Kur’ân’da Hata Arayanlar Ne Buldu?

Avrupalı araştırmacılar, altmış yıl boyunca Kur’ân nüshalarını karşılaştırarak fark aradı. Peki sonuçta neyle karşılaştılar: bir çelişki mi, yoksa ilâhî bir mucizeyle mi?

17. asırdan beri Avrupalılar, kendi dinlerinin kitaplarındaki büyük farklılıklardan rahatsız oldukları için bu psikoloji içinde Kur'ân üzerinde çalışmaya devam ediyor. Hattâ bazı müsteşrikler Kur'ân nüshaları üzerinde de benzeri bir kitabın biriminin üniversitelerine teklifler verdiler. Münih Üniversitesi bu teklifini kendi bünyesinde kabul etti ve Kur'ân Araştırmaları Enstitüsü'nü kurdu. Gayeleri birleştirilmiş olarak mevcut bütün Kur'ân nüshalarının bulunabileceği imkan nisbetinde toplanıyordu. Toplama işlerini gerçekleştirdikten sonra nüshaları karşılaştırdılar. Bu iş yaklaşık altmış yıl kadar ileri sürüldü. Bu birimin faaliyetlerini bilen ve bazı Üyelerle görüşen Prof. Dr. Muhammed Hamidullah, bu konuda şu bilgileri veriyor:

KUR’ÂN’DA İHTİLAF VAR MI? 60 YILLIK BATI ARAŞTIRMASININ CEVABI

"Ben Fransa'da öğrenci iken 1934 yılında adı geçen Enstitünün yöneticisi Kur'ân nüshalarının suretlerini almak için Paris'e gelmişti. Paris'teki Millî Kütüphane'de (Bibliotheque Nationale) Hicrî ikinci asırdan kalan en az iki Kur'ân nüshası mevcut. Bu zatı ziyaret etmiş ve şu anda iş başındayken konuşmuştuk. 1934'e kadar toplamış oldukları nüsha olduğu 42 bin olduğunu söyledi. 1934 yılında nüshaları birleştirmeye devam ediyorlardı. Enstit kütüphanelerinde Kur'ân tefsirlerini ve kıraat ilmine günlük kitapları da topla. Zira bunlarda sık sık diğer kırâatlar da zikrolunur gibi.

Daha sonra İkinci Dünya Harbi başladı. Harp sırasında, bir Amerikan bombası Münih Üniversitesi'ndeki bu fakülteye isabet etti. Binanın içinde bulunan kişilerle birlikte bileşenler malzeme de mahvoldu. Fakat bu imha hadisesi, benzer bir girişimü mümkün hale getirmiş değildir. Zira Münih'te ortadan kalkan nüshalar, Kur'ân nüshalarının asılları değil fotoğrafları idi. Prof. Pretzl, enstitünün üçüncü yöneticisi oldu, kendisi de bombada öldürüldü. Enstitüde büyük âlimler ile onların birçok yardımcıları vardı. bunlardan biri Jeffery adlı Amerikalı bir âlim idi. Bu kişilere, Kur'ân'daki rivayet farkları görülüyordu. Nitekim İbn Ebî Davud'un “Kitâbu'l-Mesâhif” ile ilgili bu konu ile neşretmişti. Jeffery'nin Abdulmuîd Han adlı benim de arkadaşım olan bir hikayesi vardı. Jeffery İkinci Dünya Harbi'nden az önce enstitünün çalışmaları hakkında bazı notlar yayınlanmıştı. Ben bu notları göremedim. Bu sıralarda Abdulmuîd Han da vefat etmişti. Yalnız onun bana şifahi olarak naklettiğine göre Jeffery notlarında açıkça şöyle diyordu:

“Biz, sonuçlar kadar rivayet farkı göremedik; görülen, katib olaylardan ileri gelmiş olan istinsah farklılıklarıdır.”

Biz de meselâ bir mektup yazdığımızda, bilgisi olmadan hata kaydı. Bazı kâtipler de Kur'an'ı istinsah ederken yanılarak hatalar yapmışlardır. Buna dair bir misâl verelim: Kur'ân'da “Bismillahirrahmânirrahîm” yerine “bismillâhirrahman” gördüğümüzde bu, rivayet hatası da olabilir, kâtip hatası da. Bu durum bir tek sûrede ve sûrenin başında vâkî olursa kâtibin kurallarına hükmederiz. Fakat bütün sûrelerde görülen rivayetler sayılır. Bu bloğun bombardımanı edilişine (hatırladığımıza göre 1946 senesine) kadar Jeffery, sadece istinsah geçmişlerini, rivayet kuralını müşahede etmediklerini söylüyorlar. Bu çalışma sonuçlanmamıştı; muhtemel karşılaştırmaları nüshalar da vardı. Biz, bu enstitünün rivayet ihtilâfına gösterip söyleyemeyiz, Kur'ân'da ihtilâf olduğunu düşünemiyorum, budur:

Bu fakültenin çalışması altmış sene devam etmişti; bunu bütün Hristiyan ve Yahudi âlemi biliyordu. Çalışmaya çok sayıda âlim katılmıştı. Onların ellerinde bulunan veya ulaşabilecekleri yerlerde pek çok nüsha vardı. Kur’ân’da ihtilaf olsaydı, bu âlimlerin incelemeleriyle bunun ortaya konulması gerekirdi. Üstelik bunu göstermeleri için kendilerince ciddi sebepler de vardı. İncil’de iki yüz bin fark bulunduğu hâlde, Kur’ân’da da benzer farklılıkların olabileceğini iddia etmişlerdi. Eğer Kur’ân’da bu farkları bulsalardı, “İşte bakın! Kur’ân’a da güvenilmez, onda da ihtilâflar var.” dercesine, bu farkları hemen ifşa etmeleri gerekirdi.

Dipnot:

[1] Bkz. Prof. Dr. Muhammed Hamîdullah, “İslam'ın Bu Dünyada Uygulanabilirliği”, İslam Kültür Forumu, Tokyo, Japonya, Nisan 1977, s. 15; a.mlf., Kur'ân-ı Kerim Târihi Ders Notları, trc: Doç. Dr. Suat Yıldırım, Erzurum 1978, s. 10-11; A. Jeffery, Materials, Önsöz, Leiden 1937, s. 1; MM A'zami, Kur'an Tarihi, İstanbul 2006, s. 260; Celâl Kırca, Kur'ân ve Bilim, İstanbul 1997, s. 114-116.

Hazırlayan: Doç. Dr. Murat Kaya

İslam ve İhsan

KUR'AN-I KERİM HAKKINDA GENEL BİLGİLER

Kur'an-ı Kerim Hakkında Genel Bilgiler

KUR’AN-I KERİM’İN ÖZELLİKLERİ NELERDİR?

Kur’an-ı Kerim’in Özellikleri Nelerdir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.