Musul’u Neden Musullular Özgürleştirmiyor?

ABD’nin uyduruk gerekçelerle Irak’ı işgal edip ve ardında enkaz bırakarak çekilmesi sonrası Irak şehirlerinin İran’ın yeni vilayetlerine dönüştüğünü söylemek abartı olmaz. Bağdat, Sama, Basra gibi diğer pek çok Irak şehrinin tamamen Şiileştirildiği uzun zamandır dillendiriliyordu zaten.

ABD’nin askerlerini Irak’tan çekmesiyle başlayan ve “Irak’ın “Sünnisizleştirilmesi” diye de tanımlanabilecek bu süreçte, devlet kadrolarında çalışan neredeyse Sünni bırakılmadı. Irak ordu ve polis teşkilatı %95 oranında Şiileştirildi.

Her anlamda Sünnilere hayatı dar eden Nuri Maliki dönemi Irak’taki Sünnisizleştirme operasyonlarının zirve yaptığı dönem oldu. Onun ardından iktidara gelen Haydar İbadi döneminde de değişen bir şey olmadı. İran’daki dini otoritenin gölgesindeki Bağdat merkezi yönetimi mezhebi ayrıştırma politikasını sürdürdü. Bu ayrıştırmanın yanı sıra Haşdi Şabi denen ve estirdiği terörle DAİŞ ile yarışan Şii milislerin Sünnilere yönelik şiddeti kimi Sünni aşiretleri DAİŞ’in kucağına itti. Bu süreçlerin nihayetinde de Irak’ı yakmaya başlayan mezhep savaşı tüm bölgeyi tehdit eder hale geldi.

MUSUL'DA OYNANAN OYUN

Evet, Musul tehdit altında. Demografik yapısı ile oynanma, işgal edilme tehlikesi ile karşı karşıya. Musul’un, Musullular tarafından kurtarılmasını istemeyen, ABD ve İran’ın kuklası Bağdat yönetimi, İran’lı dini mercilerin kontrolü altındaki Haşdi Şabii’yi de arkasına alarak sözüm ona Irak’ın geride kalan tek Sünni şehrini özgürleştireceklermiş. Musul’u 40 bin askeriyle koruyamayan, sayıları yüzlerle ifade edilen DAİŞ teröristlerine tek kurşun atmadan teslim eden Bağdat yönetimi Musul’u kurtaracakmış. O zaman teslim ettiler ki şimdi kurtarabilsinler. Niyetlerini taa o zaman bozmuşlar.

Başta da ifade ettiğimiz gibi mesele Musul’un DAİŞ’ten kurtarılması değil. Öyle olsa Türkiye’nin ısrarla dillendirdiği Musul’un Musullular tarafından kurtarılmasına, Şii milislerin Musul’a girmemesi önerisine karış çıkılmazdı. Ama İran’ın gölgesinde ve ABD’nin emriyle hareket eden Bağdat merkezi yönetimi mezhebi hesaplarla meseleye yaklaşmayı sürdürüyor.

ORTADOĞU'YU MEZHEP SAVAŞLARINA HAZIRLIYORLAR

Bu stratejinin DAİŞ’i bitirmeyeceğini, bitirse bile başka DAİŞ’leri ortaya çıkartacağını, tüm bölgeyi mezhep savaşlarına sürükleyeceğini görmüyorlar. Türkiye, ısrarla bu tehlikeye karşı uyarıyor ama nafile. İran’daki siyaset yapıcılarının bitmez tükenmez hırsları akıllarının önüne geçtiği için bu politikayı sürdürüyorlar…

DAİŞ’i bölgeye bela eden Batı dünyasının siyaset yapıcıları ise ne yaptıklarını çok iyi biliyorlar. Denge siyaseti adına mezhebi ve etnik aidiyet taassubunu körükleyerek bölgedeki kaotik ortamı derinleştirmeye çalışıyorlar. İran’ın yayılmacı politikalarının önünü açmaları, vahşette DAİŞ’ten aşağı kalmayan Haşdi Şabi denen Şii teröristlerin katliamlarını görmezden gelmeleri boşuna değil. Hatta insanları yakan, baş aşağıya asarak döner bıçağı ile doğrayan, vahşilikte DAİŞ’ten çok daha öteye gidebileceklerini göstermek için canlı canlı kedi yiyerek poz veren bu teröristlere ABD’li yetkiler saygılarını dahi belirtiyorlar.

İSLAM'I İSLAM'LA SAVAŞTIRMA FİTNESİ

Evet, tüm bunlar Ortadoğu’yu kantonlara, devletçiklere bölme stratejisinin parçası. Şii yayılmacılığına sessiz kalarak, göz yumarak, hatta destekleyerek Sünni dünyanın kaygılarını artırıyorlar. Hedefleri bu coğrafya halklarının korkularını, endişelerini körükleyerek, etnik, mezhebi fay hatlarını harekete geçirmek. Bölge aktörlerini birbirine kırdırmak. Müslümanı, Müslümana,  Türk’ü Farisi’ye, Kürt’ü Arap’a, Kürd’ü Kürd’e,  Sünni’yi Şii’ye boğazlatmak.

İran’la Irak’ı sekiz yıl savaştıranlar yine aynı taktikle, böl-parçala metoduyla bölgeyi yeniden işgale çalışıyorlar. Mezhep kavgasını, etnik aidiyet taassubunu körüklüyorlar. Tüm Ortadoğu’da nüfusu on milyonu geçen ülke istemiyorlar. Kontrol edilebilir devletçikler ihdas etmeye çalışıyorlar. En büyük arzuları da Türkiye ile İran’ı, Suudi Arabistan’la İran’ı savaştırmak. Şiiliği kullanarak kendi Farisi ulusal hedeflerini gerçekleştirmek isteyen İranlı siyasetçiler, “Musul’da Hüseyin’in intikamını alacağız” diyen sözüm ona Şii din adamları, bu yalın gerçeği görmüyorlar ne yazık ki. Görmedikleri için de Batılı emperyalistlerin İslam’ı İslam’la savaştırma fitnesine körükle gidiyorlar. Kaybedenin, Sünnisiyle, Şiisiyle tüm Müslümanlar ve bölge halkları olacağı gerçeğini görmezlikten gelerek…

Kaynak: Beytullah Demircioğlu, Altınoluk Dergisi, 369. Sayı

İslam ve İhsan

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.