Nikah Ne Demektir?

İslam’da nikah nedir, ne anlama gelir? İslam’da nikahın tanımı ve kapsamı.

Nikâh sözcüğü arapça “nekeha” fiilinden bir mastar olup, erkeğin kadınla evlenmesi ve onunla cinsel temasta bulunması anlamına gelir. Bu sözcüğün “evlilik akdi” anlamı mecaz, “cinsel temas” anlamı ise gerçek anlamdır.

NİKAH NEDİR?

Bir fıkıh terimi olarak nikâh; şer’an evlenme engeli bulunmayan bir kadının, cinsel yönlerinden yararlanmayı erkeğe mübah kılan rizaî bir akittir. Müteahhırûn (12. M. yüzyıldan sonraki) fakihlerinin tarifi ise şöyledir; nikâh, erkeğe kadının cinsel yönlerinden yararlanma hakkı veren bir sözleşmedir. Evlilik, nitelikleri dikkate alınarak aşağıdaki şekilde tarif edilebilir: Evlenmeleri yasak olmayan bir erkekle bir kadın arasında yapılan, birbirinin cinsel yönlerinden yararlanmayı meşrû kılan, ortak hayat ve nesli sürdürmek için bir bağ meydana getiren akittir.”[1] İslâm’da nikâh akdi hem medenî bir muâmele ve hem de bir ibadettir. Çünkü nikâhın rükun ve şartlarını İslâm belirler ve eşlerin evlilik nedeniyle pek büyük ecirlere ulaşacağını haber verir. Evliliğin niteliğini İbnü’l-Hümâm (ö.861/1457) şöyle belirtir: “Nikâh ibadetlere daha yakındır. Hatta evlenmek, sırf ibadet niyetiyle bekâr kalmaktan daha üstündür.”[2] Son devir fakihlerinden İbn Âbidîn (ö.1252/1836) ünlü Reddü’l-Muhtar adlı eserinde nikâh konusuna şu cümlelerle başlar: “Bizim için Hz. Âdem devrinden günümüze kadar meşrû olmuş, sonra cennette de devam edecek, nikâh ile îmandan başka İbadet yoktur.”[3]

Nikâhın mescid içinde aktedilmesi ve uygun olursa cuma gününe rastlatılması müstehaptır. Bu durum da onun ibadet yönünü güçlendirir.[4]

Şâfiîlere göre evlilik, alış-veriş gibi dünyaya ait alelâde işlerden olup, ibadet niteliğinde değildir. Dayandıkları delil, gayrimüslimlerin nikâhının da İslâm nazarında geçerli sayılmasıdır. Eğer ibadet olsaydı, onların nikâhlarının geçersiz olması gerekirdi. Evlilikten gaye, kişinin cinsel isteklerini teskinden ibarettir. İbadet ise yüce Allah için bir iş ve bir amel yapmaktır. Bu yüzden Allah için iş yapmak kendi nefsi için iş yapmaktan daha faziletlidir. Şâfiîlerin bu görüşüne çoğunluk mezhep müctehitleri karşı çıkmıştır. Şöyleki:

Çoğunluk müctehitlere göre evlilik akdinin müslim veya gayri müslim için geçerli olması dünyada toplum düzeni ile ilgilidir. Nitekim mescit, yol yapımı ve benzeri hayır işleri Müslüman için bir ibadet olduğu halde, gayri müslim için bir ibadet sayılmaz. Genel anlamda Allahü Teâlâ’nın hoşnut ve razı olduğu her iş ve davranış mü’min için bir ibadettir. Bu yüzden İslâm’ın belirlediği esaslara göre kurulan ve buna göre yürütülen evlilik de ibadet niteliğindedir. Çünkü evlenmekle, nefsi haramlardan korumak ve nesli sürdürmek gibi birçok toplum maslahatları gerçekleşir. Nitekim Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

“Sizden birinizin evliliğinde sadaka sevabı vardır.” [5] “Bir kimsenin sarfedeceği en faziletli para (dinar), kendi aile fertlerine harcayacağı para ile, Allah yolunda hayvanına ve yine Allah yolunda cihad edecek olan arkadaşlarına harcayacağı paradır.” [6] “Çocuklarına, eşine ve hizmetçine yedirdiğin senin için bir sadakadır.” [7]

Diğer yandan kocaları yoksul olan iki varlıklı kadın, Allâh’ın elçisine gelerek, kocalarına sadaka verip veremeyeceklerini sormuşlardı. Hz. Peygamber onlara şu cevabı verdi: “Kocalarınıza yardım ederseniz size iki ecir vardır. Hısımlık ecri ve sadaka ecri.”[8]

İslâm’da nikâh akdi sırasında bir din adamının veya resmi bir devlet memurunun hazır bulunması zorunlu değildir. Evlenecek erkekle kadının veya bunların veli ve vekil gibi temsilcilerinin ve şahitlerin hazır bulunması yeterlidir. İslâmî hükümleri bilen bir din adamının nikâh akdini yönetmesi, evliliğin İslâm’a uygun olarak yapılmasına yardımcı olmaktan ibarettir. Çünkü bir İslâm bilgininin nikâh akdini yönetmesi, gerekli soruları sorup, cevap alması nikâhın rükun ve şartlarından değildir. Bu durum onun dinî niteliği ve ibadet yönü için bir engel teşkil etmez.

Batı ülkeleri Hristiyan toplumlarında nikâhın dinî veya medeni niteliği uzun süre tartışılmış, kimi ülkelerde nikâh yalnız kiliselerde akdedilirken, kimi ülkelerde de medeni nikâh esası benimsenmiştir. Resmi devlet memuru önünde akdedilen nikâha “medenî nikâh” denir.

Fransa’da 1787 M. yılında çıkarılmış olan bir kral buyruğu ile katolik olmayanların dilerlerse ikametgâhlarının bulunduğu yer kilisesinde, isterlerse aynı yerin hâkimi önünde evlenebilecekleri kabul edilmiştir. Birincisi dinî, ikincisi ise medenî nikâh niteliğindedir.

Bazı Hristiyan ülkeler sonradan medenî evlenmeyi kabul etmekle birlikte, önce dinî nikâhın akdedilmesini de şart koşmuşlardır. Meselâ; Yunanistan ve Romanya medenî nikâhtan önce, dinî nikâhın yapılmış olmasını ön şart olarak benimsemişlerdir.[9]

Osmanlı Devleti uygulamasında 1917 tarihli “Hukuk-ı Aile Kararnamesi” Hristiyan veya Musevîler için kısmen dinî ve kısmen de medenî evlenme usulü getirmiştir. Buna göre gayri müslimlerin nikâhı, dinî âyinler çerçevesinde rûhanî memurlarınca yani papaz veya rahiplerce akdedilir. Ancak ruhanî memur, en az yirmi dört saat önce mahallî mahkemeye haber verir. Hakim; belirtilen saatte nikâh meclisine özel bir memur gönderip kıyılan nikâhı deftere kayıt ve tescil ettirir.[10] Adı geçen kararnameye göre, Müslümanların evliliği de, aynı şekilde evde, bir salon veya mescidde, hakim naibinin hazır bulunduğu bir mecliste akdedileceği esası getirilmiştir. Böylece, ayrı dinlere mensup topluluklara, kendi inançlarına uygun bir şekilde evlenme, boşanma, nafaka, miras ve ticaret yapma serbestliği tanınmıştır.

Osmanlı Devleti yalnız toplum düzeni, hakların korunması ve kurallara uymayanlara gerekli yaptırım gücünün kullanılması için merkezi gücü elinde toplamış, çeşitli ırk, din ve mezhep sahiplerinin uzun yüzyıllar bir arada ve birlikte yaşamasını sağlamıştır.

Amerika Birleşik Devletlerinde, İngiltere’de ve İskandinav ülkelerinde ise toplum dinî veya medenî nikâhtan dilediğini seçme hakkına sahiptir. Eşlerin tercihine göre kilisede veya resmî nikâh memuru önünde akdedilen nikâhla ilgili belgeler nüfus kütüklerinde birleşmiş olur.

Bazı ülkelerde medenî evlenme şekli zorunlu hale getirilmiştir. Hollanda, İsviçre ve Türkiye gibi ülkeler bunlar arasındadır. Bu gibi ülkelerde resmî memur önünde kıyılmayan nikâh yok hükmünde sayılmaktadır.[11] Ancak resmî nikâhtan sonra dini nikâh ya da dinî merasim serbest bırakılmıştır.

Türkiye’de son yapılan kanuni düzenleme ile ilgili bakanlığın il ve ilçe müftülüklerine de “evlendirme memuru yetkisi ve görevi” verebileceği esası benimsenmiştir.[12] Bu düzenlemeyle, o belde Müslümanlarına dilerlerse nikâhlarını müftülükler eliyle akdetme serbestliği getirmesi önemli bir gelişmedir.

Dipnotlar:

[1] bk. İbnü’l-Hûmâm, Fethu’l-Kadîr, II, 339, vd.; Meydânî, el-lübâb, III, 3; İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr, II, 335-357; Şirbînî, Muğnî’l-Muhtâc, III, 123. [2] İbnû’l-Hümâm, age, II, 340. [3] İbn Âbidîn, age, II, 258. [4] Âskalânî, Bulûgu’l-Merâm, Terc. Davudoğlu, İstanbul, 1967, II, 228 vd. [5] Müslim, Zekât, 53; Ebû Dâvûd, Tatavvu’, 12, Edeb, 160; A. b. Hanbel, V, 167, 168. [6] Müslim, Zekât, 38; Tirmizî, Birr, 42; İbn Mâce, 4; A. b. Hanbel, V, 279, 284. [7] A.b. Hanbel, IV, 121, 122. [8] Müslim, Zekât, 45. [9] Halil Cin, İslâm ve Osmanlı Hukukunda Evlenme, Ankara 1974, s. 133. [10] H.A.K. mad. 40-44. [11] bk. Cin, age, s. 134; Döndüren, age, s. 244, 245; Türk Medini Kanunu mad. 108. [12] Nüfus Hizmetleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik yapan Kanun Tasarısı, TBMM İşişleri Komisyonunda kabul tarihi: 05 Ekim 2017.

Kaynak: Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Delilleriyle Aile İlmihali, Erkam Yayınları

İLK NİKAH NASIL KIYILDI?

İlk Nikah Nasıl Kıyıldı?

NİKAH İLE İLGİLİ HADİSLER

Nikah ile İlgili Hadisler

NİKAH DUALARI

Nikah Duaları

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.