Namazın Kıraatinde Yapılan Hatalar Namazı Bozar mı?

Namaz kılarken sure veya duayı yanlış okumak namazı bozar mı? Namazın kıraatinde yapılan hatalar (zelletü’l-kârî).

Kur’an-ı Kerim’in bir kelimesi kasten değiştirilir ve bununla anlam da bozulursa, böyle bir okuyuşla namazın bozulacağı konusunda görüş birliği vardır. Ancak Cenâb-ı Hakk’ı övme ile ilgili olup, yine övme ile ilgili başka bir lafız okunmuş bulunursa bu durum müstesnadır. Böyle bir şeye cüret etmek de caiz görülmez.

Kur’an-ı Kerim’i okumadaki bir hataya, okuyanın sürçmesine “zelletü’l-kârî” denir.

Hanefîlerin bu konuda iki görüşü vardır. Biri mütekaddimûnun görüşü olup, ihtiyata en uygun olan görüştür. Şâfiîler de bu görüşü benimsemişlerdir. Diğeri müteahhirûna ait görüş olup, daha kolaydır.[1] Milâdî, onbirinci yüzyılın ortalarına kadar yetişen İslâm fakihlerine mütekaddimûn, bu tarihten sonra yetişen ve İslâmî hükümleri yeni ihtiyaçlara göre yoruma tabi tutan fakihlere de müteahhirûn (sonra gelenler) denir.

MÜTEKADDİMÛN DÖNEMİ

Şu çeşit okuyuşlar namazı bozar:

1) İnanılması küfrü gerektirecek şekilde, manayı değiştiren her yanlış okuyuş.

2) Benzeri Kur’an’da bulunmayan her okuyuş.

3) Anlamı fahiş bir şekilde aslından uzak ve bozulmuş olan okuyuş sebebiyle namaz bozulur. “Hâza’l-gurâb (bu karga)” yerine “hâza’l-gubâr (bu toz)” anlamına gelen benzer kelimeyi kullanmak gibi. Yine, Kur’an’da benzeri bulunmayan ve bir anlam ifade etmeyen bir sözle de namaz bozulur. Sırlar anlamına gelen “es-serâir” yerine, bir anlamı olmayan “es-serâil” kelimesini söylemek gibi. Diğer yandan bu sonuncu kelime Kur’an’ın başka bir yerinde de yoktur.

Ebû Hanife ile İmam Muhammed’e göre, benzeri Kur’an’da bulunduğu halde, anlamı asıl kelimenin anlamından uzak olan, fakat fâhiş bir şekilde anlamı bozmayan ifadelerle de namaz bozulur. Böyle bir okuyuş Ebû Yusuf’a göre, namazı bozmaz. Çünkü bu gibi okuyuşlarda genel olarak zorluk söz konusudur. Bu konuda umumî belvâ vardır. Kendisiyle fetva verilen görüş de budur.

Eğer yapılan yanlışın Kur’an’da benzeri bulunmaz ve bu okuyuşla anlam da bozulmazsa, yukarıdaki meselenin aksine Ebû Hanife ile İmam Muhammed’e göre namaz bozulmaz. Fakat Ebû Yusuf’a göre bozulur. “Kavvâmîn” kelimesinin yerine “Kayyâmîn” kelimesini okumak gibi.

Bu duruma göre, Ebû Hanife ile İmam Muhammed, sehven yanlış okunan lâfız ile Kur’an’daki anlamın aşırı değişip değişmemesini dikkate almışlardır. Eğer anlam fazla değişirse namaz bozulur. Aksi halde bozulmaz. Okunan lafzın Kur’an’da benzerinin bulunup bulunmaması sonucu değiştirmez. Ebû Yusuf ise, okunan lafzın Kur’an’da benzerinin mevcut olup olmamasını kriter olarak almıştır. Eğer benzeri Kur’an’da varsa, aşırı anlam değişikliği olsa bile, namaz bozulmaz. Eğer Kur’an’da benzeri yoksa, aşırı anlam değişikliği olmasa bile namaz bozulur.

MÜTEAHHİRÛN DÖNEMİ

Arapça bilmeyen toplumların İslâm’a girmesi, âyetlerin okunuşu ve harekelenmesi problemini de birlikte getirmiştir. Harflerin okunuşu, hareke ve kelimeleri bölme ile ilgili ve benzeri konulardaki zorluklar karşısında müteahhirûn fakihleri, okuyuş yanlışlığı yapanlarla ilgili olarak şu esasları ortaya koymuşlardır:

1) Kelimenin irabındaki (kelimenin son harfinin cümle içinde alması gereken hareke) yanlışlığı mutlak olarak namazı bozmaz. Bu yanlışlık yüzünden meydana gelen anlamın küfrü gerektirip gerektirmemesi de sonucu değiştirmez. Çünkü insanların çoğu, Kur’an-ı Kerim’in irab yönlerini birbirinden ayıramazlar. Meselâ; “Ve iz ibtelâ İbrâhîm’e Rabbühû”

(Rabb’i, İbrahim’i denediği zaman)” âyetinde, İbrahim’i ötre, Rabbühû’yü üstün okumak gibi. Bu takdirde âyetin anlamı: “İbrahim, Rabb’ini denediği zaman...” şeklini alır ki, böyle bir anlam uygun düşmez. “Na’budü (Biz ibadet ederiz)” kelimesini “na’bidü” şeklinde okumak da böyledir.

2) Kur’an’da bir harf yerine, yanlışlıkla başka bir harf okunacak olsa şu eseslara uyulur: Eğer bu iki harfin arasında -kaf ile kâfta olduğu gibi- mahreç yakınlığı varsa veya bunlar “sin ile sad gibi” bir mahreçten olup aralarında ibdâl (birini diğerine çevirme) caiz ise bununla namaz bozulmaz. “Felâ takher” yerine “Felâ tekher”, “es-samed” yerine “es-semed” okunması gibi. “Fethun karîb” yerine, “Fethun garîb” okunması da böyledir.

3) Bir zorlama olmaksızın iki harfi birbirinden ayırmak mümkün olan durumlarda, bir harf yerine başka bir harfi okumakla namaz bozulur. “es-Sâlihât (sâlih ameller)” kelimesindeki “sâd” yerine “et-tâlihât” tarzında “tâ” ile okumak gibi. “Allahu ehad” yerine “Allah ehat” okumak da böyledir.

4) Farklı okunan iki harfi birbirinden ayırma güçlüğü varsa, umumun mübtela olduğu bir durum olduğu için çoğunluğa göre, böyle bir okuyuştan ötürü namaz bozulmaz. “es-Sırâta” kelimesinde “sâd” yerine, “es-sirâta” şeklinde “sin” ile okumak gibi.

5) İki harf arasında mahreç birliği veya yakınlığı olmadığı halde, umumî belvâ bulunup, bunların aralarını ayırmak güç olsa, bunlardan birinin yerine diğerinin telaffuz edilmesi, bir çok fakihe göre namazı bozmaz. “dat” yerine “dâl”, “zâl” veya ”zı” harfinin okunması ve “zel” yerine de “ze” veya “zı” harfinin telaffuz edilmesi gibi. “Sâd” ile ”sin”, “tı” ile “te” harfleri de böyledir.

Meselâ; “Ve lâ’d-dâllîn” yerine “velâ’z-zâllîn”, yani “dâd” yerine “zı” veya “zel” okunması namazı bozmaz. Bununla birlikte bu konuda başka görüşler de vardır. Bu harfleri ayırmaya gücü yetecek olan kimsenin bu değişikliğe fırsat vermemesi gerekir. Bilerek bu şekilde okumak ise namazı bozar.

6) Şeddeli harfi yanlışlıkla şeddesiz, şeddesiz bir harfi de şeddeli okumak, uzun okunacak bir harfi kısa, kısa okunacak olanı uzun, idgam edilecek harfi idgamsız, idgamsız okunacak olanı idgamlı okumak namazı bozmaz. “İyyâke” kelimesini şeddesiz “iyâke” okumak gibi.

İnce okunacak bir harfi kalın, kalın okunacak bir harfi ince okumak da bu niteliktedir. Çünkü bu konularda umumî belva vardır. “Lâ raybe” yerine “Lâ reybe” okumak gibi.

7) Kur’an’dan herhangi bir kelimeye bir harf ilâvesiyle de namaz bozulmaz. “Sırâtallezîne” yerine “es-sırâtallezîne” şeklindeki okumada, kelimenin başındaki harf-i tarif, Kur’an’ın aslında olmadığı halde, anlama bir etkisi bulunmadığı için namazı bozmaz.

8) Kur’an-ı Kerim’de bir kelimenin harflerini diğerine bitiştirmekle de namaz bozulmaz. “İyyâ kena’büdü” örneğinde olduğu gibi. Bunun aslı “İyyâke na’büdü (yalnız sana ibadet ederiz)” şeklindedir. Ancak bu gibi kelime aralarında sekte (sesi kesip duraklama) yapılmamasına dikkat edilmelidir.

9) Namazda Kur’an’dan bir kelimenin bir parçası kesilse, meselâ; “el-hamdü” yerine unutmaktan veya nefesin kesilmesinden dolayı yalnız “el” denilip, daha sonra “hamdü” denilse veya okunacak bir kelime hatıra gelmeyip, başka bir kelimeye geçilse, çoğunluğa göre namaz bozulmaz. Çünkü unutma veya nefesin kesilmesi hususunda zarûret ve umumî belvâ vardır. Meselâ, “Matlaı’l-fecr”  yerine nefesin kesilmesinden dolayı “Matlaı’l-fec” diyerek rukûa varılsa, namaz bozulmuş olmaz.

10) Âyete yanlışlıkla bir harf ilâve edilse, eğer anlam değişmezse namaz fâsit olmaz. “Yüdhılühû nâran (onu ateşe sokar)” yerine, “Yüdhılühum nâran (Onları ateşe sokar)” okunması gibi. Fakat anlam değişirse, bir görüşe göre namaz bozulur. “İnneke le mine’l-mürselîn (Şüphesiz sen gönderilen peygamberlerdensin)” yerine “Ve inneke le mine’l-mürselin (Yemin olsun ki, sen gönderilen peygamberlerdensin)” okumak gibi. Burada yeminin cevabı yemin yapılmış olur. Ancak bu durumda namazın bozulmayacağını söyleyenler de vardır.

11) Kur’an’dan bir kelimenin, bir harfi yanlışlıkla eksik okunsa, eğer bu harf, kelimenin aslından olur ve anlam değişirse, Ebû Hanîfe ve İmam Muhammed’e göre namaz bozulur. “Mimmâ razaknâ hum (Bizim, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden)” yerine “Mimmâ zeknâ hüm” veya “Ve cealnâ” yerine, sadece “alnâ” okunması gibi.

Yine kelimenin aslından olmamakla birlikte, bir harfi düşürmekten dolayı, küfre yol açacak bir anlam meydana gelirse namaz fâsit olur. “Ve mâ halaka’z-zekere ve’l-ünsâ” yerine “Ve mâ halaka’z-zekere el-ünsâ” okunması gibi.

Düşürülen harf, asıldan olmadığı veya asıldan olmakla birlikte anlam değişmediği takdirde namaz bozulmaz. “el-Vâkıatu” kelimesini “tâ”sız olarak “el-Vâkıa” tarzında okumak gibi.

12) Namazda Kur’an’daki bir kelime tekrar edilse, eğer bununla anlam değişmezse namaz bozulmaz, bazı fakihlere göre anlam değişse de yine bozulmaz. Diğer bazı fakihlere göre ise bozulur. Sağlam görülen görüş budur. “Rabbi’l-âlemîn (Âlemlerin Rabbi)” yerine “Rabbi rabbi’l-âlemîn (Âlemlerin Rabb’inin Rabb’i)” okumak gibi. Bununla, âyetin anlamının değişeceğini bilen kimsenin, bunu bu şekilde bilerek okuması namazı bozar. Fakat bir dil sürçmesi veya harfleri daha güzel çıkarma gibi bir gayretle okunduğu takdirde namazın bozulmaması daha uygun görülmektedir.

13) Kıraat sırasında okunan âyetlere yanlışlıkla bir kelime ilâve etmek yahut okunan âyetlerden bir kelime veya bir harf eksiltmek yahut bir kelime veya harfi öne almak yahut sonraya bırakmak yahut başka bir kelime vaya harfe çevirerek okumakla anlam bozulmuyorsa namaz da bozulmaz. “Teâlâ ceddü Rabbinâ (Rabbimizin şanı yüce oldu)” dan “yâ” harfi eksiltilerek “teâle” okumak, “infeceret” yerine “inferecet”, “evvâb” yerine “eyyâb” okumak gibi. Anlam değişmediği sürece bu gibi okuyuşlar namazı bozmaz.

Âyete yanlışlıkla ilâve edilen kelime, Kur’an’da bulunup anlamı değiştirmezse namazı bozmaz. “Lâ ta’budûne illâ’llâhe ve bi’l-vâlideyni ihsânen (Siz ancak Allah’a kulluk eder, ana-babanıza ihsanda bulunursunuz)” âyetinin sonuna “ve birren (ve iyilikte)” kelimesini ilâve etmek gibi.

Fakat ilâve edilen kelime, Kur’an’da bulunmakla birlikte, anlamı küfrü gerektirecek şekilde değiştirirse namazı bozar. Meselâ; “Men âmene billâhi ve’l-yevmi’l-âhiri ve amile sâlihan felehüm ecruhüm (Kim Allah’a ve âhiret gününe iman eder ve sâlih amel işlerse onlar için ecir vardır)” âyet-i kerimesine “sâlihan”dan sonra “ve kefera (ve kâfir olursa)” kelimesini ilâve etmek, anlamı ters çevirir. Bu yüzden de namazı bozar.

Kelimelerin yer değiştirmesi anlam değişikliğine yol açmazsa namaz bozulmaz. “Fîhâ zefîrun ve şehîkun” yerine “fîhâ şehîkun ve zefîrun” okunması gibi. Fakat anlam değişirse, fakîhlerin çoğunluğuna göre namaz bozulur.

Yine .اِنَّ اْلاَبْرَارَ لَفِى نَعِيمٍ وَاِنَّ الْفُجَّارَ لَفِى جَحِيمٍ “İnne’l-ebrâra lefî naîm ve inne’l-füccâra lefî cehîm (Şüphesiz iyi kimseler naîm cennetindedirler, günahkarlar ise cehennemdedir)” âyetinde “cehîm (cehennem)”i ِnce, “neîm (cennet)”i sonra okumak da anlamı ters çevirir ve iyi kimselerin cehenneme gideceği anlamı ortaya çıkar.

14) Nesebin değişik olarak anlaşılmasına sebep olan okuma yanlışı da namazı bozar. Meselâ; “Meryem ibnetu Gaylân (Gaylan kızı Meryem)” veya “İsa İbn Lokman (Lokman oğlu İsa)” okunmasıyla namaz bozulur. Çünkü Hz. İsa babasız dünyaya gelmiştir. Bu nisbet Kur’an’la çelişir.

15) Peltek konuşan kimse “ra” harfini “ga” veya “lâm” yahut “yâ” olarak telaffuz etse namazı bozulmaz. “Rabbi’l-âlemîn” yerine “Labbi’l-âlemîn” demesi gibi. Ancak böyle kimsenin telaffuzunu düzetlemeye gayret etmesi ve okumakta güçlük çekmeyeceği âyetleri bulup okuması gerekir. Böyle bir kişi “ümmî” mesabesinde sayılır.

“el-Hamdü lillâhi” kelimesini “el-hemdü” veya “Kul hüvallâhü ehad” âyetini “Kül hüvallahu ehad” şeklinde okuyup, başka türlü okuyamayanlar da peltek hükmündedir.

Bir kimse namazda fahiş hata ile kıraatta bulunduktan sonra, geri dönüp doğru şekilde okusa namazı caiz olur.

Şâfiî ve Hanbelîler’e göre, Fâtiha dışındaki okuyuşlarda meydana gelen hata namazı bozmaz. Ancak böyle bir kimse bilerek anlamı bozacak şekilde yanlış okursa kendisinin de, kendisine uyan cemaatin de namazı bozulur. Fakat bir kimse namaz kılarken Fâtiha’yı, anlamı değiştirecek şekilde yanlış okursa, bunu ister bilerek, isterse yanılarak yapsın namazı bâtıl olur. Bu görüş, Fâtihasız namazın caiz olmayacağı esasına dayanır. Çünkü bu mezheplere göre namazda Fâtiha’yı okumak farzdır.[2]

Dipnotlar:

[1] İbn Âbidîn, I, 589-593; Zühaylî, age, II, 20 vd; Bilmen, age, 217 vd. [2] İbn Kudâme, Muğnî, II, 198; Zühaylî, age, II, 21 vd; Bilmen age, 221 vd.

Kaynak: Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslam İlmihali, Erkam Yayınları

NAMAZDA SUREYİ YANLIŞ OKUMAK NAMAZI BOZAR MI?

Namazda Sureyi Yanlış Okumak Namazı Bozar mı?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.