Memur Olarak Çalışıyorum, 2 Araç Aldım Ama Satamıyorum, Borçlarım Var, Bana Zekat Düşer mi?
Memur olarak çalışıyorum, 2 araç aldım ama satamıyorum, borçlarım var, bana zekat düşer mi? Sizlerden gelen soruları ve dinî meselelere dair merak edilenleri Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Hamdi Yıldırım cevaplıyor.
Kardeşimizin çizmiş olduğu tabloda borçlar üzerine birikmiş ama borçları itfa edebilecek olan elindeki araçları satıp da borçtan kurtulma imkanı bugünkü şartlarda pek görünmüyor diye bir tablo ortaya çıkartıyor. Binaenaleyh, normalde benim aldığım kamuda çalışıyorum, aldığım maaş bana çoluğuma çocuğuma yetiyordu. Ama iki araç için kredi borcu altına girince bunlarla boğuşurken nihayetinde benim bu elime geçen parayla geçinmem imkansız hale geldi diyor. Dolayısıyla bana zekat düşer mi?
Zekat, Efendimiz aleyhissalatu vesselam'ın koymuş olduğu altın bir düstur ile "Müslümanların fakirinden alın, zengininden alınır, fakirine kullanılır." Yani toplumdaki Müslüman olmayan gayrimüslim unsurlardan da zengin de olsalar zekat alınmıyor. Yine toplumun Müslüman olan fakirine zekat veriliyor. Çünkü zekat bir yönüyle bir ibadet, mali bir ibadet. Binaenaleyh birtakım özel şartlar çerçevesinde tahakkuk ediyor ve birtakım şartları bulunduran kimselere veriliyor. Bunların başında kişilerin, alınan zekat kendisinden alınan kişinin de, kendisine zekat verilenin de Müslüman olması lazım geliyor. Bu tabloda bu kardeşimiz Müslüman ki böyle bir soru bize soruyor. İkinci bir mesele zekat verilecek kişinin fakir olması. Burada bu kardeşimizin fakirlik şartı tahakkuk ediyor mu? Bu fakir mi değil mi?
İbnü Sebil ve Borç Durumu
Burada tabii baktığımızda kardeşimizin bir serveti var. Bu servete baktığınızda fakir olarak görünmüyor. Ama serveti kullanma imkanı var mı? İşte burada Kur'an-ı Kerim'de adı geçen "ibnü sebil" yani yolda kalmış kişi; hacca gidiyordu veya işte bir yere sıla-i rahime gidiyordu, bir yere ticaret için gidiyordu, yolda parasını kaybetti. Evet, memleketinde parası var ama o paraya ulaşma imkanı yok. Bundan düşünün 200-300 sene önce İstanbul'da oturuyorsunuz, İstanbul'da malınız, mülkünüz var. Çıktınız işte Konya'ya gittiniz, Konya'da elinizdeki parayı kaybettiniz. Dolayısıyla Konya'da fakirsiniz. Özü itibariyle siz zengin bir adamsınız ama paranıza ulaşma imkanınız yok. Burada da kardeşimiz normal şartlarda devam etseydi elindeki araçları satıp borçlarını ödeyebilecekti. En azından kendi çarkını döndürebilecek bir kudrete sahip olabilecekti. Ama bugün itibariyle bakıldığında böyle bir imkanı yok. Bu adeta parası olup da parasını kullanamayan yolda kalmış yolcuya benziyor. Bu yönüyle kendisine zekat verilebilir. Fakat bir yandan da bakıldığında parası var. Yani gayrimenkulü veya menkul olan para edebilecek ve ihtiyacı olmayan; hani şimdi bir araç bir kişinin ihtiyacıdır, aracı olduğu halde bir kimse fakir olarak kabul edilebilir. Ama burada iki tane araç söz konusu ve bu iki aracı almasının sizin de ifade ettiğiniz kadarıyla anladığım bir ihtiyaçtan dolayı değil de bir yönüyle "yatırımlık bir tasarruf." Buradan baktığınızda da bu adamın parası var ama parasını kullanamıyor. Bu gibi durumlarda bu kardeşimize biz borç almasını tavsiye edeceğiz.
Yardımlaşmanın Önemi
Şimdi denilecek ki kim borç verir? Yani piyasada kimse kimseye borç vermiyor. Hakikaten de bakıyorsunuz dara düşen, zora düşen kimse şöyle feryat ediyor: "Kardeşim 1 milyon paraya ihtiyacım var. Batıyorum intihar mı edeyim? Müslümanlar niye beni kurtarmıyorlar?" Haklı olarak çaresizliğe düşen bir kimse feryat ediyor. Fakat vakti imkanı yerindeyken yani acaba çaresiz kalan, muhtaç kalan kimse var mı? Ne bileyim çaresizlikten dolayı, imkansızlıktan dolayı sürünen kimse var mı, düşen kimse var mı onu çıkartayım diye de hiçbirimizin aklına gelmiyor. Yani şu anda diyelim ki Basri hocam sizin, benim işte avami ifadesiyle tuzumuz kuru, imkanımız var. Hiç aklımıza geliyor mu? Yani çaresiz olan insanlar var, mali olarak bizim dahi kıt kanaat imkanlarımızla yardım edebileceğimiz, kurtarabileceğimiz insanlar var. Bunlara çare olalım, merhem olalım diye aklımıza gelmiyor. Ama bizim başımıza bir şey geldiğinde, biz sıkıntıya, biz dara düştüğümüzde o zaman feryat ediyoruz, "Nerede bu Müslümanlar?" diyoruz. Burada bize işte şu hadis-i şerif diyor ki; "Allah'ı rahat zamanında, müreffeh zamanında, imkanların konforun yerindeyken Allah'a kendini tanıt. Ya Rabbi de, benim imkanım var. Senin dara düşmüş olan kullarını bana gönder, ben onlara yardım edeyim." Elin bolken sen imdat edebiliyorsan, dara düştüğünde de Cenab-ı Allah sana imdat edecek olan kullarını göndersin. Binaenaleyh sen imkanın olduğunda, halin vaktin yerindeyken Hızır rolünü oyna. Dara düşmüş olanlara Hızır gibi imdada yetiş. Sen de dara düştüğünde Hızır senin imdadına yetişsin.
Emanet ve Sorumluluk
Fakat burada şunu da hemen söyleyeyim; kime sorsak ben başta olmak üzere, "ben elimden gelen imkanı etrafımla paylaşıyorum" diye böyle adeta bir rahmet meleği figürü çiziyoruz. Oysa yaptığımız öyle ufak tefek şeyler bir yana, hakikaten bir şeyin derdiyle dertlenmek, darda kalan, çaresiz kalan, imkansız kalan Allah'ın iffetli kullarının derdine düşmek bu Allah'ın bir nasibi, bir lütfu. Hakikaten bir Müslüman böyle düşünmeli, böyle bir dert, böyle bir tasa çekmeli. Bir diğer mesele de burada belki söylenilecek olan, yar olduğun yere var olmamaya çalışmak. Mesela bakıyoruz Hz. Peygamber Efendimiz Mekke'den Medine'ye gelen muhacirleri Medine'deki ensarla kardeş yapıyor. Onlar da her şeylerini paylaşıyorlar. Ama Mekke'den gelen Müslümanlar diyorlar ki: "Allah sizin malınızı, mülkünüzü bereketli kılsın. Siz bize çarşının yolunu gösterin, iş imkanları gösterin, biz o imkanlar çerçevesinde kendi rızkımızı kendimiz kazanmaya çalışalım." Bu kardeşimizin yapması gereken de ortada bir mal mülk var. Yani bu bir ay, 2 ay, 3 ay diyelim ki bir sıkışmış durum söz konusu. Eğer bir kandırma, aldatma, sömürü durumu söz konusu değilse Allah'ın izniyle bu kriz, geçici bir kriz açılacak ve kardeşimiz de imkanlarına kavuşacak. Böyle bir durumda borç araması lazım gelir. En son çare yani kimseden borç bulamazsa o zaman Müslümanlardan yine kendisi borç niyetine zekat alır. İmkanı olduğunda da o zekatı bir başkalarına öder. Niye? Çünkü arkada bir malı, mülkü var, serveti var. Bugün kullanamasa da kullanma imkanı olan bir serveti var. Bundan dolayı fakirin fukaranın, tırnak içerisinde bu kardeşimiz kadar becerikli olup da işte yatırım fonuna parayı koyayım oradan iki tane araba, 3 tane taksi alayım türünden bir eylemin içerisine giremeyen; efendim dul, yetim, çaresiz, evinde yatalak hastası olan binlerce insanımız var, fakirimiz var. Onların hakkından bir şey alırken insan tüyleri ürpererek davranmalı. Eğer bir mecburiyet varsa, kimseden borç bulamıyorsa o zaman tamam zekat olarak alır. Ama ilk fırsatta o zekatı kendisi borç olarak görüp tekrar onu fakire, fukaraya dağıtır. Allahu alem.











YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!