Muaz İbni Hâris Kimdir?

Muaz ibni Haris radıyallahu anh, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in huzurunda iki Akabe görüşmesinde de bulunma şerefine nail olmuş bir genç sahabi!...

Afra Hatun’un oğulları olarak tanınan ve genç yaşta Bedir’e katılarak kahramanlıklar sergileyen üç yiğit kardeşden biri!...

Muaz ibni Haris radıyallahu anh, Medine’de doğup büyüdü. Müslüman bir aile ortamında yetişti. Hazrec kabilesinin Neccar koluna mensuptur. Hem baba hem de annesine nisbet edilerek anılmışdır.

Muaz ibni Haris radıyallahu anh’ın doğum tarihi bilinmemekte, ancak kardeşleri Muavviz ve Avf ile birlikte genç yaşta Bedir Gazvesi’ne katıldığı belirtilmektedir. (İbn Hacer, el-İsâbe, VIII, 26-27)

Muâz radıyallahu anh’ın babası ve annesi Afrâ binti Ubeyd ile amcası Râfi‘ de sahâbîdir. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in bütün gazvelerine iştirak eden Muâz, ağabeyi Avf ile beraber Birinci ve İkinci Akabe biatlarında bulunmuştur.

Birinci Akabe Biatında bulunanlar şunlardı: 1. Es’ad ibni Zürâre, 2. Avf ibni Hâris, 3. Ukbe ibni Âmir, 4. Kutbe ibni Âmir, 5. Râfi’ ibni Mâlik, 6. Muaz ibni Hâris, 7. Zekvan ibni Abdi Kays, 8. Ubâde ibni Sâmit, 9. Yezid ibni Sa’lebe, 10. Abbas ibni Ubâde, 11. Ebu’l-Heysem Mâlik ibni Teyyihan, 12. Uveym ibni Sâide radıyallahu anhüm.

Bu biatda yerine getirilmesi arzu edilen tavsiyeler şu ayet-i celilede açık olarak beyan edilmekteydi. Meâlen:

“-Ey Peygamber! İnanmış kadınlar, Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleriyle ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemek, iyi iş işlemekte sana karşı gelmemek hususunda sana biat etmeye geldikleri zaman, biatlarını kabul et ve onlar için Allah’tan mağfiret dile. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.” (Mümtehine: 60/12)

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Medine’ye hicretten sonra Muâz ibni Hâris radıyallahu anh ile Hazreti Osman radıyallahu anh’ın yeğeni Ma‘mer ibni Hâris radıyallahu anh’i kardeş ilân etti.

Muaz ibni Haris radıyallahu anh, Afra Hatun’un oğulları olarak tanınan üç kardeşdirler. Onlar Bedir’de üçü birlikte savaş meydanına çıkan kahramanlardır. Onların o gün sergiledikleri bahadırlık ve yiğitlikleri şöyle anlatılır:

“-Bedir Günü Kureyşliler’den üç kişi öne çıkıp çarpışacak kimse istedi. Muâz, Muavviz ve Avf radıyallahu anh kendiliklerinden ileriye atıldılar. Müşrikler meydana çıkan bu üç genci küçümsediler. Bizim Medineliler’le işimiz yok dediler. Kendileri gibi Kureyş’li savaşçı talep ettiler.

Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, Afra Hatun’un oğulları adıyla anılan bu üç kardeşe dua etti. Onların cesaret ve şecaatle ortaya çıkmalarından, kahramanlıklarından memnun oldu. Fakat müşriklerin ısrarı ve ilk savaşçıların Kureyş’ten ve kendi amcasının oğullarından olmasını istediği için üç kardeşin yerlerine dönmelerini emretti. (İbn Hişâm, II, 277; İbn Sa‘d, II, 17) Muaz ibni Haris radıyallahu anh Peygamber aşığı bir gençti. Allah ve Rasûlü yolunda her şeyini feda edebilecek bir muhabbete sahibti. Bütün ashâb-ı kirâmın yediden yetmişe, Rasûlullâh sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin muhabbetiyle gönüllerini nasıl doldurduklarını gösteren üç kardeşin Bedir’deki ibretli hâdisesini Abdurrahmân ibni Avf radıyallâhu anh şöyle anlatır:

“-Bedir günü sağıma soluma baktım, Ensâr’dan iki gencin arasında olduğumu gördüm. Bundan pek hoşlanmadım. Oysa ki daha kuvvetli kimseler arasında bulunmak isterdim. Onlardan biri, arkadaşına duyurmadan bana:

“–Ey amca! Sen Ebû Cehil’i tanır mısın?” diye sordu. Ben de:

“–Evet, tanırım! Ne yapacaksın onu?” dedim. Genç:

“–Duyduğuma göre o Rasûlullâh’a sövermiş! Varlığım kudret elinde olan Allâh’a yemin ederim ki, onu bir görürsem, ikimizden biri ölmedikçe ondan ayrılmayacağım!” dedi.

Gencin bu sözüne hayran kaldım. Öbür genç de aynı şeyleri söyledi. Şimdi bu iki gencin arasında olduğum için büyük bir sürur duyuyordum. Az sonra Ebû Cehil’i harp meydanında dönüp dururken gördüm. Hemen o gençlere işaret ederek:

“–Bakın, işte sorduğunuz kimse!” dedim.

Gençler hemen kılıçlarını sıyırıp Ebû Cehil’e doğru koştular ve onu kılıç darbeleriyle yere serdiler. Bu gençler, Muâz ibni Afrâ ile Muâz ibni Amr radıyallahu anh idi.” (Buhârî, Meğâzî, 10; Müslim, Cihâd, 42)

Bir rivayete göre de Ebû Cehil’i, Muâz ile Muavviz’in yaraladıkları daha sonra onu Abdullah ibni Mes‘ûd radıyallahu anh’ın öldürdüğü belirtilmiştir. Ayrıca Muavviz ile Avf’ın Bedir Gazvesi’nde Ebû Cehil’in bacağını kestikleri, Ebû Cehil ile oğlu İkrime’nin de onları şehid ettiği zikredilmiştir. (Buhârî, Megazî, 8; İbn Abdülber, III, 1408-1409)

Muâz ibni Hâris radıyallahu anh’ın birde ikindi ve sabah namazlarından sonra nâfile namaz kılmanın Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem tarafından menedildiğine dair” bir hadis rivayeti vardır:

Muaz ibni Haris radıyallahu anh, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in dâr-ı beka’ya göçmesinden sonra dört halife devrini de yaşamıştır. Onun vefat tarihi hakkında farklı rivayetler vardır. Ancak Sıffîn Savaşı’nda (37/657) Hazreti Ali radıyallahu anh’in saflarında çarpışırken şehid düştüğü görüşü yaygındır. (İbnü’l-Esîr, V, 197; İbn Hacer, el-İsâbe, VI, 138-139)

Allah ondan razı olsun.

Rabbimiz cümlemize onun gayret ve fedakarlığından, şecaat ve kahramanlığından hisseler alabilmeyi ve şefaatlerine erebilmeyi nasib eylesin. Âmin.

Kaynak: Mustafa Eriş, Altınoluk Dergisi, Sayı:369 - Kasım 2016

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.