Eğitime En Çok Muhtaç Olan İnsandır

Mahlûkat içinde eğitime en çok muhtaç olan insandır. İnsan yetiştirmek ise en yüce sanatlardan biridir. Bu kutlu vazifenin en büyük rehberi ve eşsiz örneği, insanlığı cehaletten saâdete taşıyan Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’dir.

Mahlûkat içinde eğitime en çok muhtaç olan, insandır. Hayatta en zirve sanat da, insan yetiştirmektir. Hiç şüphesiz bu sanatı icrâ eden en büyük sanatkârlar, peygamberlerdir. Dolayısıyla;

Eğitimcilik, bir peygamber mesleğidir. 

Ve eğitimcilerin en büyük rehberi de, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz olmalıdır. Zira O -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, şöyle buyurmaktadır:

“Beni Rabbim terbiye etti ve terbiyemi ne güzel kıldı.” (Süyûtî, Câmiu’s-Sağîr, I, 12)

Bizler de Efendimiz’in terbiyesine girebildiğimiz kadar, Rabbimiz’in terbiyesine girmiş oluruz. Zira âyet-i kerîmede buyrulduğu üzere:

“Kim Rasûl’e itaat ederse Allâh’a itaat etmiş olur…” (en-Nisâ, 80)

Bir mütefekkir de şöyle der:

“Yeryüzünde iyi bir muallim olmak istersen gökyüzünün talebesi ol!..”

Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bizler için emsalsiz bir numûne. O numûneden lâyıkıyla istifadenin ilk şartı ise Oʼna muhabbetle meftûn olmak.

Tasavvufî terbiyede de en mühim malzeme muhabbet, netice de Allah Rasûlü’nün hâliyle hâllenebilmektir.

Allah ve Rasûl’üne muhabbet, insan rûhunun pırlantasıdır. Nâ-ehil olanlara muhabbet beslemek ise, bu pırlantanın sokağa atılması ve ziyan edilmesidir. Sokağa düşmüş bir pırlantanın hâli ne hazindir!..

Bugün Efendimiz’i yakından tanımaya her şeyden daha fazla muhtacız.

Zira Cenâb-ı Hak, İslâm ile murâd ettiği “kâmil insan” modelini, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimizʼin şahsında sergilemiştir. O; âlemlere rahmet, bütün mü’minlere örnek şahsiyettir.

O 23 senelik nübüvvetiyle, kıyâmete kadar gelecek bütün insanlığa numûne olacak bir asr-ı saâdet toplumunu yetiştirmiştir.

Ashâb-ı kirâmın fazîletler medeniyeti inşâ eden gönül terbiyesi, Oʼnun nebevî eğitim sisteminin eseridir. Bugün hangi pedagog, hangi psikolog bu eğitimi verebilir?..

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz;

‒Câhiliyeyi, saâdet asrına döndürdü.

‒Zâlimlerin pençelerinde kan gölüne dönen çölleri, adâletiyle huzura kavuşturdu.[1]

‒Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in yegâne muallimi Cenâb-ı Hak’tı. O, hiçbir beşerden ders almadı. Fakat bugünkü psikoloji olsun, pedagoji olsun, sosyal-antropoloji olsun, insana hitap eden, insan rûhunu tahlil eden ne kadar ilim varsa, onların hepsinde zirveyi teşkil etti.

Âyet-i kerîmede buyrulur:

“Ve Sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.” (el-Kalem, 4)

İnsan, muhabbet duyduğu kimsenin hâliyle hâllenip onunla aynîleşme yolunda mesafe alır. İşte bu sır dolayısıyla kim Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in muhabbetinde seviye kazanırsa, O’nun gönül ikliminden daha fazla nasiplenir. Bu nasip sebebiyle de, eğitim vazifesinde daha başarılı olur.

Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- her hâl ve ahvâlde kendisine benzememiz gerektiğini şöyle ifade buyuruyorlar:

“Kişi sevdiği ile beraberdir.” (Buhârî, Edeb, 96)

Yani Efendimizʼle ne kadar hâl beraberliği, amel beraberliği, ahlâk beraberliği, hissiyat ve fikriyat beraberliği içindeysek, Efendimizʼi o kadar seviyoruz demektir.

Ashâb-ı kirâm, muhabbeti de Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’den öğrendi. Cenâb-ı Hakk’ı sevdi, Rasûlullâh’ı sevdi, onların sevdiklerini sevdi ve kendilerini amel-i sâlihlerle müzeyyen hâle getirdi.

Bu şekilde sahâbî sevginin zirvesine ulaştı. Efendimiz’in en ufak bir arzusuna:

“Canım, malım, her şeyim Sana fedâ olsun yâ Rasûlâllah!” dediler.

Zira gerçek bir sevgi, fedakârlığa götürür. Sevgi, iki kalp arasında âdeta bir cereyan hattıdır.

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyuruyor:

“Ümmetim içinde beni en çok sevenlerin bir kısmı, benden sonra gelenler arasından çıkacaktır. Onlar beni görebilmek için (bana olan muhabbetlerinin şiddeti sebebiyle) mallarını ve âilelerini kaybetmeye bile râzıdırlar.” (Müslim, Cennet, 12; Hâkim, IV, 95)

Hayatın bütün safhalarında Efendimiz’e benzeyebilmek, bir mü’minin en büyük uhrevî servetidir.

Dipnot:

[1] Adâletsiz bir dünyada huzur ve sükûn olmaz. Dâimâ anarşi yaşanır. Bu sebeple İslâm hayat nizâmının her kâidesinde adâleti korumak esastır.

İslâma göre adâlet, her hak sahibine hak ettiği kadarını vermektir. Fazlasını da eksiğini de vermek adâlete aykırıdır. Adâlet önünde herkes eşittir. Nitekim Efendimiz r şöyle buyurmuşlardır:

“Ashâbım! Kimin malını yanlışlıkla aldıysam, işte malım, gelsin alsın! Kimin sırtına yanlışlıksa vurduysam, işte sırtım, gelsin vursun!” (Ahmed, III, 400)

Yine Üsâme t, hatırı sayılır bir âilenin hırsızlık yapan kızı için Efendimiz’e aracı olarak gönderildiğinde, Efendimiz r şöyle buyurdular:

“Allâh’a yemin ederim ki, Muhammed’in kızı Fâtıma hırsızlık yapsaydı, elbette onun da elini keserdim.” (Buhârî, Enbiyâ, 54; Müslim, Hudûd, 8, 9)

Kaynak: Osman Nûri TOPBAŞ, Rasûlullah Efendimizʼden Eğitim Düsturları, Erkam Yayınları

İslam ve İhsan

HANGİ İLİM İNSANA FAYDA SAĞLAR?

Hangi İlim İnsana Fayda Sağlar?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle