit (r.a.) anlatıyor:

“Resûlullah (s.a.v.) ile birlikte bulunduğumuz bir toplantıda o bize şöyle buyurdu: ‘Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmayacağınıza, zina etmeyeceğinize, hırsızlık yapmayacağınıza, Allah’ın haram kıldığı bir canı haksız yere öldürmeyeceğinize biat edin. Aranızdan kim verdiği sözde durursa onun ecri Allah’a aittir. Kim de bunlardan birini yapar ve bundan dolayı cezalandırılırsa bu onun için kefaret olur. Ayrıca kim bunlardan birini yapar da Allah onu gizlerse onun durumu Allah’a kalmıştır. Dilerse onu affeder, dilerse ona azap eder.’” (Müslim, Hudûd, 41)

***

Cerîr (b. Abdullah) anlatıyor:

“Hz. Peygamber’e (s.a.v.) geldim ve ona, ‘Hoşuma gitsin ve gitmesin her hususta dinleyip itaat etmek üzere sana biat ediyorum.’ dedim. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.), ‘Ey Cerîr, bunu yapabilecek misin, buna gücün yetecek mi?’ buyurdu ve şöyle ekledi: ‘Gücümün yettiği hususlarda de!’ (Sonra) her Müslüman’a karşı samimi davranmak konusunda da benimle biat etti.” (Nesâî, Bîat, 16)

HZ. MUHAMMED (S.A.V.) KİMDİR?

Hz. Muhammed (s.a.v.) Kimdir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.