Ömrünü Faydasız Yerde Tüketme
İbn-i Atâullah el-İskenderî Hazretleri buyurur: “Düşün ki koca bir ömrün baş tarafı hebâ oldu gitti; hiç olmazsa sonunu korumak gerekir. Bir kimsenin on evlâdından dokuzu ölse, geriye sadece bir tanesi kalsa, o kimse bütün sevgisini o biricik yavrusuna adamaz mı? Sen de ömrünün çoğunu bitirdin; hiç olmazsa geriye kalan az bir kısmının kıymetini bil, onu da faydasız yerlerde tüketme!”
Nuh -aleyhisselâm- kadar uzun ömürlü olsak, Süleyman -aleyhisselâm- kadar varlıklı olsak, Yusuf -aleyhisselâm- kadar cemâl sahibi olsak, şâyet fânîliğin idrâki içinde değilsek; ziyandayız demektir.
Cenâb-ı Hak buyuruyor:
“Asra (zamana) yemin olsun ki insan gerçekten ziyan içindedir. Bundan ancak îmân edip sâlih ameller işleyenler; birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesnâdır.” (el-Asr, 1-3)
Dolayısıyla her an, vaktimizin kıymetini bilmeli, fânî ömrümüzü ebedî saâdet sermayesi kılmanın gayreti içinde olmalıyız. Aksi hâlde hüsrâna uğramaktan ve kendine yazık edenlerden olmaktan kurtulamayız.
EN BÜYÜK KAYIP
Hazret-i Osman -radıyallâhu anh- da bu hakîkate işaretle:
“En büyük kayıp; sahibinin âhiret seferine azık hazırlayamadığı için ziyan ettiği uzun bir ömürdür.” buyurmuştur.
Diğer taraftan, âhiret azığı hazırlamak için en kıymetli zaman, geçmişle gelecek arasındaki şimdiki zamandır. Zira mâziye âit dosyalar kapandı, istikbâlinse ne getireceği meçhul...
Bu yüzden; “İşler yoğun, vakit yok!” gibi bahanelerle namazı, orucu, haccı, hayır-hasenâtı yaşlılığa ve emekliliğe bırakmak; tevbeyi, sâlih amelleri ve kulluğu, gelip gelmeyeceği meçhul yarınlara ertelemek, büyük bir hüsran sebebidir. Nitekim bu gaflete dûçâr olanlar hakkında;
“Yarın yaparım diyenler helâk oldu.” buyrulmuştur.
Zira öyle bir gün gelecek ki, o günün yarını olmayacak! Yahut yarın olacak, fakat biz olmayacağız!..
Velhâsıl, sâlih ameller işlemek için de, tevbe edip hâlimizi ıslâh etmek için de; gün bugün, fırsat bu fırsattır. Biz bu fırsattan gâfil kalsak da ecel senedinin vâdesi dolduğunda Azrâil -aleyhisselâm- bir an bile vazifesinden gâfil kalmayacaktır. Yine, emr-i Hak vâkî olup son nefesi verdikten sonra; “ah, vah, keşke” demenin hiçbir faydası olmayacaktır.
Her insan son nefesinden sonra;
“–Keşke şu yanlışı yapmasaydım, keşke şu hayrı da işleseydim…” diye pişmanlıkla dizini dövmek ister. Lâkin heyhât!.. Artık ne el kalmıştır ne de diz!..
Bu hakîkatleri, ancak son nefesinden sonra idrâk edebilenlere ne yazık! Bugünden idrâk ederek âhiret hazırlığıyla meşgul olabilenlere de ne mutlu!..
Cenâb-ı Hak, ömrümüzün kalan kısmını, geçen kısmından daha hayırlı olacak şekilde sâlih amellerle ihyâ edebilmeyi, cümlemize nasîb eylesin. Âmîn!..
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Altınoluk Dergisi, 2026 – Haziran, Sayı: 484
















YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!