Mezhepler Nasıl Doğdu? Mezheplerin Ortaya Çıkış Nedenleri
İslam’da mezhepler neden ortaya çıktı? Mezheplerin doğuşunda rol oynayan insan ve çevre faktörü ile siyasi ve kültürel etkileri derinlemesine inceleyin.
Hazırlayan: Dr. Halil İbrahim Delen
Mezheplerin ortaya çıkışı çoğu zaman yalnızca fikir ayrılıklarıyla açıklanır hatta bazen bu durum, dinin özünde bir parçalanma yaşandığı şeklinde yorumlanır. Oysa mezhepleşme olgusu bundan daha pratik ve daha insanî bir zeminde şekillenir. Çünkü mezhep, yeni bir din olmayıp dinin inanç ve amel alanındaki meselelerini anlama, delillendirme ve yorumlama sürecinde ortaya çıkan düşünce ekolleridir.
MEZHEPLERİN TERMİNOLOJİK VE TARİHSEL GELİŞİMİ
Klasik literatürde bu yapılar çoğu zaman “fırka”, “nihle” ve “milel” gibi kavramlarla anılmış, günümüzde ise bunların tümünü kuşatan daha genel bir terim olarak “mezhep” öne çıkmıştır. Bu da bize mezhep olgusunun yalnızca belli birkaç görüş farklılığından ibaret olmadığını, zamanla kendine özgü yöntemlerle bir aidiyet duygusu kazanan ve en sonunda kurumsallaşan kazanan bir düşünce biçimini ifade ettiğini göstermektedir. (Üzüm, 2004, 29/526-527).
Bu sebeple mezhepleri anlamak için sadece “Kim ne dedi?” sorusunu sormak yeterli değildir. Aynı zamanda “Bu görüş hangi tarihsel ortamda doğdu, hangi ihtiyaca cevap verdi, hangi yöntemle sistemleşti ve nasıl bir toplumsal karşılık buldu?” sorularını da sormak gerekir.
Zira mezhepler nasların farklı okunmasının, insan tabiatının, siyasî kırılmaların, sosyal çevrenin, kültürel karşılaşmaların ve ilmî yöntem farklılıklarının ortak etkisiyle ortaya çıkmıştır. Bu yönüyle mezhep, vahyin kendisinden çok, vahyin insan tarafından anlaşılma ve yaşanma biçimlerinin tarih içinde aldığı kurumsal şekildir.
Mezhebi açıklarken insan, sosyal çevre, mekân, zaman ve fikir-hadise ilişkisini birlikte değerlendirmek gerekir. Bu anlamda mezheplerin beşerî ve toplumsal oluşumlar olduğu özellikle hatırlanmalıdır. (Üçer, 2017, 136-137).
MEZHEP NEDİR? MEZHEPLERİN ORTAYA ÇIKIŞI VE KURUMSALLAŞMASI
Klasik literatür de bütün farklılıkları aynı kategoride değerlendirmemiştir. Hâkim et-Tirmizî, önceki ümmetlerde ve bu ümmette görülen bazı “fırka” ayrılıklarının, dinin aslını terk edip hevâya sapma ile ilişkili olduğunu; buna karşılık sahabe ve fukahânın hükümlerdeki görüş farklılıklarının aynı anlamda bir dinden çıkma veya yıkıcı fırkalaşma sayılamayacağını belirtir (et-Tirmizî, 2010, 2/248-250).
Bu ayrım son derece önemlidir. Çünkü mesele, her farklılığı dinin özüne yönelik bir tehdit olarak görmekten ziyade hangi ayrılığın yıkıcı, hangisinin ise farklı düşünmenin tabiî sonucu olduğunu ayırt etmektir. Bu sebeple asıl tehlike, farklılıkların kalpleri ayıran, ortak hedefleri unutturan ve ümmetin enerjisini iç kavgalarla heba eden bir çatışma hastalığına dönüşmesidir (el-Alvani, 2016, 13-16).
Bunun yanında her görüş ayrılığının otomatik olarak mezhebe dönüşmediğini de belirtmek gerekir. Bir düşüncenin mezhep haline gelebilmesi için belli meselelerde yoğunlaşması, etrafında bir grubun teşekkül etmesi, zamanla kendine mahsus bir yöntem ve iç tutarlılık kazanması gerekir. Bu bakımdan mezhep, gelip geçici bir tartışmanın adı olmayıp belirli görüşlerin tedvin edilmesi, öğretilmesi ve sonraki kuşaklara aktarılmasıyla ortaya çıkan bir ekolleşmedir. Sadece nazarî bir fikir olarak kalan birçok yaklaşım zamanla yok olmuş buna karşılık yöntem üreten, metin inşa eden ve grup bilinci oluşturan yapılar tarih içinde kalıcı hâle gelmiştir (Üzüm, 2004, 29/526-528).
İNSANIN DİNÎ YORUMLAR ÜZERİNDEKİ ETKİSİ
Mezhepleşmenin en temel kaynaklarından biri insanın kendisidir. Çünkü mizaç, karakter, yetişme tarzı, algı düzeyi, sosyal aidiyet ve zihniyet dinî yorumları doğrudan etkiler. Buna ilaveten, insanların ilmî kapasitesi, zihinsel derinlik ve istidlal kabiliyeti bakımından farklı düzeylerde oluşu da bu sürecin önemli bir parçasıdır. Bu durum bize şunu gösterir: Mezhepler, aynı zamanda insanî farklılaşmanın da ürünüdür.
Bir grup daha lafız merkezli hareket ederken, bir diğeri maksadı öne çıkarabilir. Bir gelenek ihtiyatı esas alırken, bir başkası kolaylaştırmayı daha çok öne çıkarabilir. Nitekim Cüveynî, tevhid delillerinin sağlam olmakla birlikte geniş ve derin hacimli eserlerin her muhatap için kolay taşınabilir olmadığını, bazıları için ayrıntılı kelâmî izahların, bazıları için ise daha sade ve kolay anlaşılabilir anlatımın gerekli olduğunu belirtir. (Cüveynî, 2012).
Gazzâlî de benzer şekilde insanların aynı entelektüel ve psikolojik düzeyde olmadığını, kimilerinin sade bir imanla selamette kaldığını, kimilerinin ise şüpheler sebebiyle daha ayrıntılı izaha ihtiyaç duyduğunu ifade eder (Gazzâlî, 1424, 9-17).
Dolayısıyla mezhepler, sadece teorik rekabetin değil, insan tabiatının çeşitliliği ile vahyin yorumlanabilirliği arasındaki ilişkinin ve farklı muhatapların ihtiyaçlarına cevap verme çabasının da doğal neticelerinden biridir. (Büyükkara, 2017, 38-40).
MEZHEPLERİN DOĞUŞUNU HAZIRLAYAN SEBEPLER
Mezheplerin doğuşunda tarihsel ve siyasal hadiselerin payı da son derece büyüktür. İlk dönem imamet ve hilafet tartışmaları, yalnızca idari meseleler olarak kalmamış zamanla itikadî ve toplumsal kimlikleri de şekillendirmiştir.
Hz. Peygamber’in sağlığında ortaya çıkan fikir ayrılıkları, son sözü söyleyen -vahyin rehberliğinde şekillenen- nihaî çözüm makamının varlığı sebebiyle kalıcı kırılmalara dönüşmüyordu. Ancak onun vefatından sonra durum değişmiş, hilafet meselesi başta olmak üzere birçok konu yorum ve içtihat alanına taşınmıştır.
Özellikle Hz. Osman’ın şehit edilmesi, Cemel ve Sıffîn hadiseleri, hakem olayı ve bunların ardından şekillenen Haricîlik ile Şia gibi çizgiler, mezheplerin soyut teorilerden ziyade çoğu zaman somut tarihsel krizlerden doğduğunu göstermektedir (Şehristânî, 1993, 1/21-22).
Sonuçta, Müslümanlar önce mezheplere ayrılıp sonra çatışmamışlar; aksine sosyal ve siyasal karşılaşmaların ardından geliştirilen farklı yorumlar zamanla mezhep kimliğine dönüşmüştür. (Üçer, 2017, 136-140).
COĞRAFYANIN VE KÜLTÜREL ETKİLEŞİMİN MEZHEPLERE ETKİSİ
İslam’ın kısa sürede geniş coğrafyalara yayılması, yeni toplumlar, diller, gelenekler ve hukuki ihtiyaçların ortaya çıkması anlamına geliyordu. Irak, Hicaz, Şam, Mısır ve Kuzey Afrika gibi merkezlerde oluşan fıkhî ve kelâmî eğilimlerin birbirinden farklı olması, sadece metne yaklaşım farkıyla açıklanamaz.
Sosyal çevre, örf, siyaset, dil, ekonomik yapı ve kültürel etkileşim de bu süreçte belirleyici olmuştur. Bu çerçevede eski din ve kültürlerle karşılaşma, felsefî tercümeler, farklı toplumsal ihtiyaçlar ve değişen siyasal koşullar da mezhebî oluşumların zeminini genişletmiştir. Böyle bakıldığında mezheplerin çoğalması, dinin bozulduğu anlamına gelmez; aksine vahyin farklı coğrafyalarda nasıl anlaşılmaya çalışıldığını gösterir. (Barış, 2017)
NASLARIN ÇOK KATMANLI YAPISI VE YORUM FARKLILIKLARI
Mezhepleşmenin bir başka önemli kaynağı da nasların yoruma açık olmasıdır. Her dinî mesele aynı açıklık derecesine sahip değildir. Bazı alanlar kat‘î ve kesin anlam taşırken, bazı alanlar zannî ve yoruma açıktır. Özellikle müteşabih alanlar, ilahî sıfatlar, kader, hidayet-dalalet, iman-amel ilişkisi ve benzeri konular tarih boyunca farklı anlama ve yorumlama biçimlerine açık olmuştur.
Hz. Peygamber’in vefatıyla birlikte vahiy sona ermiş; meseleleri doğrudan çözüme kavuşturan nihaî karar makamı yerini metinlerin ve içtihatların yorumuna bırakmıştır. Böylece geriye, aynı kaynaklardan hareket ederek farklı sonuçlara ulaşan âlimler kalmıştır. Bu nedenle yorum farklılığı, istisnai bir durum olmayıp dinî düşüncenin normal işleyişidir (Gömbeyaz, 2021, 65-66)
Nasların çok katmanlı yapısı ve hayatın değişkenliği bir araya geldiğinde birden çok yorumun olması kaçınılmazdır. Mezhepler de büyük ölçüde bu kaçınılmaz sonun kurumsallaşmış biçimleridir.
SONUÇ: MEZHEPLERİN ORTAYA ÇIKIŞ NEDENLERİ
Sonuç olarak mezhepleşmenin kaynakları yalnızca fikir ayrılıklarında aranamaz. İnsan tabiatı, siyasî hadiseler, coğrafi yayılma, kültürel karşılaşmalar, nasların çok katmanlı yapısı, muhatap çeşitliliği ve yorum yöntemlerindeki farklılıklar mezheplerin ortaya çıkışında birlikte rol oynamıştır. Bu nedenle mezhepler, tevhidin bozulması değil insanın tarih içinde vahyi anlama çabasının bir ürünüdür.
Asıl mesele mezheplerin varlığı değil, mezheplerin nasıl anlaşıldığıdır. Mezhep, yorumun kurumsallaşmış biçimi olarak kaldığında açıklayıcıdır; fakat hakikatin tek sahibi iddiasına dönüştüğünde sorun üretmeye başlar.
Kaynaklar:
- Alvani, Taha Cabir el-. İhtilaf Farkın Farkındalığı. çev. İbrahim Kapaklıkaya. Mahya Yayınları, 2016.
- Barış, Mustafa. “İslam Bilim Tarihi’nde İlk Tercüme Faaliyetleri ve Bilgi Üretimine Katkısı”. Cumhuriyet İlahiyat Dergisi 21/3 (15 Aralık 2017), 1873-1904. https://doi.org/10.18505/cuid.341838
- Büyükkara, Mehmet Ali. “Dini Gruplaşmanın Doğası: Kişilikler, Zihniyetler, Cemaatler, Mezhepler”. İlahiyat Akademi 5 (15 Temmuz 2017), 37-58.
- Cüveynî, İmâmü’l-Haremeyn Ebü’l-Meâlî Rüknüddîn Abdülmelik b. Abdillâh b. Yûsuf el-Cüveynî et-Tâî en-Nîsâbûrî. İnanç Esasları Kılavuzu Kitabü’l-İrşad. çev. A. Bülent Baloğlu vd. Diyanet Vakfı Yayınları, 2. Basım, 2012.
- Gazzâlî, Ebû Hamid Huccetülislam Muhammed b Muhammed. el-İḳtiṣâd fi’l-iʿtiḳād. thk. Muhammed Hasan Hayto. Beyrut: Dârü’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1424.
- Gömbeyaz, Kadir. Bir Müslüman Mezhepler, Tarikatler ve Cemaatler’e Nasıl Bakmalı? Beyan Yayınları, 2021.
- Şehristânî, Ebü’l-Feth Tâcüddîn (Lisânüddîn) Muhammed b Abdilkerîm b Ahmed. el-Milel ve’n-niḥal. thk. Emir Ali Mehna - Ali Hasan Faur. 2 Cilt. Beyrut: Dârü’l-Ma‘rife, 3. Basım, 1993.
- Tirmizî, Ebû Abdillâh el-Hakîm Muhammed b. Alî b. Hasen et-. Nevâdirü’l-uṣûl fî maʿrifeti aḫbâri’r-Resûl. 7 Cilt. Dımeşk: Dâru’n-Nevâdir, 2. Basım, 2010.
- Üçer, Cenksu. “Mezhep Olgusu ve Mezhepçilik Ekseninde İhtilaf”. Diyanet İlmi Dergi 53/3 (02 Ekim 2017), 135-162. https://doi.org/10.61304/did.393791
- Üzüm, İlyas. “Mezhep”. TDV İslam Ansiklopedisi. 29/526-532. Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, 2004.









YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!