Kuba Mescidi Hakkında Bilgi

Peygamberimizin (s.a.s.) hicret sırasında Medine’ye girmeden önce misafir olduğu Kuba’da inşa ettiği Kuba Mescidi hakkında kısaca bilgi.

Kuba, Medine kenarında bir yerleşim birimidir. Hz. Peygamber, hicret sırasında Medine’ye girmeden önce, Kuba’da Amr İbn Avf oğulları yurdunda birkaç gün misafir kalmış ve orada Kuba Mescidi’ni inşa etmiştir. Mescidin yapımı için Kubalılar taş getirmiş, en büyük gayreti Ammar İbn Yâsir gösterdiği için, kendisine “İslâm’da ilk mescit bina eden kişidir” denilmiştir.[1] Abdullah İbn Revâha da hem çalışıyor hem de şiir söylüyordu. Amr İbn Avf oğullarına olan bu ilgiyi daha sonra kıskanan Ganem İbn Avf’lar, Ebû Âmir er-Râhib’in teşviki ile Kuba’ya bir mescit daha yapmışlar ve içinde tuzak kurarak, Hz. Peygamber Tebük Gazvesi’nden dönerken namaz kılmasını istemişlerdi. Ancak Cenâb-ı Hakk’ın haber vermesi üzerine, “Dırar Mescidi” adı verilen bu mescit baskın düzenlenerek yıkılmış ve içindekiler kaçmıştır.[2] Allah’ın Elçisi’ne de, aşağıdaki âyetle, o mescitte değil, daha önce kendisinin yaptığı mescitte namaz kılması bildirilmiştir. “..İlk gününden beri takva üzere kurulan mescit, içinde namaz kılmana daha uygundur. Çünkü orada temiz olmayı seven kimseler vardır, Allah da temizlenenleri sever.” [3] Temizlenme ile; maddi ve mânevî kirlerden arınma kastedilir.[4]Takva mescidinin Medine mescidi olduğu da nakledilmiştir.[5] Hadiste şöyle buyurulur: “Kim Kuba mescidine kadar gider ve orada namaz kılarsa, kendisi için umreye denk ecir olur.” [6] Allah Elçisi’nin Kuba Mescidi’ne her cumartesi günü gittiği ve orada iki rekât namaz kıldığı nakledilmiştir.[7]

Dipnotlar:

[1] İbn Hişam, Sîre, II, 143. [2] bk. Tevbe, 9/107, 108. [3] Tevbe, 9/108. [4] bk. İbn Mâce, Tahâret, 28; A. İbn Hanbel, III, 422, VI, 6. [5] Nesâî, Mesâcid, 8, H. No: 695; bk. Kurtubî, Câmi’, 9/ 108. âyetin tefsiri. [6] Nesâî, Mesâcid, 9. [7] Buhârî, Fadlü’s-Salât fî Mescidi Mekke ve’l-Medîne, 2-4.

Kaynak: Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslam İlmihali, Erkam Yayınları

MEDİNE’DE GEZİLECEK YERLER

Medine’de Gezilecek Yerler

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.