Mescid-i Haram Hakkında Kısaca Bilgi

Yeryüzünde ilk inşa edilen mescit ve Müslümanların kıblesi hangisidir? Mescid-i Haram’ın tarihçesi ve önemi nedir? Mescid-i Haram hakkında kısaca bilgi.

Kâbe’yi çepeçevre kuşatan, etrafı kubbeli, ortası açık büyük mescit olup, bu alana Harem-i Şerîf, Mescid-i Şerîf, Beyt-i Haram veya Kutsal Mescit de denir. Yeryüzünde ilk inşa edilen mescit ve Müslümanların kıblesidir. Mescidin ortasındaki üstü açık kısımda Kâbe, zemzem kuyusu ve Makam-ı İbrahim’le, tavafın yapıldığı alan bulunur. Bu kutsal alanın bütününe “haram” denilmesi, o alana saygı ve tazim göstermek gerektiği içindir. Bu yüzden orada kan dökmek, ağaç kesmek ve avlanmak haram kılınmıştır. Bu saygınlık için Kur’an’da şöyle buyurulur: “Ey iman edenler! ..Rablerinin lütuf ve rızasını arzu ederek Beyt-i Haram’a doğru gelenlere saygısızlık etmeyin.” [1] “Allah Kâbe’yi, o Beyt-i Haram’ı insanlar için dirlik düzenlik nedeni kıldı..”[2] Buna göre, Mescid-i Haram’a saygı yanında, oraya ziyaret için gelenlere de saygı gösterilmesi istenmektedir. Diğer yandan saldırı olmadıkça Mescid-i Haram çevresinde savaş yapılması yasaklanmıştır. “Mescid-i Haram’ın yanında onlar, sizinle savaşmadıkça siz de onlarla savaşmayın. Eğer orada sizinle savaşırlarsa onları öldürün. İşte küfür ehlinin cezası budur.” [3]

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Ancak şu üç mescit için her türlü yolculuk yapmaya değer. Mescid-i Haram, Rasûlullah’ın mescidi ve Mescid-i Aksâ.” [4] Bu üç mescitte kılınacak namazın fazileti hakkında da Allah’ın Rasûlü şöyle buyurmuştur: “Başka yerlerde kılınan namaza göre, Mescid-i Haram’da kılınan bir namaz yüz bin namaza, benim mescidimde kılınan bir namaz, bin namaza, Beyt-i Makdis’te (Mescid-i Aksa) kılınan bir namaz da, beş yüz namaza denktir.” [5] Câbir (r.a)’ten nakledilen hadis ise şöyledir: “Benim mescidimde kılınan bir namaz, Mescid-i Haram haric, başka mescitlerde kılınan bin namazdan daha faziletlidir. Mescid-i Haram’da kılınan bir namaz da diğer mescitlerde kılınan yüz bin namazdan daha faziletlidir.” [6]

Mescid-i Haram, önceleri Kâbe’nin çevresinde tavaf edenlere ayrılmış, etrafı evlerle çevrili, kumluk dar bir alandan ibaretti. Oraya evler arasındaki sokaklardan girilirdi. Hz. Ömer döneminde nüfusun artması, hacı sayısının büyük rakamlara ulaşması üzerine tavaf yeri dar gelmeye başlamıştı. Bunun üzerine Harem-i Şerîf’in çevresindeki bazı evler satın alınarak yıkıldı ve yerleri mescide eklendi. Harem-i Şerîf’in çevresine de bir adam boyuna yakın yükseklikte ihâta duvarı yapıldı.[7] Mescit, Emevîler, Abbasîler, Osmanlılar ve Suudlular zamanında çeşitli tamirler gördü, değiştirildi ve genişletildi.

Ebû Cafer Mansur’un oğlu Mehdî zamanında (M. 775-785) iki defa tamir yapıldı. Kâbe ile sa’y yeri arasındaki evlerin tamamı Harem-i Şerîf’e katıldı. Kâhire’den getirtilen beşyüz’e yakın direk, gereken yerlere dikilerek, üzerlerine kubbeler inşa edildi. Tavan ve revaklar ahşap olarak yapıldı.[8] Osmanlılar döneminde Sultan II. Selim’in emriyle 979/1571’de, Mısırlı Ahmed beyin nezaretinde sürdürülen beş yıllık inşaat sırasında, bu ahşap tavanlar yıkılarak, yerlerine mermer konuldu ve üzerlerine kubbeler yapıldı. Çeşitli Osmanlı sultanları döneminde tavaf mahalli genişletilirken, yenilenen 892 sütuna yeni sütunlar eklenmiştir. Yenilenen kemerler üzerine Türk üslûbunda beşyüz küçük kubbe ilâve edildi. Mevcut 19 kapı yenilendi. Suûdî yönetimi de günümüze kadar dört kez genişletme faaliyetinde bulundu. 1961’de Safa ile Merve arasındaki sa’y yolunun üzeri kapatılarak Harem-i Şerîf’e ait yapıya eklendi. Bu genişletmelerle Harem-i Şerîf’in üç yüz bin kişiyi alabilecek şekilde, 160.000 metre kareye çıkarılması hedeflenmişti.[9]

Beyt-i Ma’mûr: Bayındır, bakımlı, hacılarla ve Allah’ın varlığı ile şenlenmiş ev demektir. Kâ’be veya yedinci gök katında Kâbe’nin üstünde, her gün yetmiş bin meleğin namaz kılıp tavaf ettiği yüce gök mescidi olup, bir kez tavaf eden meleğe kıyamete kadar ikinci bir tavaf sırası gelmez. Kâbe’nin her yıl 600 bin kişi tarafından ziyaretle ma’mûr kılınacağı, bu sayı eksik kalırsa meleklerle tamamlanacağı nakledilmiştir.[10]

Tûr sûresinin ilk altı âyetinde Cenâb-ı Hakk’ın, üzerine yemin ettiği altı şeyden birisi de “Beyt-i Ma’mûr” (imar edilmiş, şenlenmiş ev) dir.[11]

Mirac hadisinde şöyle buyurulur: “Sonra bana Beyt-i Ma’mûr gösterildi. Orayı her gün 70 bin melek ziyaret eder.” [12] Mutasavvıflar Beyt-i Ma’mûr’u “mü’minin kalbi” olarak niteler ve bakımlı oluşunu da ma’rifet ve ihlâsla açıklarlar.[13] İbn Abbas tefsirinde, Beyt-i Ma’mûr, Âdem (a.s)’ın inşa ettiği, Nûh tufanından sonra, gökyüzünün altıncı katına kaldırılan bir mescit olarak tanımlanır.[14]

Dipnotlar:

[1] Mâide, 5/2. bk. Bakara, 2/217. [2] Mâide, 5/97. [3] Bakara, 2/191. [4] Buhârî, Salât fî Mescid-i Mekke, 1. 6, Sayd, 26, Savm, 67; Müslim, Hac, 415, 511; Tirmizî, Salât, 126, H. No: 326; Nesâî, Mesâcid, 10; İbn Mâce, İkâme, 196. [5] Askalânî, Bülûgu’l-Merâm, II, 574. [6] İbn Mâce, İkâme, 195, H. No: 1406. Heysemî, Mecmau’z-Zevâid’de bu hadis için “sahîh ve ricâli sikadır” demiştir. [7] Belâzurî, Fütûhu’l-Buldân, Kâhire 1901, s. 53. [8] Belâzurî, age, s. 53. [9] 
İsmail Yiğit, “Harem-i Şerîf” mad. Şamil İslâm Ansik. [10] İbn Kesir Muhtasarı, III, 388, 389; Elmalılı, İst. 1936, VI, 4551. [11] bk. Tûr, 52/4. [12] Buhârî, Bed’ü’l- Halk, 6. [13] bk. Beyzâvî, IV, 467; Bursevî, Rûhu’l-Beyân, IV, 123; Elmalılı, VI, 4551. [14] Fîrûzâbâdî, İbn Abbas Tefsiri, Mısır 1316, s. 329.

Kaynak: Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslam İlmihali, Erkam Yayınları

MESCİD-İ HARAM NEDİR, NEREDEDİR?

Mescid-i Haram Nedir, Nerededir?

MESCİD-İ HARAM İLE İLGİLİ AYETLER

Mescid-i Haram ile İlgili Ayetler

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.