Muhammed Zâhid Hazretleri Kimdir?

Altın Silsile’nin 19’uncu halkası, Yâkub Çerhî Hazretlerinin torunu Muhammed Zâhid Hazretlerinin hayatı...

Muhammed Zâhid Hazretleri, Yâkub Çerhî Hazretlerinin torunudur. Yâkub Çerhî Hazretlerinin halîfelerinden istifâde eden Muhammed Zâhid Hazretleri, uzun yıllar zâhidâne ve münzevî bir hayat yaşayarak tasavvuf yolunda merhaleler katetti.

Daha sonra Ubeydullah Ahrâr Hazretlerinden feyz almak ve sohbetinde bulunmak üzere yola çıktı. Semerkand yakınlarına geldiğinde, Ubeydullah Ahrâr Hazretleri onu yolda karşıladı. Şeyhi Yâkub Çerhî Hazretlerinin torunu olduğu için ona çok büyük hürmet ve alâka gösterdi.

Hâce-i Ahrâr Hazretleri, aralarında geçen sohbetlerden sonra Muhammed Zâhid Hazretlerinin tasavvuf yolunda engin bir istîdâda sahip olduğunu gördü ve onu müridliğe kabûl etti. Muhammed Zâhid Hazretleri kısa zamanda büyük mesâfeler katetti ve kendisine hilâfet verildi.

Memleketine dönen Muhammed Zâhid Hazretleri orada insanları irşâda başladı

MUHAMMED ZÂHİD HAZRETLERİNİN VEFATI

Hicrî 936 senesinin Rebîulevvel ayında vefât etti.

MUHAMMED ZÂHİD HAZRETLERİNİN KABRİ NEREDE?

Kabri, Özbekistan’ın Surhanderya eyaletinde, Altınsay ilçesinin Vahşıvar köyündedir. Duşanbe yakınlarında da bir kabri olduğu söylenir.

MUHAMMED ZÂHİD HAZRETLERİNİN HİKMETLİ SÖZLERİ

  • “Mânevî hâllere ulaşmak ve seyr u sülûkün makamlarını katedebilmek için nefse karşı mücâhedeyi hiçbir zaman terk etmemek gerekir. Zira bütün kötülüklerin kaynağı olan nefs ve onu tahrik eden şeytan, devamlı teyakkuz hâlindedir. Bu sebeple nefsin taarruzlarına karşı dâimâ uyanık olmak ve mücâhede etmek lâzımdır.”
  • “Tasavvufî edepler, bu yolda ilerlemek isteyen kişinin yolunu aydınlatacak meş’alelerdir. Her kim mânevî âlemde ilerlemek ve hâl sahibi olmak istiyorsa, mutlakâ büyüklerin koyduğu edeplere riâyet etmelidir.”

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Altın Silsile, Erkam Yayınları

ALTIN SİLSİLE

Altın Silsile

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.