Manevi Kalp Aşısı Nasıl Yapılır?

Kalbe manevi aşı nasıl yapılır? Manevi kalp aşısının kazançları nelerdir? Kalbe manevi aşı yapılmaz ve insan kâmil bir mürşidin kontrolünde olmazsa ne olur? Prof. Dr. Süleyman Derin yazdı…

Aşılar iki türlüdür, birincisi insana yapılan aşılardır ki bunlar insanın hastalıklara karşı korunmasını sağlar. İkinci tür aşılar da ağaçlara ve bitkilere yapılır ki bunlar da ürünün kısa sürede, daha bol ve yüksek kalitede olmasını sağlar. Her hâlükârda aşı canlıları hem zararlardan korur hem de onların verimini artırır.

Sufilere göre aşılar sadece maddi konularda olmaz, manevi konularda da olur: şöyle ki, müridin tarikat dersi alarak maneviyat yoluna girmesini sufiler kalbe manen aşı yapılması olarak görürler. İçinde bulunduğu halden memnun olmayan Müslüman, öncelikle kendine her konuda örnek alabileceği kamil bir mürşid bulur. Mürşid, Allah Rasûlü’nden bugüne kadar akıp gelen maneviyat ırmağında yunmuş, kalbi pir ü pak olmuş bir Allah dostudur. Mürşitlerin hepsi de kalben aşılı kimselerdir, Allah Rasûlü’nün takvası, muhabbeti, aşkı ve şevki sahabeye, sahabeden tabiine ve ariflerin sadırlarından sadırlara akarak bugünlere ulaşmıştır.

KALP AŞISI İLAHİ BİR SÜNNETTİR

Aslında kalp aşısı ilahi bir sünnettir, Yüce Rabbimiz iki kere peygamberinin kalbine aşı yaptırmıştır. Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’in çocukken yaşadığı şakk-ı sadr hâdisesini Enes b. Malik şöyle anlatır:

“Rasûlullâh Efendimiz çocuklarla birlikte oynarken Cebrail gelerek onu tutmuş ve yere yatırarak sadrını yarmış, kalbini çıkarıp ondan bir kan pıhtısı almış ve ona: ‘Bu, şeytanın sendeki nasibidir’ buyurmuştu. Sonra kalbini altın bir tasın içinde zemzem suyu ile yıkayıp kapatmış, sonra da yerine geri koymuştu. Oradaki çocuklar koşarak sütannesi Halime’ye: “Muhammed öldürüldü!” dediler. Onlar da hemen Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in yanına koşarak O’nu korkudan rengi değişmiş bir halde buldular. Enes radıyallahu anh şöyle buyurur: “Ben bu dikiş izini Allah Resulünün sadrında görürdüm.” (Müslim, Îmân, 261)

Sadrın yarılması hâdisesinin ikincisi,  Miraç mucizesine hazırlanırken olmuştur. Allah Rasûlü Mirac’ın ağırlığını aşılı bir kalp ile taşıyabilmiştir. Onun gönül âleminden aşılanan sahabeler bakır gibiyken bu kalbi beraberliğin bereketi ile hepsi altın gibi olmuşlardır. Bununla beraber hem Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem zamanında hem de günümüzde aşı kabul etmeyen nice hasta kalpler de hep olagelmiştir. Bu talihsiz kullar su kenarında susuzluktan ölen zavallılardır, onlar bilerek ve isteyerek kendilerine uzanan eli ısırmış, kalplerini hakka ve hakikate kapatmışlardır.

MANEVİ KALP AŞISININ KAZANÇLARI

Bu peygamber sünnetini takip eden, kâmil mürşitler adeta bir bahçıvan gibi müritlerin çorak kalbine muahbbetulllah ve marifetullah aşısı yaparlar. Bu aşı tutarsa mürid iki türlü kazanç elde eder, birinci olarak her tür manevi hastalıklardan, haset, kibir, ucüb, cimrilik gibi kötülüklerden kurtulur. Özellikle günümüzde bu aşı her zamandan daha kıymetli hale gelmiştir. Zira etrafımızı saran haramlar adeta salgın halini almış, kötülükler eskilere göre çok daha kolay işlenir olmuştur. Bu durumda sufilerin aşısının ilk faydası salikin gönlünde haramlara olan meyli yok etmesidir. Musa Efendi hazretleri kendisinin yaşadığı aşı tecrübesini şöyle anlatır:

“Muhterem Üstâzım Mahmûd Sâmi -kuddise sirruh-’un huzur-i âlilerine girdiğimizde, tasavvufa dair hiçbir malûmatım yoktu. Bize evrad verecekler, yapacağız, o kadar. Manevi değişiklik gibi şeylerden haberimiz yoktu. Zâhirî bir ders gibi telâkki ediyorduk. Nakşibendîliğin farkı bu işte. Diğer tarikatların nihayeti onun başlangıcı oluyor. Ne kadar mühim. Kalbe kuvvetli bir aşk aşısı vuruluyor. Sâlik hakikaten zeki, anlayışlı ise onun kıymetini biliyor, o hâlini muhafaza ediyor. Biraz noksanlığı olan ise, istifâde etse bile o kadar alamıyor.” (Sahibül Vefa Hace Musa Topbaş, Dr. Adem Ergül, Erkam Yayınları)

Ayrıca Musa Efendi (rahmetullahi aleyh) muhabbet aşısı tutan saliklerde şu pozitif emarelerin görüleceğini ifade ediyor:

“Evrâdlarını ihlâs ve istikâmet üzere tatbik edenlerde âdeta gözle görülür şekilde değişiklikler ve inkişaflar olur: Kibrin yerini tevazu ve vakar, imansızlığın yerini, derin Allah sevgisi, Peygamber sevgisi, bâtılın yerini Hak, hasetçiliğin yerini merhamet, cimriliğin yerini sehâvet, anlayışsızlığın yerini fetânet, tembelliğin yerini dirayet ve gayret, korkaklığın yerini cesaret, kötü görüşün yerini müsâhamalı görüş, kabalığın yerini nezâket, dağınıklığın yerini tertiplilik ve nezâfet, bilgisizliğin yerini edep, irfan, aceleciliğin yerini itidâl ve teennî, iddiacılığın yerini, yerinde uysallık, mahlûkat düşmanlığının yerini herkesi hâllerine göre sevmek alır.” (Sultânü’l-Ârifîn eş-Şeyh Mahmûd Sâmi Ramazanoğlu, Sadık Dânâ, Erkam Yayınları, s.13)

Kalp aşısının ikinci faydası ise salikin manen veriminin artması yani ibadetlerini aşk ve şevk ile kolaylıkla yapmasıdır. Musa Efendi bu konuyu şöyle açıklar: “İnsan maneviyat yoluna girdikçe şevki, aşkı artar. Ona hiçbir şey ağır gelmez. İbadet etmek, haramlardan kaçmak hepsi zevk hâline gelir. Musibetlere tahammül, kaza-kader bahsine icabet kolay hâle gelir.” (Altınoluk Sohbetleri, V, 36) İmam Rabbani de bu meseleyi: “Tasavvufun bir başka maksadı da, fıkhın emirlerinin severek yapılmasını sağlamak, nefs-i emmâre tarafından çıkartılan zorlukları ortadan kaldırmaktır” şeklinde açıklar.

KALBE MANEVİ AŞI YAPILMAZSA NE OLUR?

Peki, kalbe manevi aşı yapılmaz ve insan kâmil bir mürşidin kontrolünde olmazsa ne olur? Evet, böyle müminler çokça ibadet edebilirler, sevaba da girerler ama manen yeterince terakki edemezler. (İstisnalar kaideyi bozmaz). Zira bu tür insanlar nefislerini tanımadıkları ve manevi aşının getirdiği bağışıklığı kazanamadıkları için nefislerine yenilirler, haramlara karşı sabırları az olur. İbadetlere karşı da şevkleri kıttır, biraz ibadet etseler yorulurlar.

Mevlana maneviyat aşısı vurulan ile vurulmayan insan arasındaki farkı şöyle anlatır: Birisi on rekât namaz kılsa usanır, diğeri beş yüz rekât namaz kılar asla usanmaz. Bir başkası ta Kâbe'ye kadar yaya gider, öbürü mahalle mescidine varıncaya kadar canı çıkar. Birisi o kadar cömerttir ki gönlü bulanmadan canını bile verir, öbürü bir dilim ekmek verebilmek için can çekişir. (Mesnevi, c. 2, 3537-39)

Kalpte maneviyat aşısının olmamasının neticesinin cevabını bir de İmam Rabbani’den dinleyelim: “Bu kadar kolaylığa rağmen, her kim İslam’ın hükümlerini güç sayarsa bu ondaki insafsızlığı ve taş kalpliliği gösterir. Böyle bir kimsenin kalbi ve ruhu hastadır. Nasıl ki sağlam insana kolay gelen işler hastaya zor gelirse aynen bunun gibi iç dünyası kararmış insanlara da dinin emirleri zor gelir. Kalbin hasta, bozuk olması demek, Peygamberlerin (aleyhimüsselâm) getirdikleri bilgilere, tam inanmaması demektir. Bu tür insanların inanmaları sadece görünümdedir. Onlar içten inanmış değillerdir.” (191. Mektup)

Netice olarak selim kalbe ulaşmak için temiz gönüllerden alınan haşyet, takva, aşk ve şevkin kalplerimizi aşılaması elzemdir. Unutmayalım ki aşısız ağacın meyvesi olmaz, olsa da ekşi olur. Rabbimiz bu hususta bizleri muvaffak kılsın. Âmin.

Kaynak: Süleyman Derin, Altınoluk Dergisi, Sayı: 452

İslam ve İhsan

KALBİ MANEVİ OLARAK KORUMAK İÇİN ALINABİLECEK TEDBİRLER

Kalbi Manevi Olarak Korumak İçin Alınabilecek Tedbirler

MANEVİ KALP ÇEŞİTLERİ

Manevi Kalp Çeşitleri

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.