Ölmeden Önce ve Ölüm Sırasında Müstehap Olan Durumlar

Ölmeden evvel ve ölüm esnasında kişiye müstehap olan hususlar.

Ölüm olayı temelde bir âlemden diğerine intikal etmektir. Bu anlamda ölüm yok olmak değil, rûhun bedenden ayrılması olayıdır. Kelâm bilginlerinin çoğunluğuna göre rûh suyun yaş ağaca nüfuz etmesi gibi, bedenle iç içe olan lâtîf bir varlıktır. Ehl-i sünnete göre rûh, bakîdir, yok olmaz. Allah Teâlâ’nın; “Allah, ölünce ruhları vefat ettirir.” [1] meâlindeki âyetinin anlamı, “cesetleri ölünce” demektir. Allah Teâlâ insana çok büyük bir değer vermiş ve onun için sonsuza uzanan bir hayat takdir etmiştir. Gerçekte insan hayatı dört devreye ayrılabilir: a) Rûhların yaratıldığı tarihten, rûhun bedene üflendiği zamana kadar geçen süre, b) Dünya hayatı, c) Kabir (berzah) hayatı, d) Sonsuza uzanan âhiret hayatı.

ÖLMEDEN ÖNCE VE ÖLÜM ESNASINDA MÜSTEHAP OLAN HUSUSLAR

Ölümü anmak, ölüme hazırlanmak her Müslüman için müstehaptır. Nitekim Rasûlullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Lezzetleri yok eden ölümü çok anın.” [2] “Ölümü ve öldükten sonra kemiklerin ve cesedin çürümesini hatırlayın. Âhiret hayatını isteyen, dünya hayatının süsünü terkeder.” [3] Bir mü’min çok faziletli veya günahkâr da olsa, onun ölümü istemesi hoş karşılanmamıştır. Ebû Hüreyre’den rivâyete göre Rasûlullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Sizden biriniz ölümü temenni etmesin. Çünkü iyi bir kulsa, iyiliğinin artması, kötü bir kulsa bağışlanmasını istemesi umulur.” [4] Enes İbn Mâlik’ten gelen rivâyet şöyledir: “Sizden biriniz, dünyada kendisine gelen bir sıkıntıdan dolayı ölümü temenni etmesin. Fakat şöyle desin; Ey Allah’ım! Hayat benim için hayırlı olduğu sürece beni yaşat. Ölüm benim için daha hayırlı olunca da beni vefat ettir.” [5]

Hasta Ziyareti Sünnet mi?

Hasta ziyareti sünnettir. Berâ İbn Âzib (r.a) şöyle demiştir: “Rasûlullah (s.a.s) bize cenazelere katılmamızı ve hasta ziyaret etmemizi emretti.” [6] Ebû Hureyre (r.a)’nin merfû olarak rivâyet ettiği bir hadiste şöyle buyurulur: “Müslümanın Müslüman üzerindeki hakkı altıdır: a) Karşılaştığın zaman selâm ver, b) Çağırdığı zaman davetine git, c) Öğüt istediği zaman öğüt ver, d) Aksırdığı zaman “el-hamdülillâh” derse, sen “yerhamükellah (Allah sana merhamet etsin) de, e) Hasta olduğu zaman ziyaret et, f) Ölünce cenazesine git.” [7] Hz. Peygamber, Hakîm İbn Hızâm’ın halası Ümmü’l-Alâ (r. anhâ) hasta olunca ziyaretine gitmiş ve kendisine şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz müslümanın hastalığı sebebiyle Allah Teâlâ, ateşte eritilen altın ve gümüşün kirinin yok olması gibi, hatalarını giderir.” [8] Ebû Musa (r.a)’ten, Rasûlullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Bir kimseyi hastalık veya yolculuk meşgul eder, amel eksikliği olursa, kendisine sağlıklı ve mukîm iken yaptığı amellerin benzeri yazılır.” [9]

Hasta Yanında Okunacak Dua

Hastanın yanında okunabilecek bazı dualar hadis-i şeriflerde nakledilmiştir. Şu duanın yedi kere okunması müstehap sayılmıştır: Hz. Peygamber (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Her kim eceli gelmemiş olan bir hastayı ziyaret eder ve onun yanında yedi kere: Es’elüllâhe, Rabbe’l-arşi’l-azîm en yüşfîke (Ulu arşın Rabbı olan yüce Allah’tan, sana şifa vermesini dilerim) diye dua ederse Allah Teâlâ o kişinin hastalığına şifa verir.” [10]

Yine hasta ziyaretinde, hastanın yanında Yâsin, Mülk veya Ra’d sûreleriyle Fâtiha, İhlâs ve Muavvizeteyn sûrelerini okumak müstehap sayılmıştır.

Hastaya Söylenecek Sözler

Hastaya ecel konusunda hoşuna gidecek, sevindirecek sözler söylenmelidir. Allah’ın hükmünü hiç bir şey geri çeviremezse de, hastanın gönlünü hoş etmek gerekir.[11]  Hasta tevbe etmeye ve vasiyetlerini yapmaya teşvik edilir. Çünkü Allah’ın Elçisi; “Vasiyet edeceği bir şeyi olup da, yanında yazılı vasiyeti bulunmaksızın iki gece geçirmek Müslümanın işi değildir.” [12] buyurmuştur. Hasta olan veya bir belâ ile karşılaşan herkes sabretmeye çağrılmalıdır. Çünkü Allah Teâlâ sabrı emretmektedir: “Sabret! Çünkü senin sabrın ancak Allah’ın yardımıyladır.” [13] Rivâyet edildiğine göre hasta bir kadın Hz. Peygamber’e gelerek şöyle dedi: Ey Allah’ın Rasûlü! Dua et de Allah bana şifa versin. Bunun üzerine Hz. Peygamber şöyle buyurdu: “Dilersen Allah’a dua ederim, sana şifa verir. Dilersen sabret, o zaman senin için sorgu sual yoktur.” Kadın; öyleyse sabredeyim ve bana sorgu sual olmasın, dedi.[14] Ebu’n- Nadr es-Sülemî (r.a), Rasûlullah (s.a.s)’in şöyle buyurduğunu nakletmiştir: “Bir Müslümanın, kendisi Allah’ın kazasından razı olduğu halde, üç tane çocuğu ölmez ki, bunlar kendisi için ateşe karşı bir kalkan olmasın.” Orada ki bir kadın sordu; “Ya iki çocuğu ölmüşse?” Hz. Peygamber; “İki çocuğu ölmüşse de hüküm böyledir” cevabını verdi.[15]

Dipnotlar:

[1] Zümer, 39/42. [2] Tirmîzî, Zühd, 4; Kıyâme, 26; Nesâî, Cenâiz, 3; İbn Mâce, Zühd, 31. [3] Tirmîzî, Kıyâme, 24; A. İbn Hanbel, I, 387. [4] Nesâî, Cenâiz, 21, H. No: 1816, 1817. [5] Nesâî, Cenâiz, 21, H. No: 1818-1821. [6] Buhârî, Merdâ, 4. [7] Buhârî, Libâs, 36, 45, Cenâiz, 2, Nikâh, 71, Eşribe, 28. [8] Ebû Dâvud, Cenâiz, 20, H. No: 3092. [9] Buhârî, Cihâd, 56, H. No: 134; Ebû Dâvud, Cenâiz, 20, H. No: 3091. [10] Ebû Dâvud, Cenâiz, 8; Tirmizî, Tıb, 32; A. İbn Hanbel, I, 236, 352, II, 441. Tirmizî, hadis için “hasen- garîb” demiştir. [11] Tirmîzî, Tıb, 35. [12] Buhârî, Vasâyâ, 1, Müslim, Vasiyye, 1, 4. [13] Nahl, 16/127; bk. Hûd, 11/110; Kehf, 18/28. [14] A. İbn Hanbel, I, 347. [15] Mâlik, Muvatta’, Cenâiz, 39.

Kaynak: Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslam İlmihali, Erkam Yayınları

ÖLÜNÜN ARDINDAN YAPILACAK AMELLER

Ölünün Ardından Yapılacak Ameller

ÖLÜNÜN ARDINDAN YAPILAN YANLIŞLAR

Ölünün Ardından Yapılan Yanlışlar

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.