Mehir Çeşitleri Nelerdir?

İslam hukukuna göre mehir ne zaman verilir? İslam'da mehrin çeşitleri.

Mehir genel olarak miktarı taraflarca belirlenen (mehr-i müsemmâ) veya miktarı örfe bırakılan mehir olmak üzere ikiye ayrılır. Miktarı taraflarca belirlenen mehir ise peşin (muaccel) ve ödemesi geri bırakılan (müeccel) mehir diye ikiye ayrılır.

MEHRİN ÇEŞİTLERİ

1) Miktarı taraflarca belirlenen (müsemmâ) mehir:

Bu, nikâh akdi sırasında veya daha sonra eşlerin karşılıklı rıza ile belirledikleri mehirdir. Âyette bu çeşit mehirden şöyle söz edilir: “Eğer siz, onları kendileriyle cinsel temasta bulunmazdan önce boşar, fakat daha önce onlara bir mehir tayin etmiş bulunursanız, bu tayin ettiğiniz mehrin yarısı onlarındır.” [1]

Miktarı belirlenmiş olan mehir de peşin verilip verilmemesi durumuna göre ikiye ayrılır. Peşin veya vadeli mehir.

a) Peşin ödenen (muaccel) mehir:

Eşlerin daha önce miktarını belirledikleri mehir, nikâh akdi sırasında verilebileceği gibi, sonraki bir tarihte de ödenebilir. İşte akit sırasında peşin olarak verilen mehre “peşin mehir” denir. Eşler mehrin miktarını belirlemekle birlikte, ödeme şeklini tesbit etmemiş olurlarsa, peşin ödenecek miktar örfe göre belirlenir. Örf, tamamının veya bir bölümünün peşin, geri kalanın ileri bir tarihte verilmesi şeklinde meydana gelmişse, buna göre amel edilir. Çünkü mehrin ödeme şekli üzerindeki örf, aksi kararlaştırılmadıkça eşler arasında şart koşulmuş gibidir. Hadiste şöyle buyurulur: “Müslümanların güzel gördüğü şeyler Allah nezdinde de güzeldir.” [2]

Diğer yandan kimi fakihler, kadına zifaftan önce mehrin bir bölümünü vermeyi müstehap sayarlar. Delil; Hz. Ali’nin evlilik sırasında Hz. Fatıma’ya zırhını mehir olarak vermesidir. Bu evlilik Medîne’de, Hicretin ikinci yılında vuku bulmuş ve mehrin ödenmesi konusunda Medîne örfüne uyulmuştur.[3]

Günümüzde Mısır’da geçerli olan örfe göre, genel olarak mehrin üçte ikisi, Fas Devleti’nde ise yarısı peşin olarak alınır.[4]

b) Ödemesi sonraya bırakılan (müeccel) mehir:

Mehrin tamamını peşin olarak değil de, evlenmenin sona ermesi beş veya on yıl sonunda yahut kocanın ölümü halinde ödenmesi kararlaştırılabilir. işte bu şekilde, ödenmesi belirli vadeye bağlanmış olan mehir “vadeli (müeccel) mehir” adını alır. Bu durumda kadın, belirlenen va’de gelmeden önce mehri isteyemez. Miktarı belirlendiği halde, ödeme durumundan söz edilmeyen ve bu konuda örf de bulunmayan mehir; boşanma veya eşlerden birisinin ölümü halinde peşine dönüşür. Boşamanın kesin (bâin) veya cayılabilir (ric’î) nitelikte olması, sonucu değiştirmez. Ancak ric’î boşama durumunda mehir, iddetin sonunda peşine dönüşür.[5]

2) Miktarı örfe bırakılan mehir (mehr-i misil-emsal mehir):

Kadının emsâli dikkate alınarak belirlenen mehir. Kadın şu durumlarda emsal mehre hak kazanır:

a) Nikâh akdi sırasında mehrin konuşulmaması durumunda kadın daha sonra emsal mehre hak kazanır. Evlilik sırasında mehrin bilerek veya bilmeyerek konuşulmaması nikâh akdine zarar vermez. Çünkü nikâh akdi evlenecek eşlerin icap ve kabûlü ve gerekiyorsa velilerin icazeti ile tamam olur. Mehir ise nikâhın rüknü olmayıp, mali sonuçlarındandır. Bu yüzden nafaka hakkı gibi kendiliğinden meydana gelir. Mehir konuşulmadığı halde koca vefat ederse, karısı emsal mehrini miras malından alır. Kadın vefat ettiği takdirde ise onun mirasçıları emsal mehri kocadan alırlar.

b) Mehir belirlenmiş olmakla birlikte, mehir hakkında aşırı bilinmezliğin bulunması veya mütekavvim olmayan (alım-satımı caiz olmayan) bir malın mehir olarak belirlenmesi durumlarında kadına emsal mehir gerekir. Meselâ; mehrin ev, otomobil, hayvan gibi mutlak şekilde belirlenmesi durumunda, bunların nitelikleri belirsiz olduğu için “aşırı bilinmezlik”ten söz edilir ve bu durumda emsal mehir gerekir.Yine Şarap, domuz eti gibi İslâm’ın yasakladığı mütekavvim olmayan şeylerin mehir olarak tesbit edilmesi de geçersiz olup, kadın emsal mehre hak kazanır.

c) Tarafların mehirsiz evlenmeyi kararlaştırması durumunda böyle bir şart geçersiz olup kadın emsal mehire hak kazanır. Şıgar adı verilen trampa evliliğinde iki aile karşılıklı olarak kızlarını mehirsiz evlendirmeyi kararlaştırırlar. Böyle bir anlaşma hadisle yasaklanmıştır. Allâh’ın elçisi “İslâm’da şigar evliliği yoktur.” [6] buyurmuştur. Hanefîlere göre evlilikte şigar anlaşması geçersiz olup, nikâh sahih olarak meydana gelir ve kadın emsal mehre hak kazanır. Şigar evliliği İmam Şâfiî, Mâlik ve Ahmed b. Hanbel’e göre fâsittir[7]

d) Mehrin konuşulup konuşulmadığı veya miktarı konusunda eşler arasında anlaşmazlık çıkarsa kadın emsal mehir alır. Ancak bu konuda hangisi delil getirirse kabul olunur. Delil getiremezlerse “mehir konuşulmadı” diyenden (inkâr eden) yemin istenir. O, yeminden kaçınırsa, diğer eşin iddiası sabit olur. Yemin ederse, kadın emsal mehir alır.[8]

Emsal mehrin belirlenmesinde şu kriterler dikkate alınır. Bunun için evlenecek olan kadının babası tarafından en yakın hısımı olan kız kardeş, yeğen veya hala gibi kadınlardan; yaş, güzellik, servet, takvâ, akıl, dine bağlılık, bekarlık, iffet, ilim, edep, güzel ahlâk gibi niteliklerde benzeri olan kadınların daha önce evlenirken aldıkları mehir miktarı ölçü alınarak “emsal mehir” belirlenir. Kadının bu niteliklerde dengi olan bir hısımı bulunmazsa iki tane adaletli erkek veya bir erkek iki kadının şahitliği ile emsal mehir belirlenir. Bu da mümkün olmazsa mehr-i misli belirlemesi için hakime başvurulur.[9]

Dipnotlar:

[1] Bakara, 2/237. [2] Ahmed b. Hanbel, I, 379. [3] M. Muhyiddîn Abdüihamîd, el-Ahvâlü’ş-Şahsiyye, s. 140, 141. [4] Halil Cin, İslâm ve Osmanlı Hukukunda Evlenme, Ankara, 1974, s. 218. [5] Mehmed Zihni, Ni’met-i İslâm, İstanbul 1976, s. 641 vd. [6] Nesâî, Nikâh, 60, Hıyel, 15, 16; Müslim, Nikâh, 60; İbn Mâce, Nikâh, 16; bk. Buhârî, Nikâh, 28; Müslim, Nikâh, 57, 59, 61. [7] Kâsânî, age, II, 282, 283; el-Fetâvâ’l-Hindiyye, I, 309-311; Bilmen, age, II, 6, 119-120, 140, 142. [8] Molla Hüsrev, Düraru’l-Hukkâm, I, 342. [9] Kâsânî, age, II, 287; Bilmen, age, II, 119.

Kaynak: Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Delilleriyle Aile İlmihali, Erkam Yayınları

MEHİR OLABİLECEK ŞEYLER

Mehir Olabilecek Şeyler

MEHİR İLE İLGİLİ HÜKÜMLER

Mehir ile İlgili Hükümler

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.