Mescid-i Aksa (Beytülmakdis) Tarihi

Mescid-i Aksa’yı (Beytülmakdis) hangi peygamber inşa etti? Mescid-i Aksa’nın (Beytülmakdis) kısaca tarihi ve önemi.

Kudüs’te eski Süleyman Mabedi’nin bulunduğu yerde inşa edilen mescidin adıdır. O dönemde onun ötesinde başka bir mescit bulunmadığı için, Kur’an’da buna; “En uzak mescit” (Mescid-i Aksa) adı verilmiş, hicretten onyedi ay kadar önce vuku bulan Mirac yürüyüşünde, Hz. Muhammed’in (s.a.s.) Mescid-i Haram’dan, Mescid-i Aksa’ya kadar gece yolculuğu yaptığı bildirilmiştir.[1]

Bu mescide, “İliya” veya günahlardan temizlenme yeri anlamında “Beytülmakdis” veya “Beyt-i Mukaddes” de denilmiştir. Mirac’la ilgili hadislerde şöyle buyurulur: “Burak’a bindim Beytülmakdis’e gittim.” [2] “Kureyş beni Mirac konusunda yalanlayınca, Hicr’de kalktım. Allah bana Beytülmakdis’i gösterdi, onlara, ona bakarak Allah’ın âyetlerini haber vermeye başladım.” [3] “Allah Arîş ile Fırat arasına bereket vermiş ve özellikle Filistin’i kutsal kılmıştır.” [4]

MESCİD-İ AKSA’YI İNŞA EDEN PEYGAMBERİN ALLAH’TAN DİLEĞİ ÜÇ ŞEY

Yeryüzünde Mescid-i Haram’dan sonra yapılan en eski mescitlerden birisi de Mescid-i Aksa’dır. Yapımına Hz. Dâvud (a.s) başlamış ve oğlu Süleyman (a.s) tarafından tamamlanmıştır.[5] Abdullah İbn Amr’dan nakledildiğine göre, Rasûlullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Dâvud oğlu Süleyman Beytülmakdis’in yapımını bitirdikten sonra, Cenâb-ı Hak’tan üç dilekte bulunmuştu:

  1. Kendisinden sonra hiçbir kimseye nasip olmayacak bir mülk ve saltanat vermesini,
  2. Allah’ın hükmüne uygun hükmetme gücü vermesini,
  3. Bu mescide sadece namaz kılmak niyetiyle gelenlerin, oradan analarından doğdukları gündeki gibi günahlarından temizlenmiş olarak çıkmalarını.” Hz. Peygamber, hadisin devamında şöyle buyurmuştur: “Allah ona ilk iki istediğini vermiştir. Üçüncüsünü de vermiş olmasını umarım.” [6]

MÜSLÜMANLARIN İLK KIBLESİ

Mescid-i Aksa, hicretin 16. ayına kadar Müslümanların kıblesi idi. Hz. Peygamber’in (s.a.s.) yolculuk yaparak ziyaretine izin verdiği üç mescitten birisidir. Hz. Ömer döneminde Kudüs fethedilince, oraya giden halîfe bir gece vakti Beytülmakdis’e girdi, orada bütün gece namaz kıldı. Sabah olunca da ezan okutarak cemaat ile namaz kıldı. Bundan sonra Ömer (r.a), Kâbü’l-Ahbâr’ı çağırarak Müslüman mescidinin nereye yapılabileceğini sordu. Kâb, es-Sahrâ (kaya)’ya işaret etti ve bunun kıble olmasını istedi. Hz. Ömer ona, müslümanların kıblesinin Kâbe olduğunu hatırlattı. Fakat Beyt-i Makdis’in, kutsal hatırasına da bir mescit yaptırdı ve kıblesini Kâbe tarafı olarak belirledi. Burası daha sonra Kubbetü’s-Sahrâ’nın yeri oldu.

Kubbetü’s-Sahrâ, depremlerden zarar görmüş ve birçok kez tamir edilmiştir. Burası, dört yandan merdivenlerle çıkılan geniş bir seddin ortasında, sekiz köşeli ve yüksek kubbeli bir bina idi. Dördü merdivenlere açılan sekiz kapısı vardı. İçeride kubbe’nin altında sahra (kaya) durmaktaydı.

İşte Mescid-i Aksa, Kubbetü’s-Sahrâ’nın ibadet yapılan bir bölümünü oluşturur. Günümüzde Mescid-i Aksa deyince; İslâm kaynaklarında Halîfe Abdülmelik’ten, Osmanlı Padişahı Kanunî Sultan Süleyman’a kadar gelip geçen pek çok halîfe ve padişahlar tarafından burada inşa edilip bırakılmış, Kubbetü’s-Sahrâ, mezar, türbe, tekke, zaviye ve sebil gibi dini amaçla yapılmış yapıları içine alan, yaklaşık 150 dönüm kadar bir arazi üzerine serpiştirilmiş binalar topluluğu anlaşılır. Dar anlamda Mescid-i Aksa deyince ise, Kubbetü’s-Sahrâ’dan uzakta olmayan ve Abdülmelik tarafından inşa edilmiş bulunan mescit kastedilir. Bu mescidin yapımında, Jüstinyen tarafından inşa edilmiş bulunan ve İran Hükümdarı II. Hüsrev tarafından tahrip olununcaya kadar ayakta kalan, Meryem Ana Kilisesi’nin harabelerinden çıkan malzeme kullanılmıştır.[7]

Dipnotlar:

[1] bk. İsrâ, 17/1. [2] Buhârî, Bed’ü’l-Halk, 6; Müslim, İmân, 259, 264; Nesâî, Salât, 10. [3] Buhârî, Tefsir, 17/3. [4] Ebu’l-Kâsım Ali, Târîhu Medînet-i Dımaşk, Dâru’l-fikr, Beyrut 1995, I, 144; Süyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr, III, 527. [5] Zerkeşî, İ’lâmü’s-Sâcid, Kahire 1397, s. 277; Elmalılı, Hak Dini Kur’an Dili, İst. 1936, IV, 3144 ; İslâm Ansik. M.E.B basımı, “Mescid-i Aksa” ve “Kudüs” mad. [6] Nesâî, Mesâcid, 6; H. No: 691; Miras, Tecrîd-i Sarîh Terc. IV, 167. [7] Mefail Hızlı, “Mescid-i Aksa” mad., Şamil İslâm Ansik.

Kaynak: Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslam İlmihali, Erkam Yayınları

İslam ve İhsan

MESCİD-İ AKSA NEDİR, NEREDEDİR?

Mescid-i Aksa Nedir, Nerededir?

MESCİD-İ AKSÂ NERESİ?

Mescid-i Aksâ Neresi?

MESCİD-İ AKSA’YI KİM YAPMIŞTIR?

Mescid-i Aksa’yı Kim Yapmıştır?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.