Osman Nuri Topbaş Hocaefendi'nin Hocaları ve Hatıraları
Osman Nuri Topbaş Hocaefendi, imam-hatip okullarının açılmasına öncülük eden hocası Celalettin Ökten’den, derslerine giren Nurettin Topçu ve Mahmut Bayram Hocalardan dinlediği hatıraları; ayrıca kendi öğrencilik yıllarına dair kıymetli anılarını anlatıyor.
Celalettin Ökten Hoca'dan Hatıralar
Celalettin Hoca, bu imam-hatip okullarının açılmasına vesile olanlardan biriydi. Parkinson hastasıydı, bir talebesinin koluna girerek gelirdi. Okulu açmak için titrerdi; gidiyor, geliyor, gidiyor, geliyor. "Şu eksik, bu eksik, bu eksik" denilirdi. En son "Tamam hoca, izin verildi" denildiğinde, "Yani her gelişimde bana bir tokat atsaydınız da ben buna devam ederdim" derdi.
Bize dersin ilk açılışını anlatırdı. Hatta şöyle derdi: "Anca o gün bir çılbır yapabildim" derdi; yumurtalı, yoğurtlu bir şey. Onu anlatırdı fakat şevkle anlatırdı. Yani şunu söyleyeyim, eğer tabir caizse, bir düğüne bir damadın heyecanı gibi gelirdi. Nasıl bir damat düğüne nasıl bir heyecanla gelir? 70 küsur yaşında bu heyecanla derse gelirdi.
Çünkü büyük bir mahrumiyet çekmişti. Daha evvel bir medrese hocasıyken bu Tevhid-i Tedrisat ile felsefe derslerine girmiş, onun ızdırabı var. Büyük bir şevkle gelirdi. O zaman kitap da yoktu. Bir makine vardı, ne diyorlardı ona? Teksir makinesi. O da bozuktu, bir okul bırakmış onu. Onu teksir yaptırdı, dersini düzelttirdi. Sonra soluk olan o ceketle derse girerdi. 50 küsur sene geçti; usulü fıkha girerdi bize, diğer bazı derslere de girerdi. Hatırımda kalan, 50 küsur sene: "Teklifin şartı, memurun bir kudretidir. Eğer memurun bir kudreti olmasa o teklif, mâlâyutaktır." Aynı zamanda bu dinî terimler de olurdu.
Nurettin Topçu Hoca'dan Hatıralar
Sonra İslam felsefesine girdi. Nurettin Topçu da gelir derse girip dinlerdi. Hatta bir gün talebeler... Tabii Nurettin Topçu çok ayrı bir şahsiyetti, çok ayrı bir karakterdi. Biz ne öğrendiysek bu sosyoloji, felsefe vesaire, ondan öğrendik çok kısa zaman içinde. Bir gün dediler ki, tabii Nurettin Hoca çok büyük şahsiyet, "Hocam" dediler, "İslam felsefesine siz girseniz" dediler. "Olmuyor, onu Türkiye'de bir Celâl Hoca girer" dedi. "Çünkü İslam'a girmek için" dedi, "çok ilim lazım. Akaid lazım, tasavvuf lazım. Lazım, lazım, lazım, lazım" dedi. Kendi gelip dinlerdi hocayı. Allah Allah... Yani demek ki bu da bir tevazu hocanın.
Mahmut Bayram Hoca'dan Hatıralar
Mahmut Bayram Hoca vardı. O da bazen talebe silgiyi saklardı. Hâşarı talebe, hemen ceketinin koluyla tahtayı siler, "Aman vakit kaybetmeyelim" derdi. "Çek oğlum" derdi, "cahdi mutlak, cahdi müstakil" filan diye. "Sen kalk, sen çek" derdi. Herkes böyle derste bir hareket hâlinde olurdu. Hatta hepsine bazı mahlaslar da takardı. "Gözlüklü", "Çakır"... "Sen kalk" derdi ve bu koşar gibi görünürdü.
Hayatının sonunda o da Parkinson hastasıydı herhalde. Ziyaretine gittim, ayağını zor atıyordu adımını. Şöyle bakmışım ben; "Yo" dedi, "oğlum bana öyle bakma" dedi. "Ben hayatımdan çok memnunum. Benim ne kadar hareketli olduğumu, bugün ne kadar hareketsiz kaldığımı görüyorsun" dedi. "Fakat ben her adımda kaç sefer 'Allah, ya Rabbi' diyorum" dedi. "Bana bu adım Allah'ı hatırlattı" dedi. Bir gönül dünyası.








YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!