Mescid-i Nebevi ile İlgili Hadisler

Mescid-i Nebevî nedir? Peygamber (s.a.s.) Efendimizin Mescid-i Nebevî’nin fazileti hakkındaki hadis-i şerifleri.

Hz. Peygamber’in Medine’ye hicretinden hemen sonra ashabıyla birlikte inşa ettiği mescittir. Buna Mescid-i Rasûl, Mescid-i Şerîf, Mescid-i Saadet de denir. Mescid-i Haram’dan sonra, Mescid-i Aksa gibi yeryüzünün en faziletli mescitlerindendir.

Mescid-i Nebevî, hicretin Medine merkezinde sona erdiği noktada, Allah Elçisi’nin devesinin çöktüğü, Neccar oğullarından satın alınan bir arsa üzerine inşa edilmiş ve bitişiğindeki câhiliye döneminden kalma mezarlık kaldırılarak alanı genişletilmiştir.[1] Mescit yapımına mü’minler işçi-usta olarak katılıyor, bizzat Allah’ın Rasûlü planlama ve organize yanında bir işçi gibi taş, kerpiç taşıyor ve şu beyitleri söylüyordu: “Allahım! Ahiret hayatından başka hayat yoktur. Ensara ve mühacirlere mağfiret et!” [2] Başlangıçta eni-boyu yüzer zira’ (1 zira’ 45 cm.) olmak üzere kare şeklinde inşa edilen mescide üç kapı konulmuştu. Hicretten onaltı ay sonra kıblenin yönü Beytullah yönüne çevrildiği zaman, güneydeki kapı kapatılarak, burası mihrap yapıldı ve kuzeyden bir kapı açıldı.

Mescidin doğu tarafında duvara bitişik olarak Rasûlullah (s.a.s)’in eşleri Hz. Aişe ve Sevde için iki oda inşa edilmişti. Bunlara zamanla yedi oda daha eklenerek oda sayısı dokuza çıkmıştır. Yine mescide bitişik olarak gündüzleri bir eğitim-öğretim yeri, geceleri ise, evsiz kimseler ve misafirlerin barınması için “Suffa” denilen üzeri kapalı bir bölüm eklenmiştir.[3] Bir defasında Temim kabilesine mensup yetmiş kişi burada barındırılmış idi.[4] Medine’den ve uzak yerlerden gelerek Suffa’da eğitim-öğretim gören öğrenci sayısının dört yüze ulaştığı oluyordu. Burada barınanların ihtiyaçlarının büyük bir bölümü cömert sahabiler tarafından karşılanıyordu. Medine’de bir evi ve ailesi olmayan yoksul kimseler de Suffa’da yatıp kalkıyor ve ihtiyaçları buradan sağlanıyordu.[5]

Hz. Peygamber, mescidi Hayber’in fethinden sonra bir miktar genişletmiş, vefatından kısa bir süre önce, Hz. Ebûbekir’in kapısı dışında, evlerden mescide açılan bütün kapıları kapattırmıştı.[6] Rasûlullah (s.a.s) vefat edince, Hz. Aişe’ye ait odaya defnedilmiştir. Hz. Ebûbekir ve Ömer (r. anhümâ) vefat ettiklerinde, Peygamber (s.a.s)’in yanına defnedilmişlerdir.

Hz. Ömer dönemindeki genişletmede, Hz. Peygamber’in eşlerine ait odalar kısmına dokunulmamıştı. Emevî halîfesi Ömer İbn Abdilazîz mescidi doğu, batı ve kuzey yönlerinden büyütürken, Peygamber (s.a.s)’in eşlerinin odaları da mescide katılmıştır. Ancak Rasûlullah (s.a.s)’in kabri, Hz. Âişe’nin odasında bulunduğu için, bu odanın sadece bir bölümü mescide dahil edilmiş, kabirler kısmı dışarıda bırakılmıştır.[7]

İlk inşa edildiğinde 2475 m. kare büyüklüğünde olan Mescid-i Nebevî, tarih boyunca süren çeşitli inşa ve büyütme çalışmaları sonucunda 12271 m. kare genişliğine ulaşmıştır. Günümüzde yapılan genişletme çalışmalarıyla bu alanın birkaç katına çıkması hedeflenmektedir.

MESCİD-İ NEBEVÎ’NİN FAZİLETİ

Yeryüzünde namaz kılmak ve ziyaret etmek için yolculuğa çıkılabilecek üç mescitten birisi olan ve Mescid-i Haram’dan sonra en faziletli sayılan bu mescidin içindeki “Ravza-i Mutahhare” denilen bir bölüm için Allah Elçisi şöyle buyurmuştur: “Benim evimle minberim arasında kalan yer, cennet bahçelerinden bir bahçedir.” [8] Rasûlullah (s.a.s), önceleri bir hurma kütüğüne yaslanarak hutbe okurdu. Cemaat çoğalınca, üç basamaklı bir minber yapıldı. O, bu yeni minbere yönelince, kenarda kalan hurma kütüğünden, deve iniltisi gibi sesler gelmeye başlamış, Allah’ın Elçisi eliyle meshedince ses kesilmişti.[9]

Ravza-i Mutahhare içinde Ebû Lübâbe ve Hannâne adında direkler vardır. Ebû Lübâbe, ensardan Evs kabilesine mensuptu. Kureyza oğulları savaşında, düşmana, teslim olmaları halinde, kendilerine verilecek cezanın ölüm olacağını işaret etmiş olduğundan dolayı pişmanlık duymuş ve kendisini buradaki sütuna iple bağlatmış ve tevbesi kabul edilmedikçe, bağını hiç kimseye çözdürmeyeceğine ve bir şey yiyip içmeyeceğine yemin etmişti. Yedi gün bağlı kaldıktan sonra tevbesi kabul edilmiş ve bağını bizzat Allah’ın Rasûlü çözmüştü. Bugün bu sütunun yerine dikilene “Üstüvâne-i Ebû Lübâbe” denir. Diğeri ise “Üstüvâne-i Hannâne (ağlayan kütük” olup, yukarıda sözünü ettiğimiz, inleyen hurma kütüğünün yerindeki sütundur.[10] Minber hakkındaki başka bir hadis şöyledir: “Minberimin ayakları cennet üzerindedir.” [11]

Medine’de bulunan Mescid-i Nebevî, yeryüzünde bulunan üç kutsal mescitten birisidir. Bu mescidin fazileti hadiste şöyle açıklanır: “Ancak şu üç mescit için yolculuk yapılabilir: Mescid-i Haram, benim şu mescidim (Mescid-i Nebevî) ve Mescid-i Aksâ.” [12] Sa’d İbn Vakkas ve Ebû Hüreyre (r. anhümâ)’dan rivâyete göre, Nebî (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Benim şu mescidimde kılınacak bir namaz, Mescid-i Haram dışında, başka yerlerde kılınacak bin namazdan (sevap bakımından) daha faziletlidir.” [13] Enes İbn Mâlik’ten nakledilen başka bir hadiste, namaz miktarı zikredilir: “Kim benim mescidimde kırk vakit namaz kılarsa, cehennem ateşinden berat ve kıyamet günü kurtuluş yazılır.” [14] Mescid-i Nebevî, namazın dışında diğer hayırlı ameller için de fazilet kaynağıdır. Hadiste şöyle buyurulur: “Mescidime bir hayrı öğrenmek veya öğretmek için gelen, Allah yolunda cihad eden kimse gibidir. Bunun dışında gelen, başkasının kazancını seyreden kimseye benzer.” [15] “Ben peygamberlerin sonuncusuyum. Mescidim de mescitlerin sonuncusudur.” [16]

Diğer yandan Mescid-i Nebevî’nin içinde, Hz. Peygamber’in kabri ile minberi arasında “Ravza-i Mutahhare” denilen ve cennetten bir parça sayılan kutsal bir alan yer alır. Bu yer 10 m. genişliğinde, 20 m. uzunluğunda, 200 metre karelik bir alandır. Bu alanın fazileti ile ilgili olarak, Abdullah İbn Zeyd el-Mâzinî ve Ebû Hüreyre’den nakledilen bir hadiste şöyle buyurulur: “Benim evimle minberim arası, cennet bahçelerinden bir bahçedir.” [17]

Dipnotlar:

[1] Nesâî, Mesâcid, 12; İbn Sa’d, Tabakât, Beyrut, t.y, I, 239. [2] İbn Sa’d, Tabakât, I, 239, 240. [3] İbn Sa’d, age, I, 499. [4] A. İbn Hanbel, III, 371. [5] İbn Sa’d, age, I, 255; M. Hamidullah, İslâm Peygamberi, İstanbul 1980, II, 832. [6] Buhârî, Ashâb, 3. [7] İbn Sa’d, age, I, 399; Ömer Tellioğlu, “Mescidu’n-Nebevî” mad., Şamil İslâm Ansik. [8] Buhârî, Fadlü’s-Salât fî Mescidi Mekke ve’l-Medîne, 5; Nesâî, Mesâcid, 7, H. No: 693. Buhârî’nin Ebû Hüreyre rivâyetinde; “Benim minberim havzımın üstündedir” ilâvesi vardır. [9] Buhârî, Cuma, 26; Nesâî, Cuma, 17; İbn Mâce, İkâme, 199; İbn Sa’d, age, I, 239-254 [10] Abbas Kerrâre, Mekke-Medine Tarihi, Terc. Abdullah Öz, İstanbul 1982, s. 247-253; M. Asım Köksal, Hz. Muhammed ve İslâmiyet, İstanbul 1981, s. 339-343. [11] Nesâî, Mesâcid, 8; A. İbn Hanbel, VI, 289, 292, 318. [12] Buhârî, Mescid-i Mekke, 1, 6, Sayd, 26, 415, 511-513; Ebû Dâvud, Menâsik, 94; Tirmizî, Salât, 126. [13] Buhârî, Fadlü’s-Salât fî Mescidi Mekke ve’l-Medîne, 1; Tirmizî, Salât, 126; Nesâî, Mesâcid, 4, 7; A. İbn Hanbel, I, 16. Nesâî’de şu ilâve vardır: Çünkü Rasûlullah (s.a.s) peygamberlerin sonuncusu, onun mescidi de mescitlerin sonuncusudur. [14] 
Taberânî, el-Evsat’tan. Bu hadis başka kaynaklarda bulunamamıştır. [15] A. İbn Hanbel, II, 418. [16] Nesâî, Mesâcid, 7. [17] Müslim, Hac, 500-503

Kaynak: Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslam İlmihali, Erkam Yayınları

MEDİNE İLE İLGİLİ HADİSLER

Medine ile İlgili Hadisler

MESCİD-İ NEBEVÎ'NİN İNŞÂ HİKÂYESİ

Mescid-i Nebevî'nin İnşâ Hikâyesi

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.