Müminin Miracı: Kulun Rabbiyle Dünyadaki En Yakın Mülâkâtı

Namaz; dünya kelâmının sustuğu, kulun Rabbiyle mülâkî olduğu bir mîraçtır. Bu ilâhî hediye, mümini Allah’a en çok yaklaştıran kemâlât zirvesidir.

Bir mü’min, namazın ehemmiyetini iliklerine kadar hissetmeli, namazın İslâm’ın şiârı olduğunu, onsuz bir hayatın müslümanca bir hayat olmayacağını iyice anlamalıdır. Bu hususta namaz hakkındaki âyet ve hadisler, kıssa ve menkıbeler gönüllerde tesir uyandıracaktır:

İBADETLERİN ZİRVESİ VE MÜMİNİN MİRACI

Namaz öyle bir ibâdettir ki; diğer ibâdetlere pek çok bakımdan üstünlüğü vardır. Meselâ bir insan oruç tutarken, umre yaparken, haccederken, infakta bulunurken dünya kelâmı konuşabilir, başka işlerle de meşgul olabilir. Fakat namaz ibâdeti esnasında, kul kendisini tamamen namaza teksif etmek mecburiyetindedir. Dünya kelâmı konuşamaz, kıbleden başka yöne dönemez, namaz hareketleri dışında bir hareket yapamaz.

Namazın sâir ibâdetlere üstünlüğü sebebiyledir ki, Lokman aleyhisselam, oğluna şöyle nasihatte bulunmuştur:

“Şehvetini kıracak kadar oruç tut. Fakat seni (tâkatsiz bırakıp) namazdan alıkoyacak kadar çok oruç tutma! Zira namaz, Allâh’a oruçtan daha sevimlidir.” (Beyhakî, ez-Zühdü’l-Kebîr, s. 84, no: 91)

Namaz öyle bir ibâdettir ki, onun farz kılınması, Cebrâil vasıtasıyla değil, Cenâb-ı Hak tarafından Rasûlullah Efendimiz’e mîracda doğrudan bildirilerek gerçekleştirilmiştir. (Bkz. Müslim, Îmân, 279)

İnsanı Allâh’a en çok yaklaştıran ibâdet olan namaz, O’nun ümmetine mîrâcın ulvî bir hediyesi olarak ikrâm edilmiştir. Namazla kazanılacak kemâlât, hiçbir ibâdetle kazanılamaz. İslâmî ibâdetler içinde namazın rütbesi, âhiret nimetleri içinde zirve teşkil eden ru’yetullah, yani Cenâb-ı Hakk’ı müşâhede makamı gibidir. Zira namaz, mü’minlerin mîrâcıdır.

Dünyada kulların Hakk’a en yakın olduğu an, huşû içinde kıldıkları namaz anlarıdır.

Namaz, kulun daha bu dünyada iken Rabbine mülâkî olmasıdır.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Mü'minin Hayatında Namaz ve Zekât, Yüzakı Yayıncılık

İslam ve İhsan

NAMAZ VE ZEKÂT NEDEN İSLÂM’IN VAZGEÇİLMEZ ŞİÂRIDIR?

Namaz ve Zekât Neden İslâm’ın Vazgeçilmez Şiârıdır?

NAMAZ VE ZEKÂT TOPLUMU AYAKTA TUTABİLİR Mİ?

Namaz ve Zekât Toplumu Ayakta Tutabilir mi?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.