Musibetler Karşısında Tedbirimizi Alıyor muyuz?

Musibet mi, tedbirsizlik mi? Sabır, tevekkül ve sorumluluk bilinciyle imtihanlara bakışın önemi vurgulanıyor.

Nasıl da sarsıldı yüreklerimiz art arda gelen iki katliamın ardından! Şu canım vatan topraklarının evlâtlarına ne oluyordu ki merhametten bîhaber yaşamaya başladılar!

GENÇLERİMİZİ KORUMAK HEPİMİZİN SORUMLULUĞU

Urfa ve Maraş’ta, henüz ikisi de ergenlik döneminde olan gençler, hem kendi hayatlarını hem de onlarca ailenin hayatını söndürdüler! Defalarca boşalan şarjör demek, bile isteye katliama devam etmek demek değil mi? Anormal tavırları olan çocuğa, normalmiş gibi davranmaya devam etmek garip değil mi? Bütün bunların sosyal medyada ya da yakın çevresinde bir şekilde dillendirilmiş olmasına ne demeli! Akıl tutulması, gaflet ya da bile isteye musibete usulca kapı aralamak!

Bir dönem hatırlarsanız “dindar nesil” dediğimizde îtirazlar yükselmişti, ne yazık ki! Sanırsınız ki “sapkın, hayırsız, şahsiyetsiz nesil” dedik! Dindar olmak demek, hem dünyayı hem de âhireti îmar edecek, güzelleştirecek kapasitede kaliteli olmaktır. Asla dışlamak için söylemiyorum, fakat bir konuya dikkat çekmek isterim:

Allah muhafaza, dindar bir ailenin evlâdı böyle bir fâcianın fâili olsaydı;

“-İmam Hatipler kapatılsın!”

“-Kur’ân Kursları kapatılsın!”

“-Din eğitimi yasaklansın!”

“-Anası kapalı olacak bir de!” diye uzayıp giden cümlelerle sözlü saldırılar yapılmayacak mıydı?

Oysa biz, bu vatan toprağının her bir ferdi için, geleceğimiz olan gençleri için hayır, güzellik ve insanî/kulca bir hayat duâsı ediyoruz. Yaşananlar çok taze olduğundan “musibet” konusuna bu açıdan bakalım istedim.

MUSİBET NEDİR? İNSAN SORUMLULUĞU NEREDE BAŞLAR?

Kelime manası olarak; insanın iradesi dışında ansızın karşılaştığı felâket, belâ, afet, sıkıntı veya ağır elem veren hâdiselere “musibet” denir. Muhtevâsı, maddî (mülk, sağlık kaybı) veya mânevî (belâ, sıkıntı) olabilir.

Bu sebeple yaşadığımız bu ve benzeri saldırılar, toplum huzurunu bozması açısından musibet çerçevesinde değerlendirilebilir. Ancak altını çizmek gereken bir husus var ki o da “insanın irâdesi dışında olması”dır.

Kulun irâdesini göz göre göre kullanmaması, üzerine düşeni yapma konusunda rehâvete kapılması, tedbirsiz davranması neticesinde yaşananlara “musibet” demek ne kadar doğrudur? Psikolojik rehabilitasyon ve tedavi konusunda, ehil insanların uyardığı evlâdı göz ardı etmek ve neticesinde ağır bir derde uğramak, aslında şaşılacak bir âkıbet olmasa gerek! Elinden geleni yaptığı hâlde eğer netice alamadıysa o başka!

Dünyadaki var oluş sebebini bilen bir müslüman, her ânını kulca yaşama gayreti taşır; çabası kadar kulluğunu güzelleştirir.

Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

“Bir kul kendisi için (Cennet’te) hazırlanmış olan makama ameliyle erişemeyecekse, Allah onun bedenine veya malına veya çoluk çocuğuna bir belâ verir de bu belâya sabrı sebebiyle o makama eriştirilir.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, V/272)

İşte musibetin sebeplerinden biri budur ve böyle musibetlere büyük bir sabır gerekir.

MUSİBET KARŞISINDA TEDBİR, TEVEKKÜL VE SABIR

Dinde sabır; başa gelen sıkıntı, musibet ve imtihanlar karşısında paniğe kapılmadan, Allâh’a teslîmiyet göstererek, metânetle dayanmak, ibadetlerde istikrar sağlamak ve haramlardan kaçınmak için nefse direnç göstermektir. Yani musibet, insanın kullukta istikrar kaybına sebep değil, aksine Allâh’a daha da yakın olmaya bir vesîledir.

Sabreden kul, Allâh’a tam güvenme hâlindedir, tevekkül gösterir. Tevekkül; bir hedefe ulaşmak için gerekli olan bütün maddî ve mânevî sebeplere başvurduktan (çalışıp çabaladıktan) sonra neticeyi Allâh’a bırakıp O’na güvenmek demektir. Tevekkül edebilmek için, insana düşen bütün vazifeler büyük bir gayretle yerine getirilecek; sonra da Allâh’ın takdîrine tam bir rızâ ile boyun bükülecektir.

Çabalayıp tevekkül etmeden önce tedbir de elzemdir. Tedbir, bir işin sonucunu düşünerek tehlike veya riskleri önceden tahmin etmek, muhtemel olumsuzluklar için hazırlık yapmak ve çare üretmek demektir.

Yaşanan vak’alarda tedbir kısmında ciddî zaafiyetler mevcut:

-Îkazlara rağmen tedaviye yönelmemek,

-Silahların kolayca ulaşılabilir olması,

-Mafya, fuhuş, bağımlılık içerikli dizi ya da filmleri güzelleme,

-Kamusal alanda “güvenlik görevlisi” olmaması ya da olanın yeterlilik gösterememesi,

-Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın duygu ve düşüncesi…

-Ahlâkî ve mânevî değerler konusunda din, ırk ayırmaksızın herkesin “insan şeref ve haysiyetine yakışır” asgarî eğitimi almasının elzem olduğunu fark edip yeterli adım atmamak,

-Ahlâkî yozlaşmaya sebep olan her türlü teknolojik ağı devlet eliyle engellemiyor olmak (Zira ferdî adımlar kâfi gelmiyor!)…

MUSİBETE GİDEN YOLLARI KAPATMAK VE SORUMLULUK ALMAK

Elimizle musibete ulaşacak yollar inşa ettiğimizi görmek gerek! Adım adım tuğlaları döşedikten sonra ben buraya nasıl geldim şaşkınlığı beyhûdedir? Kendimize ve neslimize maddî ve mânevî bir gelecek îmar etmek yerine, hepimize hüsran getirecek musibetin mimarı olmak gibi bir şey bu!

“Ergendir!” diye saygısızlığa mahal vermek veya göz yummak, sabır değildir meselâ… Alternatifler sunmadan, sadece “yasak getirmek”, tek başına tedbir alındığını ifade etmeyebilir. Elinden gelen gayreti göstermeden, “Bu da böyle, ben ne yapayım?!” demek, teslîmiyet ya da tevekkül değildir!

Zor bir imtihan! Ateş düştüğü yeri yakıyor. Bizim hâdisenin tafsilâtını bilmeden konuştuklarımız “vicdanımızı rahatlatsa” da bu yarayı teşhis ve tedavi için yeterli değil! Çocuklarımızın ve gençlerimizin eğitim ve öğretimine toplumun her kademesinden katılımlarla büyük bir emek sarf etmeliyiz. Sorumlu sadece anne-baba değil! Her ne kadar yükün büyük kısmı onlarda olsa da akrabalar, komşular, internet ve televizyon yapımcıları, yazarlar, sanatçılar, öğretmenler, devlet yetkilileri… Herkes kendi imkân ve yetkileri kadar yeni yetişen nesillerden sorumlu…

KADERİ ANLAMAK: GAYRET, TEDBİR VE TESLİMİYET DENGESİ

Hâsıl-ı kelâm; “Kader gayrete âşıktır.” demişler. Rabbimiz, kulunun gücünü, bu gücü nasıl kullandığını, hayatını nasıl planladığını, ne gibi tedbirler aldığını ve neticesinde O’na ne kadar çok muhtaç olduğunu yakînen hissetmesini görmek ister. Dünya imtihanında bu kıvamı, îman ve takvâ ile yaşamayı başarmak, Cennet’e tâlip olmaktır.

Rabbim! Her an kul olduğumuzu hissettir! Bizlere kulluk gücümüzü kullanıp tedbir-teslîmiyet dengesini muhafaza edecek idrâk ve kabiliyet ikrâm eyle... Bizi Sensiz bırakma! Âmîn.

Kaynak: Ayşenur Sever, Altınoluk Dergisi, Sayı: 485

İslam ve İhsan

MUSİBETLERE KARŞI NE YAPMALIYIZ?

Musibetlere Karşı Ne Yapmalıyız?

ALLAH MERHAMETLİYSE NEDEN DÜNYADA ACI VE MUSİBETLER VAR?

Allah Merhametliyse Neden Dünyada Acı ve Musibetler Var?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle